SPONSORLU BAĞLANTI

en güzel öğretmen şiirleri

Home » , , , , , » SABAHATTİN ALİ-KUYUCAKLI YUSUF ROMAN İNCELEMESİ(ÖZETİ,YER,ZAMAN,KİŞİLER (AYRINTILI TAHLİLİ)

SABAHATTİN ALİ-KUYUCAKLI YUSUF ROMAN İNCELEMESİ(ÖZETİ,YER,ZAMAN,KİŞİLER (AYRINTILI TAHLİLİ)

Written By edebiyat fatihi on 20 Haz 2013 | 20.6.13

KUYUCAKLI YUSUF ROMAN TAHLİLİ
ÖZETİ:
   Yusuf, Kuyucak’ta doğmuştur. Bir gün, köylerini haydut­lar basmış, bütün ailesini öldürmüştür. Daha çocuk yaşta o-lan Yusuf bu olaydan sonra kimsesiz kalakalmıştır. Kazanın iyi yürekli kaymakamı köyde tek başına sefil hâlde kalan Yu­suf’a acımış, onu evlat edinmiştir. Bundan sonra Yusuf’a her­kes doğduğu yerden ötürü Kuyucaklı Yusuf demeye başla­mıştır.
Kaymakam, Yusuf’a babalık yapmaktadır. Kaymakam’ın Kuyucaklı Yusuf‘tan az küçük Muazzez adında bir kızı vardır. Muazzez ve Yusuf kardeş gibi büyümeye başlarlar. İkisi aynı okulda o-kumaya başlar. Yusuf oldukça zekidir. Fakat küçük yaşta ya­şadığı olumsuz tecrübeler, dış etkiler onu dış dünyaya karşı sert, acımasız yapmıştır. Bu yüzden okuyamaz. Bir yandan da kaymakamın eşi Şahende Hanım, Yusuf’a üvey annelik yapmakta, onu hiç sevmemekte, fırsat buldukça onu hırpala­maktadır. Bu ruh hâli içinde Yusuf büyür, yetişkin bir insan olur.
Yusuf büyüdükçe Muazzez’e karşı derin hisler beslemeye başlar. Muazzez onun üzerine titrediği bir varlık olur. Muazzez’i bütün kötülüklerden korumaya çalışır. Şahende Hanım’a hiç güvenmemekte, onun kızına dahi kötülük yapabileceğini dü­şünmektedir.
Yusuf ve Muazzez bir gün bayram yerine giderler. Kasa­banın külhanbeyi, hovardalığıyla ün salmış Şakir, Yusuf’un yanında Muazzez’e laf atar, ona sarkıntılık yapmaya kalkar. Bunun üzerine Yusuf onu oracıkta döver.
Şakir, bunu hiç unutmaz. Çok zengin olan Muazzez’i el­de ermeyi kafasına koyar. Çünkü her dediği olmuştur şimdi­ye kadar. Bir düzen kurar. Muazzez’in babası kaymakamla kumara oturur, onu borca sokar. Borcuna karşılık Muazzez’i ister ondan. Kaymakam mecburen kabul etmek zorunda ka­lır.
Bunu öğrenen Yusuf, bakkala gider. Kaymakamın borç­landığı parayı bakkaldan alır ve Şakir’e öder. Muazzez, bu se­fer de bakkalla evlenmek zorundadır. Düğün günü, Muazzez’i elde etmeyi kafasına koymuş olan Şakir, kaza süsü vererek bakkalı öldürür. Çok güçlü olduğu için ceza almaktan da kur­tulur. Muazzez’in ailesine şantaj, baskı yoluyla Muazzez’i ver­melerini söyler.
Bütün bu gelişmeler olurken Yusuf içten içe Muazzez’i çok sevmektedir. Fakat fakir olduğu ve Şahende Hanım onu sevmediği için duygularını hiç dile getiremez. Sadece Muaz­zez’i kötülüklerden korumaya çalışır. Bir gün, Muazzez, Yu­suf’a açılır. Onu çok sevdiğini itiraf eder. Yusuf çok şaşırır. As­la ümit edemeyeceği hayali gerçek olmuştur.
Şahende Hanım, bu durumu öğrenir. O, Yusuf’la evlen-dirmektense kızını zengin Şakir’le evlendirmeyi tercih etmek­tedir. Kızını Şakir’le buluşmaya zorlar. Bunun üzerine Yusuf ve Muazzez komşu köylerden birine kaçar ve orada nikah­lanırlar.
Şahende Hanım, bunu hiç affedemez. İçi intikam arzu­suyla dolmuştur. Kaymakam ise çok memnundur. Kendi elinde büyüyen Yusuf’un kızına iyi bakacağından emindir. Kay­makam, onlara yardım da eder. Damadına iş verir, evlerinin kurulmasına yardım eder.
Bir gün, kaymakam kalp krizi geçirir ve ölür. Yusuf’la Muazzez’in çok mutlu giden evlilikleri bunun üzerine gölgele­nir. Onlara kol kanat geren kaymakam ölünce, Şahende Ha­nım ve Şakır içlerinde büyüttükleri kini kusmaya başlarlar. Yusuf’u gezici köy tahsildarlığına verdirirler.
Yeni kaymakam da Şakir ve Şahende’nin elinde bir ma­şadır. Yusuf gidince, Şahende evini içki ve eğlence merkezi yapar. Kızını da intikam hırsından dolayı fuhuşa iter. Olay her yerde duyulur. Dedikodu Yusuf’un da kulağına gelince Yusuf köye döner.
Yusuf, köye gelince feci durumu gözleriyle görür. Karısı kötü emellere alet olmaktadır. Şahende’yi, Şakir’i ve Kaymakam’ı öldürür. Karısı da ağır yaralanır. Karısını alıp şehrin dışına gider fakat karısı da ölür. Karısını bir çukura gömdük­ten sonra ortadan kaybolur.

YAPI UNSURLARI

Kişiler

Yusuf (Romanın başkahramanı) :
Romanın başında 1903′te “on yaşlarında”(s.17)dır, bittiğinde ise I. Dünya Savaşı başlamış, seferberlik ilân edilmiş olduğuna göre yirmi bir yaşında Yusuf. Yazar, dış görünüşü üzerinde fazla durmaz onun, başlangıçta “Sarı benizli, nahif, fakat kuvvetli ve dayanıklı bir çocuktu.” (s. 17) diye tasvir eder kısaca. Şakir’le kavga ettiği bayram gününde de “…koyu yeşil şeytan bezinden elbisesi, basık ökçeli tulumbacı pabuçları ve arkaya doğru atılan fesi ile..”(s.31) bir delikanlı olarak çıkar karşımıza. Kaymakamlıkta memuriyete başladığında ise “… başına kalpak yerine kırmızı bir fes, ayaklarına tulumbacı pabucu yerine yanları lastikli bir potin giydi. Hâki kilotunu da ütüsüz, lacivert ve düz bir pantolonla değiştirdi. Artık kılık kıyafeti bir efendiden farksızdı.” (s. 160) diye tanıtılır. Bir de yüz hatları üzerinde duruluyor 161. sayfada.
Dış görünüşü değil önemli olan Yusuf’un; mizacı, garip tabiatı, yalnızlığı, kasaba hayatından sıkılması, yabanlığı, toplumsal düzene uyum sağlayamaması, masumiyeti, doğallığı, haksızlığa tahammül edememesi… Bütün bu özellikleriyle J.J. Rousseau’nun “soylu vahşi” diye nitelendirdiği romantik felsefenin özüne uygun bir kişi o. Sabahattin Ali de bilinçli olarak hep bu yönlerine vurgu yapar Yusuf’un. Daha çocukken soğuk davranışlarıyla (s. 16) dikkat çeker, hemen hiç “hissi tezahür”(s. 16) göstermez. Anne ve babasının ölüsünün yanıbaşındayken, parmağı kopukken bile duyduğu acıyı göstermez.
Kasabada hep yalnız ve yabandır. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamıştır. Bunalır kasabadaki toplumsal yaşamdan, girmez pek insanların içine, sıkılıp kaçmak ister toplumdan, bir süre okula giderse de kısa süre sonra bırakır bu nedenle, okulda öğretilen bilgileri önemsemez, aynı tavır kaymakamlıkta memuriyete atıldığı ilk gün de değişik biçimde ortaya konur, çalışma odasında kendini bilmediği bir dinin mabedine giren bir adam gibi görür, tedirgin ve huzursuzdur. Toplumda kendine yer arar Yusuf; ancak toplumsal düzenin öngördüğü yükümlülük ve ödevleri yerine getiremediğinden toplumla uyum sağlayamaz ve içten içe huzursuz olur.
Romantik felsefenin çizdiği tiplere uygun olarak kasabada bunalan, huzursuz olan bu genç, doğaya sığınır sık sık, doğadır kendini rahat, mutlu hissettiği yer. Ancak bir gün hiç de beklenmedik bir olay, onu kasabadaki toplumsal yaşamla karşı karşıya getirir. Yusuf’un Şakir’le kapıştığı gündür bu. “Soylu vahşi”, istemediği hâlde, kasabanın acımasız, kirli çarkının dişlileri arasında buluverir kendini. Eşraf ve bürokratları, kasabanın tanrılarını kızdırmıştır; tehdit, kumar, kadın, para, rüşvet gibi hiç tanımadığı araçlarla yürürler üzerine onun. Direnmeye çalışır Yusuf kendi yöntemince, bildiğince, ancak içinde bulunduğu ve yabancısı olduğu toplumsal düzende savunamaz kendini; eşini içki sofralarına düşürürler, ailesi yıkılır. Delikanlı, kasabanın eşraf ve bürokratlarına kurşun yağdırır romanın sonunda, kinini kusar kasabadaki toplumsal düzene; ancak eşini yitirmiş, tutunamamıştır kent yaşamında. Yapıtın sonunda yıkılmış bir durumda, “ömrünün en korkunç senelerinin geçtiği bu kasabaya yumruğunu uzatıp tehdit eder gibi salladıktan sonra, atını ileriye, dağlara doğru.. “(s.240) sürüp gider. Romanın sonunda kendisini ezen eşraf ve bürokrata kurşun yağdırması ve atını dağlara sürmesi, Yusuf’un başkaldırısını gösterir. Bir anlamda o, Türk romanında daha sonra Yaşar Kemal’in İnce Memed (1955) adlı yapıtında en tanınmış örneği görülmeye başlanan, Halk edebiyatımızda ise Köroğlu, Çakıcı Efe vb. ile yıllardan beri tanınan eşkıya tipinin Türk romanındaki prototipidir.
Yusuf bir yabandır; ancak Yakup Kadri’nin, Yaban’ındaki Ahmet Celal, Hâlide Edip’in Vurun Kahpeye’sindeki Aliye, R. Nuri’nin Yeşil Gece’sindeki Şahin Bey’den farklıdır. Diğerleri aydındırlar, Anadolu’ya dışarıdan gelen uygarlık ve bilim misyonerleridir, amaçları bilim ve uygarlığı yaymak, geriliği ortadan kaldırmaktır. Bunun için dinsel ve töresel hurafelerle çatışır ve yaban görülürler. Doğa insanı değil kent adamıdırlar, eleştirileri geriliğe ve yobazlığadır. Oysa Yusuf, en başta içerden biridir, köylüdür, aydın değildir, bilime de pek değer vermez, dinsel ve töresel hurafelerle de hiç ilgilenmez. Tam anlamıyla bir doğa insanı, soylu vahşidir o, bu nedenle toplumsal yaşantıya uyum sağlayamaz, çatışır ve başkaldırır.
Bir yönüyle Yusuf, çeşitli nedenlerle köyden kente göç eden, kentteki toplumsal düzene ayak uyduramayan, bu çarkın içinde ezilen köylü tiplerinin de habercisi, örneğin Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde (1954) adlı romanındaki Pehlivan Ali’nin bir prototipi. Peşinden gelen evrede bunlar da toplumsal düzene başkaldıran ideolojik militan tiplere, en son aşamada ise toplumsal yaşama uyum sağlayamayan, varoluşçu aydın tutunamayanlara dönüşecektir.
Selahattin Bey
Belki de Yusuf’un hemen yanı başında yer alabilecek roman kişisidir Selahattin Bey. Çünkü o da kasabanın kirli çemberine girmez pek, kenarda kalır; hatta bilinçli olarak yapar bunu. Ancak bu kenarda kalış, hiçbir zaman Yusuf’unki gibi değildir, kendince dostları vardır; içer onlarla, hatta bir gece kumar oynar Hilmi Bey’le, şöyle ya da böyle kasabanın kirli yüzünü de tanır. Zaten gençliğinde epey deneyim kazanmış, güngörmüş biridir.
Romanın ilk sayfalarında 35 yaşında, başında kara kalpağı, yağmurlu bir günde, at üstünde Kuyucak Köyü’ne giderken görürüz onu. Saçlarının beyaz olduğunu öğreniriz bir yerde (s. 15), Hilmi Bey’le kumar oynarken ise yüz hatları çizilir (s.51). Sabahattin Ali onun da dış görünüşü üzerinde durmaz pek. Şahinde’yle yaptığı yanlış evlilik üzerinde uzunca durur. Gençliğini deli gibi geçiren bu taşra bürokratı, yorulduğunu anlayınca evlenmeye karar verir ve kendisiyle hiçbir ortak yönü olmayan, on beş yaş daha küçük, eğitimsiz, ihtiraslı yer yer sinir saralarına tutulan bir kızla evlenir. Bu yanlış evlilik onu daha da içine kapatır, mutsuz eder. Eşinin davranışlarından ve konuşmalarından bunaldıkça kimi zaman içkiye sarılır (s. 14), kimi zaman da doğaya kaçar nefes alabilmek için (s. 112-113). Evde otoriter değil, yılgındır; Şahinde’ye söz geçiremez, yorgundur çünkü (s. 19).
Deneyimlidir; Anadolu kasabalarındaki düzeni, eşrafın gücünü iyi bilir. Memleketi asıl idare edenlerin eşraf olduğunun, memurların ise onların işlerine engel olmaya başlayınca tüydürüldüğünün  farkındadır. Hem namuslu kalmak hem de karşı karşıya gelmemek için onlardan uzak durur. Bu yönüyle o, kendi hâlinde, yorgun, iyi yürekli, deneyimli bir taşra bürokratıdır. Eşrafın gücünü, kasabadaki kirli, çarpık düzeni bilir bilmesine de bunu değiştirmek, düzeltmek için mücadeleye girmez, kaçar hep çatışmadan; evde Şahinde’nin saldırgan davranışları, kasabada eşrafın kurnazlıkları ve haksızlıkları karşısında tavrı kaçmaktır.
Onun kaçış, hatta boyun eğiş felsefesinde, deneyimlerinin yanında kendisini sarsan hastalığının da payı var kuşkusuz. Kendisinde kalp hastalığı başlamıştır (s. 112). Ölümün yaklaştığını sezer sanki Selahattin Bey. Bu psikoloji onu kaderci bir anlayışa götürür. Ona göre insanın bir şeyi değiştirmeye gücü yoktur, mutlu olmak için hayatı olduğu gibi kabul etmelidir, akıllı bir insan olanları gülümseyerek seyretmeli sırasını beklemelidir (s. 123 ve 170). Bu kendi hâlinde taşra bürokratı, hayat felsefesine uygun biçimde bekler sırasını ve zamanı gelince de öte dünyaya göçer; öldüğünde yaşı 46′dır.
Toplumdan uzak durmaya çalışması, evdeki, kasabadaki sıkıntılı havadan bunalması, yer yer doğaya kaçmasıyla Yusuf’a benzer Selahattin Bey.  Roman boyunca Yusuf’un yanındadır; kimi zaman bir baba kimi zaman bir arkadaş gibi. Aslında birbirlerini tamamlarlar onlar; Selahattin Bey duygularıyla hareket eden Yusuf’u dizginler bazen, Yusuf ise gözüpekliği, kararlılığı ve otoriter davranışlarıyla Selahattin Bey’e güven verir. Sonuç olarak o, romanda Yusuf’a yardım eden güçler arasında ilk sırada yer alan, temiz, deneyimli, kasabanın içinde ancak bilinçli olarak kenarda kalmayı yeğleyen, yalnız bir taşra bürokratıdır.
Muazzez
Romanda, Yusuf ile eşraf ve bürokrat arasındaki çatışmanın görünürdeki nedeni Muazzez. Tüm aşk öykülerinde görülen, ulaşılmak istenen, korunan, uğrunda çatışmaya girilen sevgili. Romanda, olayların başlaması ve gelişmesindeki en önemli kişi.
Kaymakam 30 yaşında evlenmiş, bir yıl sonra da Muazzez doğmuş, Selahattin Bey Yusuf’u alıp kazaya döndüğünde 35 yaşında olduğuna göre, Muazzez 4 yaşında bir çocuktur Yusuf eve geldiğinde. Küçük yaşlarda Yusuf ilgilenir, oynatır, korur onu. Muazzez’in de evde en çok sevdiği, sözünü dinlediği kişi Yusuf’tur.
Çoğu kasaba kızları gibi, “dört sınıflı iptidaîyi” (s. 29) bitirir, dikiş-nakış öğrenir. On üç yaşına bastığında dış görünüşüyle şöyle betimlenir: “Sırtında mor atlastan ve güneşin altında pırıltısı gözleri alan bir elbise, ayağında iri tokalı rugan iskarpinler, iki örgü arkaya bırakılan saçlarının ucunda geniş, kırmızı kurdeleler vardı.”(s.31)
Zamanla ilgi duyar, sever Yusuf’u; ancak bu gizliden gizliyedir başta. Önce kıskanır Kübra’dan onu (s.57). Ali ile evlendirilmesi söz konusu olunca karşı çıkar buna, aşkını duyurur Yusuf’a (s.87). Ancak nedense genelde edilgen, kendi başına hareket edemeyen biridir Muazzez. Ali ile evlenmeye karşı çıktığında, Yusuf “Sus kızım bunun böyle olması lâzım!” (s.93) dediğinde susar ve tepki göstermez pek.
Ali öldürüldükten sonra da annesi Şahinde’ye uyup, gezmelere, hatta Şakir’lerin bağına gider. Kaçarlar; aslında kaçırılır (edilgendir yine), sonra da evlenirler Yusuf’la. Babanın ölümü, Yusuf’un sürekli iş nedeniyle dışarıda olması, en önemlisi yoksulluk ve annesi Şahinde’nin de ısrarlarıyla eşraf ve bürokratların davetlerine katılır, içki sofralarına oturur. Değişmiştir Muazzez.
Romanın sonunda da ölüyor Muazzez. Özetlersek, aşk öyküsünün kadın kahramanı, başlarda romantik, içine kapanık, sonuna değin de kendi olamayan, edilgen, silik ve tutuk bir roman kişisi.

Bunların dışında Yusuf’a yardım eden dört kişi daha var romanda sözü edilebilecek: Bunlardan ilki arkadaşı Ali. O, Selahattin Bey’in kumar borcunu vererek Şakir’in Muazzez’e sahip olmasına engel olur. Bir bakıma Yusuf ile Muazzez arasındaki aşk öyküsünün sürmesine olanak sağlar. Ali, Yusuf’un çocukluk arkadaşıdır. Okulda öğrendiklerini Yusuf’a aktarır, yaşça büyüktür Yusuf’tan ancak Yusuf korur onu. Bir dükkanları vardır kasabada, bakkal Şerif Efendi’nin oğludur.
Muazzez’e ilgi duyar; bu duygusal ilgi bayram günü sezdirilir okuyucuya (s.32-33). Ali de sevmez Şakir ve takımını, o da bir anlamda çemberin dışındadır. Birçok yönüyle çocuk gibidir hâlâ (s.89), parayı verdikten sonra Yusuf’a, kendince Muazzez’le birlikte olma hayalleri kurar, tam evlenecekken sevdiğiyle Şakir tarafından öldürülür. Muazzez’i seven rakiplerden biri de işlevini yerine getirdikten sonra saf dışı edilir böylece. Romanda, açıkladığımız işlevi yerine getirmek için konulmuş gibidir Ali.
Kübra ile annesini de kasabadaki kirli çemberin dışında değerlendirmek gerekir. Hilmi Bey’le oğlu Şakir’in tecavüzüne uğramış bir genç kızdır Kübra. Ana kız onların baskısıyla Yusuf’a tuzak kurarlar; ancak Kübra dayanamaz buna ve itiraf eder her şeyi (s.41). Annenin anlattıklarına göre kocaları bir başka kadınla kaçınca, Hilmi Beylerin evinde çalışmaya başlarlar. Bir süre sonra Kübra’ya tecavüz eder baba oğul. Bundan sonra Selahattin Bey’in evinde kalırlar. Kübra da gizliden gizliye sever Yusuf’u; ancak aşkına karşılık göremeyeceğini anlayınca bırakıp gider annesiyle. Kübra, Muazzez’e göre, yaşamın daha bir içinde, gerçekçi, canlı ve kendi olabilmiş bir genç kız; kararlı, tepkisini yeri geldiğinde gösterebilir.
Sözü edilebilecek bir başka kişi Selahattin Bey’in arkadaşı Avukat Hulusi Bey. Babacan, gün görmüş, kasabadaki çarkın farkında, dürüst biri o da. Pek çok yönüyle Selahattin Bey’in aynı. Kaymakamın ölümünden ve İzzet Bey’in atanmasından sonra başına gelecekleri sezer Yusuf’un. Öğüt verir delikanlıya, dikkatli olmasını söyler (s. 190-191). Kendi hâlinde, dürüst, temiz bir kasaba avukatı tipi çizilir onunla romanda.
Bu saydıklarımız romandaki olumlu kişilerdir, şöyle ya da böyle kasabadaki kirli düzenin farkındadırlar, yer yer eşraf ve bürokratın haksızlıklarına uğrarlar. Onların karşısında ise kasabanın kirli çemberi içinde yer alan eşraf, adamları ve bürokratlar vardır...
Hilmi Bey ve oğlu Şakir
Romanda eşrafı Hilmi Bey ve oğlu temsil eder. Bütün eşraf takımı gibi dayandıkları tek güç paradır. İlk kez Avukat Hulusi Bey’in evinde görünür Hilmi Bey. Tanıtıldığına göre, Edremit’in eski eşraf ailelerinden birine mensup, kibarca bir adamdır. Midilli İdadisi’nde okumuştur. Halk ona büyük servetinden dolayı saygı gösterir. Hilmi Bey bu gücü kullanır sürekli; Muazzez’i oğluna almak istediğinde Selahattin Bey’i kumarda borçlandırarak yapar bunu ilkin, Şakir Ali’yi öldürdüğünde de rüşvet verir karakol çavuşuna; yalancı tanıklar tutar ve onun serbest kalmasını sağlar. Kirli işleri vardır, hatta oğluyla beraber Kübra’ya tecavüz eder. Muazzez’in içki sofralarına düşürülmesinde Şakir’le beraber onun da payı vardır.
Hilmi Bey, kasabadaki bürokratları da elde eder para gücüyle. Yeni atanan Kaymakam İzzet Bey’in Yusuf’u “süvari tahsildarı”olarak kasabadan uzaklaştırmasında o rol oynar. Bürokratlarla olan kirli çıkar ilişkileri, güçsüzleri ezmesi vb. pek çok yönüyle kapitalizmin metaya ve çıkara dayalı anlayışının Anadolu’daki tipik temsilcisidir eşraftan Hilmi Bey. Kimi kez para, kimi kez kadın, kimi kez de bürokrasiyi yanına alarak Yusuf’u alt etmeye, ezmeye çalışır. Doğallığın, masumiyetin karşısındaki kirli, bozulmuş, yapay yüzdür o. Olayların gerisinde, ancak oldukça etkilidir.
Oğul Şakir, Yusuf’un karşısındaki güç; olaylarda ön planda. Kavga ettiklerinde bayram günü, yaşı on sekizden fazla değildir. Lacivert elbiseli, yeleğinde yarım okkalık gümüş bir köstek takılı, fesinin çevresinde sarılmış oyalı bir yemeni (s.33) ile karşısına çıkar okuyucunun ilk kez. Daha sonra Hacı Rifat’ın İhsan’ın düğününde görürüz onu; her zamanki gibi sarhoştur. Ahlâk dışı işlere bulaşmıştır o da; Kübra’ya tecavüz eder; orospularla, İzmirli oğlanlarla yatıp kalkar. Dayandığı tek güçse paradır; Ali’yi öldürür, para sayesinde ceza almaktan kurtulur, seferberlik ilân edilir, askere gitmez. Romanda, Muazzez’i elde etmek isteyen rakiptir; ancak aşkı temiz değil, elde etme tutkusuna dayanır. Kasabadaki kirli, yapay, çıkara ve adaletsizliğe dayalı yüzü yansıtır o.
Yazar genel olarak eşrafın bu tür özelliklerinden uzun uzun söz eder yapıtta: Yönetimin bunlara karışmadığı, para gücüyle her şeyi yaptırdıkları, aileler arasında çok etkili oldukları, isteklerinin sürekli yapıldığı, istedikleri genç kızları aldıkları, hovardalıkları, kirli işleri anlatılır. Eşraf, kirli işlerini kendileri yapmaz genelde; adamları vardır. Bunların en önde gelenleri Hacı Etem ve Avukat Hami Bey’dir.
Hacı Etem, tanıtıldığına göre 24 yaşında, kurnaz ve güzel bir delikanlıdır. Küçük yaşta anası ve babasıyla hacca gittiği için kendisine bu ad takılmış, parasal durumu iyi olmamasına karşın iyi giyinir, paralı gezer. Paraların kaynağı ise Şakir ve İhsan’dır. Bu zengin çocuklara iki cinsten insanlar bulur, dalkavukluk eder. Selahattin Bey’i kumarda borçlandıran, Şakir’in kurtulması için rüşvet verip yalancı tanıklar bulan, Kübra’nın tecavüzünde dışarıda nöbet bekleyen Hacı Etem’dir. Hatta Yusuf’u bıçaklar da Kübraların evinde. O, para karşılığı eşrafın kirli işlerini yapan bir kişidir.
Avukat Hami Bey’i ise, Ali’nin öldürülmesinden sonra görüyoruz. Oldukça zengin ve Hilmi Bey’in uzaktan akrabasıdır. Kasabada en çok iş yapan avukattır. Davayı kazanmak için kirli yollara başvurmakta sakınca görmez. Şakir’in davasını da üstlenir ve sorunu çözer. O da eşrafın işini gören adamlardan biri olarak kirli çemberde yerini alır.
Kasabadaki adaletsiz düzenin bir başka ayağı bürokratlar. Eşrafla çıkar ilişkileri kurmuş, onlarla dayanışma hâlinde. Bunların en tipik örneği yeni atanan Kaymakam İzzet Bey, Jandarma Bölük Komutanı Kadir, Karakol Çavuşu Cemal’dir.
Kaymakam İzzet Bey
Selahattin Bey’in ölümünden sonra kasabaya atanır İzzet Bey. Dış görünüşü hakkında kısa bilgiler yer alır romanda. Sıska, kirli sarı saçlı, donuk mavi gözlü, koyu bıyıkları ve kaşları olan otuz beş yaşlarında biridir (s. 186). Bir başka yerde içki sofrasında “çıyan suratlı, sarı dişli”(s.211) biri olarak betimlenir. Yeni kaymakam daha geldiğinin ikinci gecesi eşrafla kafa kafaya verip Çınarlı Han’da içer.
Selahattin Bey’in tam tersidir o, kasabadaki kirli çarka uyar çabucak; eşrafla sıkı fıkı olur. Yusuf’a karşı tavır alır Hilmi Bey’in etkisiyle, değişik bir iş vererek onu kasabadan uzaklaştırır. Muazzez’e sarkıntılık eder içki sofralarında, toplumun sorunlarıyla hiç ilgisi yoktur; savaş ve kıtlık yılları olmasına karşın eşrafla beraber davetlerde geçirir günlerini. Kısacası İzzet Bey, kasabadaki kirli düzende diğer ayağı oluşturan bürokrasiyi temsil eden olumsuz bir tiptir.
Jandarma Bölük Komutanı Kadir ve Karakol Çavuşu Cemal
Kasabadaki kirli çember içinde kaymakamla beraber bulunan diğer bürokratlardan biri Jandarma Bölük Komutanı Kadir Bey’dir. Eşraf ve diğer bürokratlarla bir içki sofrasında Muazzez’e sarkıntılık eder (s. 233). Karakol Çavuşu Cemal ise genç ve meslekte yeni olmasına karşın Ali’nin öldürülmesinde rüşvet alarak Şakir’i hapse girmekten kurtarır (s. 104).
Şahinde
Kaymakam Selahattin Bey’in karısı Şahinde, eşraf ve bürokrattan değil; ancak parayı, lüks yaşamı tek amaç edinmesi, bunun için kirli ilişkilere girmeyi bile göze alması nedeniyle, onu da kasabadaki yapay, bozulmuş, kirli toplumsal çevre içinde; eşraf ve bürokratın hemen yanında değerlendirmek gerekir. Bir reji ambar memurunun kızı Şahinde, iyi bir kısmet bulmak için allanıp pullanmış; ancak kültür bakımından boş yetiştirilmiştir. Kapalı bir biçimde, doğal arzularını içine hapsederek büyüdüğü için “…genç kız tabiî olarak, sinirli ve manen bozuk…” (s. 13) biridir. Böyle bir ortamda yetiştikten sonra Selahattin Bey’le evlenir ve bu yanlış evlilik mizaç, yaşam felsefesi ve eğitim düzeyi bakımından hiç de birbirine uymayan bu çifti -özellikle Selahattin Bey’i- mutsuzluğa sürükler.
Şahinde’nin tek amacı rahat yaşamaktır; benlik ve ahlâk kaygısı yoktur. Günlerini eğlence ve gezmeyle geçirir; eviyle, kocası ve çocuğuyla ilgilenmez. Tek düşüncesi, büyüyen kızını zengin bir kocaya vermektir; tasarladığı kişi de Şakir’dir. Ancak başarılı olamaz bunda. Yusuf’la Muazzez evlenir.
Şahinde asıl bundan sonra olayların gelişiminde önemli bir rol oynamaya başlar. Selahattin Bey’in ölümü, Yusuf’un iş gereği sürekli dışarıda olması ve yoksulluk, onu harekete geçirir; ahlâki kaygıları da bir yana bırakarak, rahat yaşamak uğruna kızını peşkeş çeker âdeta; içki sofralarına sürükler kendisiyle birlikte. Üstelik Hilmi Bey’in karısıyla da sapık bir ilişkisi vardır. Özellikle romanın son bölümünde, Muazzez’i eşraf ve bürokratın içki sofralarına düşürmesi, Yusuf’un bunu öğrenerek onlara kurşun yağdırması ve Muazzez’in ölümüne yol açması bakımından olayların gelişiminde önemli bir yeri vardır. Söz konusu rolüyle romanda, sevgilileri çeşitli entrikalarla birbirinden ayırmaya çalışan, kurnaz, muhteris kadın tipidir Şahinde. Tutkuları, kurnazlığı, hırçınlığı, rahat yaşama düşkünlüğü, basitliği, taşra bürokratlarının kadınlarının çoğuna özgü davranışlarıyla canlı bir roman kişisidir Şahinde.
 ÇEVRE (MEKAN İNCELEMESİ)
Romanda olaylar, Anadolu’da, Nazilli yakınlarındaki Kuyucak Köyü’nde başlar, kısa süre Nazilli’de devam eder ve büyük bir bölümü de Edremit’te geçer. Kuyucak Köyü ve Nazilli’nin yapıtta fazla bir önemi yok, olayların geçtiği asıl çevre Edremit kasabası.
Sabahattin Ali, yeri düştükçe kasabanın dışını; doğayı, yeri geldikçe de içini; evleri, değirmeni, Çınarlıçeşmeyi, şadırvanı ve yaşlı çınarıyla kasaba meydanını, kahveyi, bayram yerini betimliyor. Böylece tipik bir Anadolu kasabası çiziyor romanda. Bütün bunlar Anadolu’daki yerel yaşamın tipik mekânları ve güçlü bir gözlemin ürünü olarak romanda yerlerini alıyorlar ve kuşkusuz kasaba yaşamını daha gerçekçi kılıyorlar.
Bunlar bir yana, Kuyucaklı Yusuf‘ta çevreyi de romantik felsefeye uygun olarak doğal ve yapay çevre diye ikiye ayırmalı: Kasabanın içi evleri, kahvehanesi, toplumsal kurumlarıyla yapay çevreyi; dışı ise zeytinlikleri, bahçeleriyle doğal çevreyi oluşturmaktadır. Daha önce de değindiğimiz gibi doğa, temizliğin, masumiyetin, özgürlüğün ve huzurun; kasaba ise kirliliğin, bozulmuşluğun, ölümün, eşitsizliğin, kulluğun simgesi.
Bir başka dikkat çeken nokta da yapıttaki bütün öldürme ve yaralama olaylarının hep kasabanın içinde, bu kirli yapay çevrede meydana gelmesi: Yusuf’un anne ve babasının öldürülmesi, Ali’nin vurulması, Yusuf’un yaralanması, Selahattin Bey’in ölümü, Yusuf’un eşraf ve bürokrata kurşun yağdırması hep bu çember içinde olur. Bunlardan ancak Muazzez evde yaralanmasına karşın, doğanın kucağında can verir. Üstelik Yusuf onu kasabanın dışında, doğada kendi elleriyle toprağa gömer.

ZAMAN

Kuyucaklı Yusuf‘ta olaylar 1903′te yağmurlu bir sonbahar gününde başlar ve seferberliğin ilânı(1914)ndan hemen sonra biter. Buna göre romanda 11 yıllık bir zaman dilimi söz konusudur. Tarihsel anlamda Meşrutiyet’in ilânı, Balkan Savaşı ve seferberlikten romanda kısaca söz edilir ve bunların Anadolu’daki yansımaları üzerinde durulur.
Romanda dikkati çeken bir başka nokta çoğu kötü olayın sonbahar ya da kış mevsiminde ve genelde de akşam geçmesi: Yusuf’un anne ve babası sonbaharda bir gece öldürülür; Yusuf, bir kış akşamı yaralanır Kübraların evinde(s. 37); Selahattin Bey, bir kış gecesi kumarda kaybeder (s. 48); Ali öldürüldüğünde bahar yaklaşmaktadır (s. 97); Yusuf, eşraf ve bürokrata bir kış gecesi kurşun yağdırır ve Muazzez de karlarla kaplı bir kış gecesi ölmüştür (s. 231). Bütün bunlardan yazarın kötü olaylar için genelde sonbahar ve kış mevsimini ve karanlığın bastığı vakitleri seçtiği söylenebilir. Belki de romantik anlayıştan kaynaklanır bu seçim.

DİL ve ANLATIM (ÜSLUP)

Romanda olaylar, bu olayların tanığı üçüncü tekil kişi ağzından anlatılıyor. Anlatıcı kimi kez, “…evvelce de söylediğimiz gibi..” (s.47), “…anlatacağımız gecenin ertesi günü…” (s.88), “İleride anlatacağımız hâller yüzünden…” (s.109), “Bundan sonra anlatacağımız şeyler…” (s.232) gibi deyişlerle kendini açığa vuruyor. Hatta kendince yorumlarda bulunuyor; en çarpıcı örnekse evlilikle ilgili düşünceleri aktardığı bölümler (s. 12-14).
Anlatıcı, eşrafın zorbalığı altında ezilen halktan yana olduğunu saklamıyor ve kullandığı anlatıcı stratejisiyle okurda acıma, sevgi, nefret ve isyan duyguları uyandırarak onun da aynı görüşleri ve tutumu paylaşmasını amaçlıyor. Başka bir deyişle anlatıcı ile okur arasında bir özdeşleşme söz konusu. Beri yandan anlatıcı, romanın bildirisini somutlaştıran bir de olumlu kahraman sunuyor okura: haksızlığa ve zülme isyan eden, yoksul, dürüst bir genç.
Romanda yazar, dönemine göre sade bir Türkçe kullanmış, cümleler düz çoğunlukla. Bir bütün olarak bakıldığında diyalogların fazla olmadığı, konuşmaların kısa cümlelerden oluştuğu, romanın genelde anlatma ve betimlemelerle örüldüğü dikkati çekiyor.
Bir anlatım özelliği olmamakla beraber kimi konuşmalarda, Ege yöresine özgü bir ağız kullanıldığı görülüyor. Örneğin bir köylünün, Yusuf ile Kübra’nın kaçtıklarını kaymakama söylerken “Candarmaya hacet yok beyim, zati ben de… “(s.155), “Yerimi nideceksin, bey?..” (s. 155), “Bunu diyivermek için., “(s. 155) şeklinde konuşması gibi.
Sabahattin Ali dili iyi kullanan bir yazar, arı bir dille yazmakla beraber, doğa betimlemelerinde daha sıkça görüldüğü üzere sanatkârane bir anlatım kullandığı dikkati çekiyor.
Kaynak: Yard. Doç. Dr. Alâattin KARACA, Kuyucaklı Yusuf
REKLAM
Paylaşmak İsterseniz :
SON YAZILARDAN HABERDAR OLMAK İÇİN TWİTTER'DA TAKİP EDİN

+ yorum + 10 yorum

Adsız
22 Ara 2013 12:38:00

ty

Adsız
8 Oca 2014 21:44:00

gerçekten iyi sağolunn.....

9 Oca 2014 16:48:00

Çok Teşekkürler.

Adsız
15 Oca 2014 23:49:00

Çok saolun :)

Adsız
21 Oca 2014 07:25:00

Muzoooo

23 Mar 2014 20:03:00

Abi ve Abla Veya Kardeş. Ellerine Sağlık Sınavımız da Vardı :))))))

Adsız
14 May 2014 14:24:00

cok teşekkürler ellerinize saglık

Adsız
1 Haz 2014 00:44:00

kemal tahir kurt kanunu paylasabilir misiniz ya da yaşar kemal filler sultanı

Adsız
17 Eki 2014 07:16:00

Allah razi olsun süper olmuş

Adsız
25 Eki 2014 16:42:00

Cok saolun sinav vardi

Yorum Gönder

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Support : roman özetleri | ŞİİR TAHLİLLERİ |
Copyright © 2011. edebiyat fatihi - All Rights Reserved
Template Created by Published by EDEBİYAT FATİHİ
Altyapı by Blogger
Yandex.Metrica