18 Ağu 2018

Çocuklar Kitapla Niçin Dost Olmalı?

Reklamlar


Çocuklar Kitapla Niçin Dost Olmalı?

Şeyhmus Sayın

Hep sormuşumdur kendime neden kitaplar çocukların soluduğu hava gibi olmalı diye. Oksijen gibi taze ciğerlerine çektiği hayat soluğu olmalıdır aslında kitap...


 Evet çocuklar çiçektir,  çiçekler kitapla olgunlaşmalı ve serpilmeli toplumun bağrına. Kendi düşüncesini ortaya koymak için. Hem öyle bir okumalı ki berrak zihni, doğruyu yanlışı kolay ayırt etsin. Kendini yetiştirmesiyle, edebi eserleri okuyarak en azından ahlaki normları bilsin.

Ülkemizde üniversite okuyan her gencin çok kültürlü olduğuna dair yanlış bir kanaat var. Çünkü o okumuştur ve o iyi bir okur ve genel kültür sahibidir. Ben hiç yok demiyorum, böyle pırlanta gibi çocuklar elbet vardır. Fakat toplumumuz genel itibariyle, bu yanlış zihniyet ile  okuyan insanlara bakıyor. 
...
Çocuklarımıza kitapları sevdirmeliyiz.  Onlara kitabın  en güzel dost olduğunu göstermeliyiz, nasıl ki biri bir dostla oturup saatlerce sohbetini dinler ve hiç sıkılmaz. Aynen öyle de çocuklarımıza kitapların bazen insanlardan daha iyi bir dost olabileceğini kavratmalıyız. Tabii ona dostluk kavramını iyi aktarabilmişsek.

 Belki bugüne kadar hiç kitapla haşir neşir olmamışızdır. Ama çocuğumuz okuma yazmayı sökmeye başlıyor. Peki, bunu gördüğümüzde ne yapmalıyız? Ya hiç olmazsa evde, haftada iki sefer üç sefer kitap okuma saati yapmalı ve sanki o kitabı elinize alırken bir dostla samimice kucaklaştığını hissetmeli çocuk.

 Hal dilinizle çocuğunuza örnek olmalısınız. Tam da çocuk büyüklerinde gördüğü her hareketi doğruymuş gibi  rol model aldığı bir dönemde yapmalıyız bunu. Hatta bence çocuğunuz okuma yazmaya başlamadan evvel şu kitap okumayı hiç sevmediğiniz halde çocuğunuzun ileride çok iyi bir okur olması için kitaba sarılın. 

Elif Şafak, Firarperest’inde diyor ki ‘’Dost yalakalık yapmaz, lafı dolandırmaz, diplomasi falan bilmez, çat diye söyler meramını, sözünü sakınmaz, onun yergisinde iltifat, sisteminde sevgi saklıdır.’’ İşte kitabı tanımlarken böyle tanımlamalıyız. Üşüdüğünde yorganına sarıldığı gibi kitabın sıcaklığını kalbinin en tatlı köşesinde hissetmeli çocuklarımız. Bir süre okuduğu kitaplarda hayal gücü daha da gelişmekle birlikte, düşünce tasarlama ve olayları hızlı çözüp yorumlama gibi kitabın sağladığı birçok fayda, kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir faktör olacaktır.



 Kitabın o ilk alındığındaki kokusunu içine heyecanla ve sevinçle çeken kaç çocuk kaldı? Cevabı zor bir soru sordum galiba. En azından eskiden okul ders kitapları paraylaydı. Belki durumu kötü olanlar, para biriktirip alanlar ve o kitapları alınca da sanki Amerika kıtasını yeniden keşfetmiş gibi bir mutluluk yaşayan çocuk ile elinde bedava yerlere savurduğu devlet kitabı ile dersleri de tabletle geçiren çocuk bir olur mu sizce?

 Tablet ve telefon kötü bir şey demiyoruz. Ama her şeyi elektroniğe bağlayıp çocukları o küçük aptal kutucuklara hapsedip ellerde heyecanla çevrilen sayfaları ve kitabın kendisini alıp başka diyarlara götüren ikliminden çocukları çekip almak belki de ebeveynlerin hayatlarında yapacağı en büyük hatalardan biridir. Bunun için önlemimizi seri bir şekilde almalı ve çocuğumuza güzel bir gelecek hazırlamalıyız. Kitapları dost canlısı bir havayla ve aynı zamanda kendimizde kitabı sadece evlerimizin kitaplıklarında süs eşyası diye değil gerçekten faydalanmak için ve o kitaplar sanki ailenin bir parçasıymış gibi çocuklarımıza duyuralım.

Eğer yüce kitabımız Kuran-ı Kerim ile devam edeceksek, ilk emir olunan ayetlere kulak verelim ‘’ Oku! Yaradan rabbin adıyla oku! O seni kan pıhtısından yarattı! Oku! O kerem sahibi rabbin ki sana kalem ile bilmediklerini öğretti.’’ (Alak suresi 1-5. Ayetler) Gördüğünüz gibi size ilk emir şu ayetler fakat bu ayetlerde ki hakikati şu anda parçalanmış İslam aleminden ve özellikle de Türkiye’den ziyade batıda ve doğudaki Japonya ve Kore gibi ülkeler çok güzel anlamış ve hayatlarına geçirmiş yaşıyorlar.

İnanmadıysanız alın size istatistik, istatistik sevenlere: Toplam nüfus sadece 7 milyon olan Azerbaycan'da kitaplar ortalama 100.000 tirajla basılırken, Türkiye'de bu rakam 2000 - 3000 ortalamayla basılıyor. Türkiye'de 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor. Japonya'da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye'de sadece 23 milyon. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda, kitap okuma yapan Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada. Japonya'da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa'da 7 ama Türkiye'de de yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor. Japonya'da 1 kişi yılda ortalama 25 kitap okurken, Türkiye'de bu oran komik: 6 kişi 1 kitap okuyor.

Türkiye'de yükseköğrenim görenlerin oranı 1965'e göre 14 kat arttı. Ama yükseköğrenim mezunlarının kitap okuma oranı 1965'in de altında kaldı. Ülkemizdeki okuma oranı ile ilgili bir diğer açıklama Tınaz Titiz tarafından verildi, toplumun düzenli kitap okuma oranı % 0,1, kitap toplum yaşamında 235. sırada, toplumun % 75'i kitap okumuyor, % 40 hiç kütüphaneye gitmemiş. Kütüphaneye gidenlerin önemli bir kısmı da okul kitabı veya ders kitabı için gitmiş.

 Daha fazla içinizi karartmak  istemiyorum. Ama artık anladınız herhalde. Sahi çocuklar neden kitaplarla dost olmalı?

Şeyhmus SAYIN

Artikel Terkait

Yorumları Göster
Yorumları Gizle

YORUM YAPARAK SORU SORABİLİR veya KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ...

1) Yaptığınız yorum biz onayladıktan sonra görülecektir.
2) Yazım kurallarına mümkün olduğunca dikkat ediniz.
3) Kullandığınız üslubun kişiliğinizi yansıttığını unutmayınız.
4) Yorumunuza emoji eklemek için "Emoticon" butonuna tıklayın.
5)Yorumunuza gelecek cevabı takip etmek beni bilgilendir kutucuğunu işaretleyebilirsiniz.


EmoticonEmoticon

▅ ▆ ▇ █ Öne Çıkanlar