25 Eyl 2017

10.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 5.Ünite:Roman Ders Notları

Bu yazımızda 10.Sınıf Türk dili ve edebiyatı dersinin 5.ünitesi olan roman türü, özellikleri, çeşitleri, tarihi gelişimi, dönemlere göre özellikleri ve dilbilgisi konusu olan cümlenin ögeleri ders notlarını bulabilirsiniz...Önce roman türünün özelliklerine bakalım:

ROMAN TÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ MADDELER HALİNDE

Roman, olmuş ya da olması mümkün olayları kişi, yer, zaman bağlamında anlatan, hikâyeye göre daha uzun, anlatmaya dayalı bir türdür.
Romanda, kahraman, mekân ve olaylar daha çok ve çeşitlidir.
Romanlarda birden çok anlatıcı ve bakış açısı görülebilir.
Romanlarda tasvirlerin yanı sıra tahliller de vardır.
Romanda da öyküde de olay, kişi, yer ve zaman öğeleri vardır.
Öyküden farklı olarak romanlarda bu öğeler daha ayrıntılı daha kapsamlı bir biçimde ele alınır.
Romanda betimlemelere ve psikolojik tahlillere öyküden daha geniş yer verilir.
Romanda olaylar, roman kahramanlarının karakter özellik­lerinden doğar.
Romanların olay örgüleri olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerinden doğar.
  • Romanlar işlediği konulara göre; sosyal roman, serüven (macera) romanı, tarihi roman, egzotik roman, psikolojik roman (tahlil romanı), polisiye, biyografik ve otobiyografik roman gibi türlere ayrılır.
                                                 


DAHA AYRINTILI

Üç bölümden oluşan plan, olay örgüsünün belli bir düzen içinde geliştirilip işlenmesidir. Romanda kişilerin ve çevrenin okuyucuya tanıtıldığı, olayların başladı­ğı ilk bölüm “Giriş” bölümüdür. “Gelişme” bölümünde olaylar yoğunlaşır, çatışmalar gerçekleşir, kahramanlar engellerle karşılaşır. Bu bölümde okuyucunun ilgisi, dik­kati ve heyecanı doruk noktasına ulaşır. Çatışmaların ve engellerin ortadan kalktığı, düğümün çözüldüğü, olayların sona erdiği bölüm “Sonuç” bölümüdür.

Romanda olaylar mutlaka bir zaman dilimi içerisinde cereyan eder. Bütün romanlar insanı tek başına de­ğil, başka insanlarla ilişkisi bulunan, geçmişi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alır­lar. Buna göre romanlarda zaman, geçmiş, içinde bulunulan an ve gelecek olmak üzere üç boyutuyla ele alınır. Yazar, bu üç boyutlu zamanı, bazen yaşanılan andan gele­ceğe doğru akıtır, bazen de hatırlamalarla geriye doğru taşır. Çünkü insan yalnızca geç­mişin, yalnızca yaşanılan anın ve yalnızca geleceğin değil, her üçünün bir birleşimidir.

Hayattaki insanlar gibi roman kişileri de bir coğrafî bölgede, bir şehirde, bir köyde, ma­hallede vb. yerlerde yaşarlar. Olaylar böyle geniş mekânlarda cereyan edebileceği gibi, okul, hastane, ev, apartman dairesi gibi dar mekânlarda da geçebilir. Olayların geçti­ği bu mekânlar okuyucuya tasvirle tanıtılır. Çevre ile baştan geçen olaylar ve kahraman­ların mizaçları arasında türlü bağlantılar bulunur ve romancı, kişileri daima mekân ve eşya ile birlikte ele alıp değerlendirir. Bilim kurgu romanlarının çoğu hayalî bir coğrafyada, gerçek dışı mekânlarda geçer.

Romanın esas unsurlarından biri de kişilerdir. Bu kişi­lerin en önemli özelliği toplumda rastlanabilir nitelikte olmalarıdır. Romanda olayın ce­reyan ettiği yerde, bir de o olayın meydana gelmesine sebep olanlar vardır. Bu, bir insan olabileceği gibi, kendisine insan hüviyeti verilmiş temsili varlıklar, meselâ hayvanlar, bitkiler, çeşitli cansız varlıklar, hatta kavramlar bile olabilir. Olaylar içinde yer alan bütün canlı cansız varlıklara “kişi kadrosu” adı verilir. Peyami Safa’nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanında "hastane koğuşu" ve "hastalık", "Matmazel Noralya'nın Koltuğu"nda ise cansız bir nesne olan "koltuk" kişi kadrosu içinde yer alır.

Kişiler ya dış dav­ranışları ve fizikî görünüşleriyle ya da iç yaşantıları ve psikolojik yapılarıyla tanıtılır. Kişiler, tip ve karakter şeklinde iki gruba ayrılır. Tip, bir özelliği öne çıka­rılarak abartılan, belli bir toplumsal davranışın veya fikrin sözcüsü, temsilcisi olan ro­man kişisidir. Tip ferdî ya da benzersiz değil, geneldir. Bir devrin veya grubun ortak özel­liklerini kendinde toplamıştır. Karakter, ise dış davranışlarından çok iç yaşantısıyla beliren kişidir. Bu yüzden kişinin yüzeyini değil derinliğini, psikolojik yapısını verir.

Romancı dilin bütün imkânlarından yararlanarak bir dünya kurar. Kurduğu dünyanın inanılır, gerçek hayatta rastlanabilir nitelikte olmasına çalışır. Bunun için de uygun bir dil ve üslûp kullanmak zorundadır. Her edebî eserde olduğu gibi, ro­manda da üslûp ve anlatım son derece önemlidir.

Romanda en çok başvurulan anlatım yollarından biri olan tasvir, sözle resim yapma ya da eşyayı görülür hâle koyma sanatıdır. Romancı olayları, çevreyi ve kişileri tasvir sanatından yararlanarak göz önünde canlandırır ve görülür hâle koyar.

Roman kahramanlarının iç dünyalarındaki durumları yansıtmak ve yorumla­mak için başvurulan diğer bir anlatım biçimi tahlildir. Tahlile dayalı anlatımlarda olaylardan çok, kişi karakterleri ve olayların anlatımı önemlidir. Bu yüzden tahlillerle vicdanın, ru­hun, bilinçaltının bilinmez istekleri, esrarı, anlaşılmaz bölgeleri açığa vurulmak istenir. Bu anlatımda ya anlatıcı, roman kahramanının duygu, düşünce ve psikolojik durumunu inceden inceye aktarır ya da kahramanın kendisi ruhî durumunu dile getirir. Roman kah­ramanının iç dünyasını dışa vurması da içinde bulunduğu psikolojik durum doğrultusun­da ya kendi kendisiyle (monolog) veya karşısında biri varmış gibi konuşmasıyla (diya­log) gerçekleşir. Böylece romancılar iç konuşmalara yer vererek tahlile dayalı anlatım biçimlerini zenginleştirirler.

Roman kahramanlarının, birbirleriyle karşılıklı olarak konuşmalarına “Diyalog” denir. İyi bir romanda karşılıklı konuşmalar, kah­ramanların yaşlarına, sosyal çevrelerine, eğitimlerine, mesleklerine, kültür seviyelerine uygun olur.

Romanlarda anlatım ya 1. tekil kişili veya 3. tekil kişili anlatım tekniğiyle gerçekleşir. 1. tekil kişili anlatımda roman kahramanı, kendi başından geçen olayları anlatır. 3. tekil kişili anlatımında ise olaylar, olayların dışında üçüncü bir kişi tarafından anlatılır. Kimi roman­lar mektup, kimi romanlar da anı biçiminde yazılırlar.

ORTAYA ÇIKIŞI VE TARİHİ GELİŞİMİ

Dünya edebiyatında romanın ilk örneği 17. yüzyılda İs­panyol yazar Cervantes’in kaleme aldığı Don Kişot’tur. 

Türk edebiyatında romanın başlangıcından önce divan edebiyatındaki mesneviler, islamiyetten önceki dönemde destanlar bu türün işlevini görmekteydi.

 Türk edebiyatında roman türündeki ilk örnekler Tanzimat döneminde verilmeye başlamıştır (19.yy) Roman türü  önce Batı edebiyatından çevirilerle edebiyatımıza girmiştir , daha sonra ilk yerli örnekler verilmiştir.
  • İlk çeviri roman: Yusuf Kâmil Paşa nın Fenelon dan çevirdiği Telemak 
  • İlk yerli roman: Şemsettin Sami Bey’in yazdığı Taaşşuk-ı Talât ve Fıtnat 
  • İlk edebî roman: Namık Kemal’in yazdığı İntibah 
  • İlk tarihî roman: Namık Kemal’in yazdığı Cezmi
  •  İlk köy romanı: Nabizade Nazım’ın yazdığı Karabibik
  •  Romantizmden realizme geçişin ilk örneği: Samipaşazade Sezai’nin yazdığı Sergüzeşt 
  • İlk realist roman: Recaizade Mahmut Ekrem’in yazdığı Araba Sevdası 
  • İlk psikolojik roman denemesi ve ilk tezli roman: Nabizade Nazım’ın yazdığı Zehra romanıdır.
Türk edebiyatında roman türündeki asıl büyük gelişmeler Servet-i Fünun, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı dönemlerinde olmuştur. Servet-i Fünun yazarı Halit Ziya Uşaklıgil Batılı romantekniğine uygun olarak kaleme aldığıMai ve Siyah, Aşk-ı Memnu gibi romanlarıyla ilk roman ustamız olmuştur.

 Servet-i Fünun yazarı olan Mehmet Rauf, ilk psikolojik roman olanEylül’üyazmıştır. 

Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yakup KadriKaraosmanoğlu, Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Oğuz Atay, Orhan Pamukbaşarılı romancılarımızdır.


TANZİMAT I. DÖNEM ROMAN ÖZELLİKLERİ
  • Teknik açıdan eserler kusurludur.
  • Romantizmden etkilenilmiştir.
  • Konu olarak genellikle yanlış batılılaşma işlenmiştir.
  • Yazarlar romanın akışını kesip, konu ile ilgili kendi düşüncelerini savunmuşlar ve bu şekilde okuyucuya ders vermeyi amaçlamışlardır.
  • Karakterler tek yönlü olarak seçilmiş iyiler daima iyi,kötüler daima kötüdür.
  • Eserlerin sonunda iyiler kazanır ve ödülünü alır, kötüler de kaybeder ve cezalandırılırdı.
  • İlk görüşte aşk, abartılı konular, olağan dışı rastlantılara yer verilmiştir
  • TANZİMAT II. DÖNEM ROMAN ÖZELLİKLERİ
  • Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.
  • Konu olarak duygusal ve acıklı şeyler işlenmiştir.
  • Realizm ve naturalizm akımları etkili olmuştur.
  • Gözleme dayalı gerçekçi betimlemeler yapılmıştır.
  • Abartılı konular seçilmemiş ve olağan üstü raslantılardan kaçınılmıştır.
  • Olayların akışını kesmemeiş ve kendi fikirlerini öne sunamamışlardır.
  • Konularda genellikle esirlik ve cariyelik işlenmiş; yer olarak ise İstanbul'un zengin kesimi seçilmiştir.



SERVETİFÜNUN ROMANININ ÖZELLİKLERİ


  • Şiirde olduğu gibi karamsar bir bakış açısıyla yazılmıştır. 
  • Eserler genellikle kötü sonla biter. Bu durum sanatçıların etkilendiği Fransız edebiyatından ve dönemin siyasal durumundan kaynaklanmaktadır.
  • Sosyal konuları işlememişler, bireysel konularda yazmışlardır.
  • Tanzimat romanında teknik kusur olarak sayılan, “olay akışını kesip okuyucuya bilgi verme, yazarın kişiliğini yansıtması ve iyi kötü ayrımı” Servetifünun romanında görülmez.
  • Bu dönem romanında hikâyede olduğu gibi realizm ve natüralizm akımları etkilidir.
  • Romanlarda mekân olarak İstanbul kullanılmış ve kahramanlar genellikle aydın kesimden seçilmiştir.
  • Bu dönem romancıları yaşadıkları çağı yansıtırken okuyucularına nasihat vermeye veya onları yönlendirmeye çalışmazlar. Tarafsız bir şekilde olay örgüsünü ve kahramanları anlatarak kararı okuyucuya bırakırlar.
  • Romanlarda Türkçenin kurallarına ve söz dizimine uymayıp yeni anlatım olanakları aramışlardır. Bunun sonucu olarak da şiirde olduğu gibi konuşma dilinden uzak ağır bir dil ortaya çıkmıştır.
MİLLİ EDEBİYAT ROMAN ÖZELLİKLERİ

  • Tanzimat ve Servetifünun n döneminde İstanbul'un dışında hemen hemen hiç çıkmayan roman  bu dönemde Anadolu'ya da açılmıştır
  • Bu dönem romancıları eserlerinde yurt sorunlarını gözleme dayalı olarak anlatmıştır
  • Yakup Kadri ile Refik Halit'in Milli Edebiyata katılması ile bu dönemin hikaye ve romanı daha da güçlenmiştir
  • Roman türünün teknik bakımdan son derece geliştiği bu dönemde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır
  • Yakup Kadri, Refik Halit, Halide Edip ve Reşat Nuri'nin öncülüğünde “ Memleket edebiyatı” çığırı açılmıştır
  • Eserlerde kahramanlık, vatan sevgisi, aşk ve Kurtuluş Savaşının zorlukları anlatılmıştır...


ROMAN TÜRLERİ

Sosyal Roman: Ekonomik bunalımlar, sınıfsal çelişkiler, rejim değişiklikleri, köyden kente göç gibi toplumsal sorunları konu edinen romanlardır: Sefiller (Victor Hugo), Sergüzeşt (Sami Paşazade Sezai), Felatun Beyle Rakım Efendi (Ahmet Mithat Efendi), Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem) Serüven Romanları: Kahramanın başından geçen hareketli maceralı olaylan anlatan romanlardır. Merak öğesi romana hakimdir: Üç Silahşorler / Monte Kristo Kontu (Aleksandre Dumas), Haşan Mellah/ Dünyaya İkinci Geliş (Ahmet Mithat Efendi)

Tarihî Roman: Tarihî dönem, olay ve kişileri konu edinen romanlardır: Nötre Dame’ın Kamburu (Victor Hugo), Cezmi (İlk tarihî roman, Namık Kemal), Devlet Ana (Kemal Tahir), Osmancık (Tarık Buğra)

Psikolojik Roman (Tahlil Romanı):
Roman kahra­manlarının psikolojisini tahlillerle anlatan romanlardır: La Princesse De Cleves (Madame De Le Fayetteîn yazdığı dünyanın ilk psikolojik roman örneğidir.), Eylül (Mehmet Rauf), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)

Egzotik Roman: Başka ülkelerin doğasını ve insanlarını anlatan romanlardır: Nilgün (Refik Halit Karay), İzlanda Balıkçısı (Pier Loti)

Biyografik Roman: Topluma mal olmuş bir kişinin yaşa­mını, yaptıklarını yaşadığı döneme katkılarını anlatan romanlardır: Bir Bilim Adamının Romanı (Oğuz Atay)


Otobiyografik Roman: Yazarın kendi hayatını konu edindiği romanlardır: Tom Savvyer’in Maceraları (Mark Twain), Baba Evi/Avare Yıllar (Orhan Kemal), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa, psikolojik ve otobiyografik özellikler gösterir.), Turfanda mı Yoksa Turfa mı (Mehmet Murat) Polisiye Roman: Polisiye olayları (genellikle cinayeti ve hırsızlıkları, dedektifleri) konu edinen romanlardır. Merak ve heyecan, polisiye romanlarda önemli unsurlardır. Morgue Sokağı Cinayeti (Edgar Ailen Poe), Sherlock Holmes (Arthur Connan Doyle), Şark Ekspresinde Cinayet (Agatha Christie), Esrar-ı Cinayât (Ahmet Mithat Efendi, İlk Türk polisiye romanı) Cingöz Recai (Server Bedii takma adıyla Peyami Safa), Mike Hammer (Mickey Spillane’in bu romanının yerli versiyonlarını Kemal Tahir kaleme almıştır.)


DİLBİLGİSİ KONUSU-CÜMLENİN ÖGELERİ

CÜMLENİN ÖGELERİ 
YÜKLEM:


Cümlede yargıyı bildiren çekimli unsura “yüklem” denir. Yüklem çekimli fiil, isim soylu bir kelime(zamir-edat vb), tamlama olabilir.

Engin bir  yeşilliğin arasında ufuklar alev alev yanıyordu. (çekimli fiil)
Yüzleri güleç, giyimleri tertemizdi (isim)
Seni arayan bendim (zamir) 

• Yüklemler bağlaçlarla pekiştirilebilir.

Kapıyı çalar da çalar.


ÖZNE:

Yüklemin bildirdiği iş ve hareketi yapan ve oluş içinde olan sözcüklerdir.

Sorusu: Kim?, Ne?

Bir cümlede özneyi bulurken yükleme “yapan kim?, bulunan ne?, yapan kimler?, bulunan neler?” soruları sorulur

Çocuklar top oynadı.  Oynayan kim?
Defter yere düştü.  Düşen ne?


1- Gerçek Özne:
Domatesler kızıllaştı.

Özne

2- Gizli Özne:
Biz /Onu da tanıyoruz.

3- Sözde Özne:
Yüklemin bildirdiği iş, başkası tarafından yapılıyor, nesne bu işten etkilenip özneymiş gibi gösteriliyorsa sözde özne denir.

* Başkası tarafından yapılma anlamı taşır. “- n, -l” eklerini alır.

Çiçekler sulandı.

S.Ö. Yüklem

Hediyeler öğrenciler tarafından getirildi.

S.Ö. Örtülü Özne (Zarf) yüklem

• Özne birden fazla olabilir. (Ortak yüklem)

Sınıflar, koridorlar, masalar temizlendi.

özne özne özne yüklem

 Cümlede özne olan söz veya söz grupları :

1- Adlar:

Şaban Bey köşeyi döndü. Hava güzeldi. (güzel olan ne?)

Özne Özne

2- Ad Takımı:

Gümüş dere, durmaz, akar. (Ortak Özne)

Özne Yüklem Yüklem

3- Sıfat tamlaması:

Vitrindeki yeşil elbise, kardeşimindir.

Özne Yüklem

4- Zamirler:

Herkes ayağa kalksın.

Özne Yüklem

5- Adlaşmış Sıfat:

Çalışan, kazanır.

Özne Yüklem

Yaralı, hastaneye kaldırıldı.

Özne Yüklem

6- Fiilimsiler (Yan cümlecik)

Çalışmak, eğlencelidir.

(Y.C)Özne Yüklem

Görünen köy, kılavuz istemez.

(Yan C.)Özne Yüklem

NESNE:

Yüklemin bildirdiği iş ve hareketten etkilenen sözcüklerdir


Ne?  Belirtisiz Nesne: Ona bir gül uzattı.

Neyi?  B.siz n.


Belirtili Nesne: Önce seni sonra çiçekleri severim.

Kimi?  B.li n. B.li n.



• Cümlenin öğeleri bulunurken ilk önce özne bulunur. Yoksa nesne ile karışır.
Defteri kayboldu. * iyelik eki alanlar özne.

S.özne yüklem

O / Defteri satın aldı. * -i hal eki alanlar nesne olur.

Nesne yüklem.

• İsim cümleleri nesne almaz.

Ahmet’in böbrekleri hastadır. ( hasta olan ne?)

Özne yüklem

İstisna Ahmet tüm başarısını bana borçludur.

Özne nesne yüklem



DOLAYLI TÜMLEÇ:
“-e, -de, -den” hal eklerini alan ve aynı ekleri alan sorulara cevap olan söz veya söz gruplarına denir.

Nereye? Kime? Hangisine? Kaçına?

Nerede? Kimde? Hangisinde? Kaçında?

Nereden? Kimden? Hangisinden? Kaçından?

Eskişehir'e gidiyorum haftasonu.
Çorbada sinek var.
Tahta köprüden geçtik.
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
Vitrindeki yeşil elbiseye bayıldı.
İyilerden kimseye zarar gelmez.
Kalanlara selam olsun.
Sana söylüyorum oğlum.
Bu top sesleri nerden geliyor.

Bu sözleri söylediğine inanamıyorum.


• “-e, -de, -den” eki alan kelimeler “sebep, zaman, durum” anlamı taşırsa Zarf Tümleci olur.

İleride daha iyi günler sizleri bekliyor.
Fazla ışıktan gözleri kamaştı.



ZARF TÜMLECİ:
Yüklemin zamanını, durumunu, sebebini, miktarını ve yer yönünü bildiren kelime veya kelime gruplarına denir.

(Ne zaman? Nasıl? Niçin? Ne kadar?)

Sen giderken
karanfiller sıralıydı
Soğuktan ne kadar da üşüdük
Bugünlere kazıya kazıya geldim
Dil eğitimi için Londra'ya uçuyorum
Seni çok seviyorum

Cümlede öğeleri ayırmada yapılan yanlışlıklar:
1- Ayrı gösterilmesi gereken öğenin ayrı gösterilmemesi:

Kardeşi / sinemaya / biraz sonra gidecekmiş.


2- İsim ve sıfat tamlamalarını oluşturan sözcükler aynı öğedir. Tamlamalar bir bütündür; parçalanamaz.

Kardeşim; /zeki, çalışkan ve terbiyeli / bir öğrenciydi.
Okul / müdürlerinin toplantısı / yarın / yapılacak.

3- Yan cümleciğin öğeleri ayrı bir öğeymiş gibi gösterilemez.

Bugün / size / uğramasını / ona / ben / söylemiştim.


• “ Bugün, size” öğeleri yan cümleciğin yükleminin zarf tümleci, dolaylı tümlecidir ; ama temel cümlenin zarf tümleci, dolaylı tümleci değildir. Hepsi temel cümlenin nesnesidir. Çünkü yan cümleciğin öğeleri ayrı bir öğeymiş gibi gösterilemez.

• İsim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına, herhangi bir öğe girerse o öğe, ayrıymış gibi gösterilebilir.

Babamın / çarşıda / böyle küçük bir dükkanı / vardı.


CÜMLEDE VURGU:

• 3 Şekilde Yapılır:

1- Yüklemden önceki öğe:

Ayşe dün okuldan geldi.


2- “mi” soru ekinden önceki öğe.

Ahmet dün mü okuldan geç geldi.

3- Soru olan öğe.

Dün okuldan kim geldi?


ARASÖZ:

Cümleyi söylerken sonradan akla gelerek araya sıkıştırılan, bazen herhangi bir öğenin açıklayıcısı bazen de cümle dışı unsur olarak kullanılan söz gruplarına denir.

• Açıklama durumlarında açıklanan öğeyle aynı görevdedir.

Isparta’yı, doğduğum yeri, pek severim.


Şu gelen yaşlı adam, Ahmet Amca, yine çocuklara hediyeler dağıtmış.

• Arasöz iki virgül(,) veya kısa çizgi (-) arasındaki sözdür.
• Cümle öğesi olarak görev almazsa , cümle dışı unsur olur.
Gelmeyen olursa, sanırım bir iki kişi gelmez, adlarını yazın.

zarf tümleci C.D.U. nesne yüklem
Yarın, pek sanmam ya, tatil olacak.

Z.T. Cümle Dışı Unsur Özne Yüklem


Neşet Ertaş Sanatçı Kişiliği, Hayatı, Albümleri, Hakkında İlginç Bilgiler

NEŞET ERTAŞ SANATÇI KİŞİLİĞİ ,HAYATI,TÜRKÜLERİ ,ALBÜMLERİ ,HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER MADDELER HALİNDE...

derleme: www.edebiyatfatihi.net
  • Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde doğmuş, 25 Eylül 2012 tarihinde vefat etmiştir.
  •  Abdal müziğinin son temsilcisidir. 
  • Ünlü Türk ozanı ”Bozkırın Tezenesi” lakabıyla da bilinir. Bu adı ona Yaşar Kemal takmıştır...
  •  Bozlak formunun en önemli ustasıdır. 
  • Babası Ozan Muharrem Ertaş, annesi Döne hanım’dır. Annesinin ölümünün ardından annesinin köyü Yozgat’ın Kırıksoku köyünde çocukluk çağlarını geçirmiştir..
  • Babası Muharrem Ertaş’ı kendisine örnek almış, ve onun yolunu kendine yol bilmiştir. 
  • “Gönül” sözcüğünün geçmediği neredeyse bir tek türküsü yoktur.
  • Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasım sağlamıştı
  • Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir. 
  • 9.Cumhurbaşkanı'nın ona takdime tmek istediği, devlet sanatçısı ünvanını şöyle geri çevirmiştir;
  • “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, buna ek olarak bir devlet sanatçısı unvanı ayrımcılık yapılıyor gibi hissederim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam daha çok mutlu olurum. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, yalnızca TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım” demiştir.
  • Unesco’nun yaşayan insan hazineleri diye nitelendirdiği sanatçılar arasındadır. 
  • Çok mütevazı bir halk bir sanatçısıdır.Büyük usta  2000 yılında Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava tiyarosunda verdiği konser sırasında ceketini çıkarmak için seyirciden müsade almıştır.
  • O ANIN GÖRÜNTÜSÜ AŞAĞIDAKİ VİDEO

EK BİLGİLER: 
Neşet ERTAŞ henüz okul çağına gelmeden keman çalmayı öğrenmiş. Ardından ise bağlama çalmayı öğrenmiştir. Bağlamayı öğrenmesiyle, babası ile beraber sazını eline alıp, düğün ve toplantılarda saz çalmış türküler söylemiştir.



Tek idolünün babası Muharrem Ertaş olduğunu belirten sanatçı ilk plağını, 1950’li yıllarda babasının kaleme aldığı “Neden garip garip ötersin bülbül” isimli türküye çıkarmıştır. Bu plağın halk tarafından sevilmesi ve ilgi görmesiyle kendi eserlerini kaleme almaya başlamış ve bir biri ardında plak çıkarmaya devam etmiştir.

1960’lı yılların girmesiyle bağlama denildiğinde ilk akla gelen bir isim olmuştur. Ankara’da yaşam sürmeye başlayan ozan, yaşadığı hastalık nedeniyle Almanya’ya kardeşinin daveti sayesinde gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Orada hastalığının tedavisini yaptıran Ertaş, türkülerini kaleme almayı ve bestelemeyi bırakmamıştır. 2000’li yıllarda Türkiye’ye dönmüş ve sanat hayatına bıraktığı yerden devam etmiştir.

9.Cumhurbaşkanı'nın ona takdime tmek istediği, devlet sanatçısı ünvanını şöyle geri çevirmiştir;

“Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, buna ek olarak bir devlet sanatçısı unvanı ayrımcılık yapılıyor gibi hissederim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam daha çok mutlu olurum. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, yalnızca TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım” demiştir.

Unesco’nun yaşayan insan hazineleri diye nitelendirdiği sanatçılar arasındadır. 25 Eylül 2012 Salı günü tedavi gördüğü İzmir’de hayatına ve sevenlerine veda etmiş. Tüm ülkeyi yasa boğmuştur.

Kendisi ve bıraktığı eserleri ile halkın gönlünü fethetmiş. Aramızdan ayrılsa dahi bıraktıklarıyla ölümsüzdür. “gönül” sözcüğünün geçmediği neredeyse bir tek türküsü olmayan büyük ustayı daima gönüllerimizde olacaktır.

Diskografi

Tek parçalar

  • 1957 - Neden Garip Garip Ötersin Bülbül
  • Çoban
  • 1957-1979 Yılları arasında Kendisinin bile bilmediği birçok plak albüm yapmıştır.Bazıları Şunlardır;
  • Hareli Gelin
  • Diloylu Halay Havası
  • Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
  • Şeytanın Atına Binip Yeldirme
  • Bir Leyla Misali
  • Yardan Tatlısı Bulunmaz
  • Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
  • Ceylan
  • Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
  • Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Yazmış Olduğu Türküsü)
  • Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
  • Aşk Elinden Ağlayan
  • Sar Leyla Leyla(ayrıldığı karısına yazmıştır)
  • Hasta Düştüm
  • Tor Şahin Misali
  • Uyma Sakın

Albümleri

  • 1957 - Neden Garip Garip Ötersin Bülbül
  • 1960 – Gitme Leylam
  • 1979 – Türküler Yolcu
  • 1985 - Sazlı Oyun Havaları
  • 1987 - Türkülerle Yaşayan Efsane Deyişler Bozlaklar Türküler
  • 1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
  • 1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
  • 1988 – Kibar Kız
  • 1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
  • 1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
  • 1990 – Gel Gayri Gel
  • 1992 - Şirin Kırşehir
  • 1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
  • 1995 – Seçmeler 2
  • 1995 – Seçmeler 3
  • 1995 – Seher Vakti
  • 1995 – Altın Ezgiler 3
  • 1995 – Benim Yurdum
  • 1997 - Nostalji 1
  • 1998 - Ölmeyen Türküler 2
  • 1999 - Ölmeyen Türküler 3
  • 1998 – Gönül Yarası

Neşet Ertaş Külliyatı (15 serilik)

  • 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze 1 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Gönül Dağı 2 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 1999 – Mühür Gözlüm 3 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 1999 – Zahidem 4
  • 1999 - Neredesin Sen
  • 2000 - Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 - Niye Çattın Kaşlarını 6 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 - Çiçekdağı 7 Kayıt tarihi: 1969-1974
  • 2000 - Ayaş Yolları 8
  • 2000 - Sevsem Öldürürler 9 Kayıt tarihi: 1974-1986
  • 2000 - Ağla Sazım 10 Kayıt tarihi: 1974-1986
  • 2000 - Hata Benim 11
  • 2001 - Dostlara Selam 12
  • 2001 - Sabreyle Gönül 13
  • 2002 - Yar Gönlünü Bilenlere 14
  • 2002 - Vay Vay Dünya 15
  • 2003 - Gurban Olduğum
  • 2008 - Neşet Ertaş 2008

BelgeselCan Dündar, Garip: Neşet Ertaş Belgeseli, Kalan Müzik

  • TRT İç Yapım, Bozkırın Tezenesi, TRT
  • Cine5 İç Yapım, Portreler Neşet Ertaş belgeseli, Cine5

TÜRKÜ SÖZLERİ

Zahidem

Zahide kurbanım ne olacak halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidene haber sorayım
Zahide bu hafta oluyor gelin

Hezeli dedeli gönül hezeli
Çiçekdağı da döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli

Gurbet ellerinde esirim esir
Zahide kurbanım hep bende kısır
Eğer anan seni bana verirse
Nemize yetmiyor bu ev kadar hasır




Sevda Olmasaydı

Sevda olmasaydı da
Gönüle dolmasaydı
Dünya neye yarardı
Güzeli olmasaydı

Nar danesi danesi
Seviyom merdanesi
Güzellerin içinde
Sevdiğim bir danesi

O yar zülfünü darar
Gönül yarini arar
Bu dünyada sevmeyenler
Ahrette neye yarar

Nar danesi danesi
Seviyom merdanesi
Güzellerin içinde
Sevdiğim bir danesi

Güzel gönül gülüdür
Aşığın bülbülüdür
Sevmeyeni neyleyim de
Sevenim sevgilidir

Nar danesi danesi
Seviyom merdanesi
Güzellerin içinde
Sevdiğim bir danesi




Seher Vakti Çaldım Yarin Kapısını

Seher vakti çaldım yarin kapısını
Baktım yarin kapıları sürmeli
Boş bulmadım otağının yapısını
Çıka geldi bir gözleri sürmeli

Aslanım eller eller
Kokuyor güller güller
Ne bilsin eller eller
Perişan haller

Açtırdım kapıyı girdim içeri
Aklımı başımdan aldı o peri
Dedim sende buldum halis cevheri
Dedi yok yok bir mehenge sürmeli

Aslanım eller eller
Kokuyor güller güller
Ne bilsin eller eller
Perişan haller

Hep gönüller muradıdır aşığın
Nöbeti bekliyen alır keşiğin
Beklemeli o sultanın eşiği
Günde yüzbin kere yüzler sürmeli

Aslanım eller eller
Kokuyor güller güller
Ne bilsin eller eller
Perişan haller

Agahi karıştırır kanı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş ile
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli

Aslanım eller eller
Kokuyor güller güller
Ne bilsin eller eller
Perişan haller




Kızılırmak

Kızılırmak can inciltme sen bugün
Mübarek günlerde sel bayram eder
Kitabın kavlince dağlar al geymiş
Karışmış çiçeğe çöl bayram eder

Bülbül ile saka hep uçan kuşlar
Gece bu aylarda figana başlar
Eser yel eğilir dallar ağaçlar
Mübarek günlerde dal bayram eder

Yavru şahin bir kekliği salaklar
Bugünlerde kabul olur dilekler
Cennette huriler gökte melekler
Sevinir mahlugat kul bayram eder




Niye Çattın Kaşlarını

Niye çattın kaşlarını
Bilmiyom yar suçlarımı
Ölürsem ben saçlarını
Yolma gayri yolma leyli leyli

Ben yandım aşkın narına
Meyletmem dünya malına
Ölürsem ben mezarıma
Gelme gayri gelme leyli leyli

Bir garibim düştüm dile
Gerçeklerde olmaz hile
Zalımlar elinden bile
Alma beni alma leyli leyli




Tatlı Dile Güler Yüze

Tatlı dile güler yüze
Doyulur mu doyulur mu
Aşkınan bakışan göze
Doyulur mu doyulur mu

Doyulur mu doyulur mu
Canana kıyılır mı
Cananına kıyanlar
Hakkın kulu sayılır mı

Zülüflerin dökse yüze
yar badeyi sunsa bize
Lebleri meyime meze
Doyulur mu doyulur mu

Doyulur mu doyulur mu
Canana kıyılır mı
Cananına kıyanlar
Hakkın kulu sayılır mı

Hem bahara hemi yaza
Yarin ettikleri naza
Yar aşkına çalan saza
Doyulur mu doyulur mu

Doyulur mu doyulur mu
Canana kıyılır mı
Cananına kıyanlar
Hakkın kulu sayılır mı

Garibim geldik gitmeze
Muhabbetimiz bitmeye
Yar ile sohbet etmeye
Doyulur mu doyulur mu

Doyulur mu doyulur mu
Canana kıyılır mı
Cananına kıyanlar
Hakkın kulu sayılır mı




Hata Benim

Bilemedim kıymatını kadrini
Hata benim günah benim suç benim
Eliminen içtim derdim zehrini
Hata benim günah benim suç benim

Birgünden bir güne sormadım seni
Körümüş gözlerim görmedim seni
Boşa mecnun eylemişim ben beni
Hata benim günah benim suç benim

Bilirim suçluyum gendi özümde
Gel desem gelirdin benim izimden
Her ne çekti isen benim yüzümden
Hata benim günah benim suç benim

Sana karşı benim bir sözüm yoktur
Haklısın sevdiğim kararım haktır
Garibim derdimin dermanı yoktur
Hata benim günah benim suç benim




Açma Zülüflerin

Açma zülüflerin yar yar yellere karşı
Senin zülfün benim telim değil mi
Bülbül figan eder yellere karşı
O yar benim gülüm gülüm değil mi

Sallama saçların yar yar sen de bulursun
Ezrail misali canım alırsın
Etme bu cefayı kanlım olursun
Bu kul senin kulun kulun değil mi

Cumhuriyet Dönemi'nde kaleme alınan öğretici metinlerin, Cumhuriyet öncesi yazılan öğretici metinlerden farkları, benzerlikleri

Cumhuriyet Dönemi'nde kaleme alınan öğretici metinlerin, Cumhuriyet öncesi yazılan öğretici metinlerden farkları, benzerlikleri

Benzerlikleri:

Bilgi vermek, aydınlatmak, düşündürmek için yazılmaları
Gazete ve dergilerde yayımlanmaları
Açıklayıcı, öğretici, tartışmacı vb. anlatım biçimlerinin kullanılması
Dilin ağırlıklık olarak göndersel işlevde kullanılması

edebiyatfatihi.net hazırladı

Farkları:

Cumhuriyet dönemi öğreti metinlerinin dili diğer dönemlere göre konuşma diline yakın bir sadelikte akıcı, açık, anlaşılırdır ve süssüzdür.
Önceki dönemlerde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar sıkça kullanılmıştır.
Anadolu ve Anadolu insanı bu dönem eserlerinde önceki dönemlere göre sıkça ele alınmış, Anadolu insanı bütün yönleriyle ele alınmştır.

EK BİLGİLER:

CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLERİnsanlar bilgi verme amacıyla düzenlenen, yazılan metinlere öğretici metin denir.
· Cumhuriyet döneminde savaştan yeni çıkmış ve yaralarını sarmaya yeni başlamış bir ülke olarak Türkiye, büyük bir kalkınma hamlesi içine girmiştir.
· Yurdun dört bir tarafında ekonomik ve sosyal projeler birbiri ardı sıra devreye sokulmuştur.
· Sosyal hayata etki eden bu durum; Batılılaşmanın etkisiyle toplumun ilerleme ve çağdaşlaşması için gerekli enerjiyi sağlamıştır.
· Millet ve milli kültür anlayışı ön plana çıkmış, aydınlar ile halk arasındaki uçurumun kapanması için halka ve milli kültüre yöneliş başlamıştır.
· Bunun doğal sonucu olarak da Cumhuriyet dönemi öğretici metinlerinde Anadolu, Anadolu insanı ve milli unsurlar tema olarak seçilmeye başlanmıştır.

Cumhuriyet Dönemi'nde kaleme alınan öğretici metinlerin, Cumhuriyet öncesi yazılan öğretici metinlerden farkları, benzerlikleri

Ø Bu dönem öğretici metinleri bir tema etrafında birleşmiştir.
Ø Tema ise Anadolu ve Anadolu insanı ile milli konuların işlendiği temadır.
Ø Konuşma diline yakın sade bir dil tercih edilmiştir.
Ø Süssüz, açık, duru ve yalın bir anlatım benimsenmiştir.
Ø Türkçe dil kuralları uygulanmıştır.
Ø Halk söyleyişlerine ait kelime gruplarına yer verilir.
Ø Amaç bilgi verme, düşündürme ve açıklamadır.
Ø Bu dönem metinlerinde sadeleşen Türkçe yardımıyla daha çok okura ulaşılmıştır.
Bu dönemde ön plana çıkan öğretici türler ve önemli sanatçıları şunlardır:

1) Deneme
2) Makale
3) Gezi Yazısı
4) Hatıra
5) Fıkra

DENEME
Nurullah Ataç
- Diyelim
- Söz Arasında
- Karalama Defteri
- Günlerin Getirdiği
Suut Kemal Yetkin
- Düşün Payı
- Edebiyat Konuşmaları
- Günlerin Götürdüğü
Ahmet Hamdi Tanpınar
- Beş Şehir
- Yaşadığım Gibi
Sabahattin Eyüboğlu
- Mavi Ve Kara
- Sanat Üzerine Denemeler
- Yunus Emre’ye Selam
Ruşen Eşref Ünaydın
- Geçmiş Günler
- İki Saltanat Arasında
- İstiklal Yolunda
- Ayrılıklar
- Boğaziçi Yakından
Sabahattin Kudret Aksal
- Geçmişle Gelecek
MAKALEPeyami Safa
- Sanat
- Edebiyat
- Tenkit
Ahmet Hamdi Tanpınar
- Edebiyat Üzerine Makaleler
GEZİ YAZISIİsmail Habip Sevük
- Tuna’dan Batı’ya
- Yurttan Yazılar
Falih Rıfkı Atay
- Denizaşırı
- Yeni Rusya
- Bizim Akdeniz
- Tuna Kıyıları
- Yolcu Defteri
Atilla İlhan
- Abbas Yolcu
- Batı’nın Deli Gömleği
HATIRAHaldun Taner
- Ölürse Ten Ölür Canlar Ötesi Değil
Yusuf Ziya Ortaç
- Portreler
- Bizim Yokuş
Halit Fahri
- Edebiyatçılar Geçiyor
- Eski İstanbul Ramazanları
Abdülhak Şinasi Hisar
- Boğaziçi Mehtapları
- Boğaziçi Yalıları
- Geçmiş Zaman Köşkleri
- İstanbul ve Piyer Loti
Halikarnas Balıkçısı
- Mavi Sürgün
Ruşen Eşref Ünaydın
- Atatürk’ü Özleyiş
- Atatürk’ün Hastalığı
Rıfat Ilgaz
- Yokuş Yukarı
- Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra
Salah Birsel
- Boğaziçi Şıngır Mıngır
- Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu
- Kahveler Kitabı
FIKRA- Ahmet Rasim
- Ahmet Haşim
- Falih Rıfkı Atay
- Refik Halit Karay- Haldun Taner

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının yapı, tema, dil ve anlatım özellikleriyle ilgili bilgiler

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının yapı, tema, dil ve anlatım özellikleriyle ilgili ilgili bilgiler

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA:

YAPI:
Mekân olarak Anadolu’nun, kişiler olarak yazar ve Anadolu insanının, zaman olarak Cumhuriyet Dönemi’nin, olay örgüsü olarak da insanların yaşadıklarının ele alınıp uygun bir biçimde birbirine bağlanmasıdır

TEMA: Anadolu, Anadolu insanı, doğal güzellikleri, folkloru, Türk tarihi, Atatürk'le ilgili konular, yenileşme vb...

DİL ve ANLATIM : Dil, yabancı sözcüklerden arındırılmaya çalışılmış, yalın (sade) bir dil, açık, duru, akıcı, tutarlı bir anlatım kullanılmıştır.Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmıştır.


EK BİLGİLER:

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI (1923- …. ) 1923 yılı yeni Türkiye’nin kuruluşudur. Aydınlarımız, devlet adamlarımız ve yazarlarımız artık tarihimizde artık yeni bir dönemin başlatılması gerektiğine inanmışlar. Bu yüzden de 1923’te başlayan bu yeni oluşum edebiyatımızı da etkilemiştir. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını iki ana dönem içinde incelemek mümkündür.

1923- 1940 arası dönem

1940 sonrası dönem ( Son dönem)

1923- 1940 arası döneminin özellikleri:
1.Dili sadeleştirme düşüncesinden dolayı konuşma dili ile yazı dili arasındaki fark ortadan kalkmaya başladı.

2.Eğitim ve öğretimin yaygınlaşmasıyla okur yazar oranı arttı.

3.Milli Edebiyat döneminde başlayan Anadolu’ya yöneliş hız kazandı.

4.Hece ölçüsünü kullanmaya başladılar.

5.Halkın dertlerini, problemlerini ve Anadolu’nun güzelliklerini işlediler.

6.Anadolu efsanelerinden, masallarından ve mitolojiden yararlandılar.

7.Halk arasında yaşayan her türlü kültür unsurunu sanat eserlerinde işlediler.

8.Bu dönem sanatçıları; maniler, türküler, halk efsaneleri, masallar ve halk sanatlarının unsurlarını topladılar.

9.1940’a kadar olan dönem içinde ( Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi) bazı şairlerin aruz vezni ile sade şiirler yazdığını görüyoruz.

10.Bu dönemde roman, hikaye, tiyatro, gezi ve hatırat türlerinde de bir sadeleşme, kültür varlıklarımızdan yararlanma göze çarparken; roman ve hikayede gerçekçilik akımı ön plana çıkar.

11.Romanlarda genellikle Cumhuriyet devrimleri, ağa- köylü, patron- işçi, kadın- erkek çatışması gibi konular işlenmişti.

12. Milli Edebiyat döneminde önemli olan olay hikâyesi yerini durum hikâyesine bıraktı.

13.Tiyatro hem metin hem de sahnelenme tekniği açısında oldukça ilerledi.

14.Deneme, eleştiri gibi öğretici türler bu dönemde önem kazandı.

15.Şiirde birçok akım ortaya çıkmıştır.


24 Eyl 2017

Oğuz Atay Edebi Kişiliği ve Eserleri, Maddeler Halinde

Yaşadığı dönemde değeri anlaşılmayan post-modern edebiyatın ülkemizdeki öncüsü Oğuz Atay roman, öykü ve oyun yazarı olarak ön plana çıkmıştır.

Türk edebiyatının ilk post-modernist romanı "Tutunamayanlar"  eseri ona büyük ün kazandırır. Bu romanda küçük burjuva düzenini ve Türk aydınının acıklı güldürüsünü işler.
"Tutunamayanlar" adlı kitabında roman karakteri Turgut'un kendi aklından kurguladığı hayali bir arkadaşı olan Olric'in sözler çok beğenilmiş, bir zamanlar sosyal medyada tam bir Olric fırtınası esmişti. (Yazının devamında Olric sözlerini bulabilirsiniz)

Bu açıklamalardan sonra Oğuz Atay'ın fikri ve edebi kişiliğini ve eserlerini maddeler halinde görelim:

Oğuz Atay Edebi Kişiliği ve Eserleri
  • Modernizmi esas alan Oğuz Atay, postmodernizmin edebiyatımızdaki öncüsüdür.
  • Eserlerinde toplumla entelektüelin çatışmasınıen iyi şekilde yansıtır.
  • Modern insanın bunalımı, yalnızlığı, toplumun aksayan yönleri, burjuvazi görüşe ferdin başkaldırışı eserlerinde işlenen konular olarak öne çıkar.
  • Onun en önemli projelerinden biri Türkiye'nin psikolojisini çıkarmaktır. Fakat genç denebilecek bir yaşta (43) vefat etmiş ve bu eserini yazamamıştır.
  • Yapıtlarında ele aldığı konuları ironi bir tarzla işler. 
  • Sonradan iki cilt olarak basılan "Tutunamayanlar" romanı (ilk postmodernist roman) aynı zamanda kendi oyununu oynamıştır. Bu romanda küçük burjuva düzenini ve Türk aydınının acıklı güldürüsünü işler. Oğuz Atay bu romanla 1970'te TRT roman ödülünü kazanır. Bu romanda, modern şehir hayatı içinde topluma yabancılaşmış yalnız insanları, burjuva düzenine ayak uyduramayanları kaleme alır.
  • "Tehlikeli Oyunlar", Tutunamayanlar'ın devamı niteliğindedir; ama onun kadar başarılı olamamıştır. Eserin başkahramanı olan "Hikmet" bir oyun yazarıdır. Hikmet, Gerçek ben'ine ulaşmak için kendisiyle hesaplaşır.
  • Üniversitede hocası olan Mustafa İnan'ın hayatını "Bir Bilim Adamının Romanı" eserinde anlatır. Eser, biyografik roman özelliği taşır. Fakir bir ailenin çocuğu olan Mustafa İnan'ın uluslararası tanınan bir bilim adamı olmasına ve bütün zorluklara rağmen erdem ve ahlakından hiçbir şey kaybetmemesine dikkatleri çeker. Eser, aynı zamanda bilimsel konuların romana taşındığı bir ilki oluşturur.
  • "Günlük" eserinde dünyadaki mevcut toplumla entelektüelleri ele alır.
  • "Korkuyu Beklerken" öykü tarzında kaleme aldığı eseridir. Eserde psikolojik çözümlemelere ağırlık verir.
ESERLERİ

Roman

Tutunamayanlar
Tehlikeli Oyunlar
Eylembilim
Bir Bilim Adamının Romanı


Öykü

Korkuyu Beklerken


Oyun

Oyunlarla Yaşayanlar

OLRİC SÖZLERİ
-Sevelim mi Olric?…
-Sevmek nedir efendimiz?
-Sevmek vazgeçmektir Olric..
-Vazgeçtiyseniz sevelim efendimiz..

******

Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric…
Sen biriktirmeyi seversin….hadi devam et şimdi …kuru yaprakları…
Deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları …
Senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları…
Birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…
Ve özlemi biriktirmeye…

******
-Herkes geçer diyor, geçer mi Olric?
Herkes ne bilir acımı,
Herkes ne bilsin acımızı!…
Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan,
İyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan,
O nefeste boğulmaktan sıkıldım.
Ki nefessizlikten değil nefesten boğulmaktır marifetimiz Olric…
– evet efendimiz.
– Bana katıldığını bilmek güzel. arada ses vermen güzel; içimin sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan.

*****

Oğuz Atay'ın Çok Acayip "Unutulan" Öyküsü

Oğuz Atay'ın "Unutulan" Öyküsünün Konusu, Özeti ve İncelemesi

Fatih Kutay

Bugüne kadar okuduğum öykülerden şüphesiz en ilginci, karmaşığı veyahut ürperticisi mi desem Oğuz Atay'ın Unutulan adlı öyküsü oldu.

Yaşadığı dönemde değeri pek de anlaşılmayan postmodernist edebiyatın güçlü temsilcisi Oğuz Atay'ın  imgelerle dopdolu  "fantastik-ironik" bu  hikayesi öyle düz yüzeysel bir okumayla anlaşılacak gibi değil. Her okuyanın kendince çok farklı anlamlar çıkarabileceği sıradışı, görünenin ötesinde gizil birçok anlam barındıran adeta bir bilmece gibi olan ürpertici bir hikaye Unutulan.

                                               




Unutulan Atay'ın Korkuyu Beklerken adlı tek öykü kitabının en kısa öyküsü olarak karşımızda duruyor. Hikayeyi en az beş kere okudum. Derinlemesine ve pür dikkat bir okuma gerektiriyor bu hikâye.
                                       
“Unutulan”, ikinci evliliğini yapmış bir kadının bir gün, "Bugünlerde çok para ediyor." düşüncesiyle eski kitaplarını bulmak için yaşadığı evin tavan arasına çıkmasını, orada bulduğu eskiye ait çeşitli objeler vasıtasıyla  bir tür hayat muhasebesine girişmesini anlatır. Şüphesiz ki bütün bu “unutulmuşlar” arasında okuyucuyu en  ürperteni  kadın karakterin tavan arasında  intihar eden eski sevgilisinin cesedini de bulması  ve bunlardan yola çıkarak yaşamını, geçmişini, bugününü sorgulaması...

Oğuz Atay'ın muhteşem kurguladığı bu kısacık hikaye aslında sembollerle okuyucunun çıkarması gereken gizli anlamlar barındırıyor. Keyifli okumalar dileriz.
edebiyatfatihi.net 




Yaratılış Destanı'nın Konusu, Özeti, İncelemesi

Bu yazımızda Altay-Yakut destanları arasında yer alan Yaratılış Destanı'nın konusunu, özetini ve hakkında genel bilgileri bulabilirsiniz...

ALTAY YARATILIŞ DESTANI

Konusu: Evrenin yaratılışını, iyilik ve kötülüğün kaynaklarını, evrendeki düzeni konu edinmiştir. 

Genel Bilgiler: 

Yaradılış Destanı, XIX. (19.) yüzyılda Prof. W. Radloff tarafından Altay Türkleri arasında derlenmiştir. Yaratılış Destanı, Türkler tarafından kabul edilmiş eski ve yeni dinlerin, özellikle de şamanizmin izlerini taşır. Şamanizm, başta Türkler ve Moğollar olmak üzere, genellikle eski Sibirya kavimleri arasında ortak bir dindir. Totem dininden sonra Türkler arasında yayılan ilk önemli inanış Şamanizmdir. Bu dine göre, dünyada ölen iyi ruhlar bir kuş kılığına girerek iyilik derecelerine göre gökteki ışık âlemine; kötü ruhlar ise kötülüklerinin derecesine göre yer altında karanlıklar alemine giderler. Yaradılış Destanı, Türk mitolojisi, düşüncesi ve inancı bakımından önemli izler taşır.

Yaratılış Destanının Özeti 

Daha hiçbir şey yokken, Tanrı Kayra Han'la uçsuz bucaksız su vardı. Ay, güneş, toprak yoktu. Tanrı Kayra Han'ın canı sıkılıyordu. O, yalnızlık içinde iken su dalgalandı. Ak Ana Akine, Tanrıya "Yarat!" dedi, yine suya gömüldü. Bunun üzerine Kayra Han, kendine benzer bir varlık yaratarak "Kişi" adını verdi. 

Kayra Han'la Kişi, sonsuz suyun üzerinde iki siyah kaz gibi rahatça uçmaya koyuldular. Ancak Kişi, kendisini yaratandan daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı. Suya düştü. Boğulmak üzereyken Tanrı'ya yalvardı. Kayra Han "Yükselt!" emrini veri. Kişi batmaktan ve boğulmaktan kurtuldu. 

Tanrı Kayra Han, dünyayı yaratmayı düşündü. Kişi'ye, "Suya dal, toprak çıkar!" emrini verdi. Fakat Kişi bu sefer de kötülükler düşündü. Toprağın bir kısmını ağzında sakladı. Kendine göre bir yer yaratacaktı. Avucundaki toprağı su yüzüne serpince Tanrı, toprağa "Büyü" emrini verdi. Bu toprak dünya oldu. Fakat bu emirle Kişi'nin ağzındaki topak da büyümeye başladı. Kişi, Tanrı'ya yalvardı. Tanrı "Tükür!" buyurdu. Kişi'nin ağzından dökülen ıslak toprak yeryüzüne serpildi. Yeryüzünde tepecikler oluştu. Buna kızan Tanrı, Kişi'yi kendi aleminden kovdu ve ona Erlik (Şeytan) adını verdi. 

Yerde dokuz dallı bir ağaç bitti. Tanrı her dalın altında ayrı bir adam yarattı ve "Dokuz millet olsun!" dedi. Erlik bu insanları kıskandı. Onları kötülüğe sürükledi. Erlik yeniden lanetlendi. Toprak altındaki karanlıklar aleminin üçüncü katına sürüldü. Tanrı kendisi için de göğün on yedinci katında bir nûr alemi yaratarak oraya çekildi. İnsanların büsbütün başıboş kalmaması için onlara da Gök Oğul'u (Maytere) gönderdi. 

Erlik, Kayra Han'ın katına çıkmak istedi. Gök Oğul'u, Tanrı'ya bunun için yalvarmaya razı etti. İzni koparan Erlik, kendisi için gökler yaptı. Kendisine bağlı olanların oluşturduğu kötü ruhlarla birlikte, gökle yer arasındaki dünyada yaşayan insanlardan daha iyi bir hayat sürü- yordu. Bu durum Kayra Han'ın canını sıktı. Erlik'in dünyasını yıkmak için kahraman Mandişere'yi gönderdi. O, güçlü mızrağıyla vurarak korkunç şimşek ve gökgürültüleri arasında bu dünyayı parça parça etti. Bu parçalar, insanlar için yaratılan ilk dünyanın üzerine düştü. Eski düz dünya engebeli bir hal aldı. Tanrı, Erlik'i yeniden cezalandırdı. Onu yerin en alt katına sürdü. Dünyanın sonuna kadar orada kalmasını emretti. Göğün on yedinci katında kendisi, yedinci katında Gün Ana, altıncı katında Ay Ana oturmaktadır.

Yazar: Metin Turan