20 Eyl 2017

Atatürk'ün Çağdaşlamaya ve Uygarlaşmaya Verdiği Önem

Atatürk'ün Çağdaşlamaya ve Uygarlaşmaya Verdiği Önem 

Çağdaşlaşma  her bakımdan içinde bulunduğumuz zamanın gereklerini benimseme, o gereklere uyma, o gerekleri yerine getirme demektir. Bir diğer ifade ile gerek düşünüş biçimi gerekse kurumlar açısından, çağın gerektirdiği yaşam şekline geçme, geçebilme demektir.


Atatürk, Türk milletine, çağdaş uygarlık düzeyine erişmeyi, hatta bu düzeyi aşmayı amaç olarak göstermiştir. Çünkü o, Türk toplumunda çağdaşlaşmayı, her şeyden önce bir "yaşam davası", bir "var olma mücadelesi" kabul ediyordu. Atatürk, "Büyük davamız en uygar ve en refaha kavuşmuş millet olarak varlığımızı yükseltmektir" diyor ve bu hususu "Türk milletinin dinamik ideali" olarak gösteriyordu. Onun içindir ki Büyük Önder’in, hemen bütün konuşmalarında uygarlık ve çağdaşlaşma üzerinde önemle ve ısrarla durduğu görülür.

Bir ülkenin, bir milletin çağdaş olup olmadığı, yaşadığı zamanın uygarlık düzeyine yakınlığı, bu uygarlık alanına dahil oluşu ile ölçülür. Atatürk’ün "Memleketler çeşitlidir; fakat uygarlık birdir ve bir milletin ilerlemesi için de bu tek uygarlığa katılması gerekir."sözü, bu anlamda kullanılmıştır.

Atatürk, uygarlığı bir milletin devlet yaşamında, fikir yaşamında ve ekonomik yaşamda gösterdiği ilerlemelerin bileşkesi olarak tanımlıyordu. Bu anlamda bir uygarlık anlayışının, "kültür"le eşdeğer olduğunu, ondan ayrılamayacağını söylüyordu. "Millî kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız." sözünde millî kültür geniş anlamda kullanılıyor, Türk milletinin devlet yaşamında, fikir yaşamında ve ekonomik yaşamda gösterdiği düzey, yani Türk milletinin uygarlığı amaçlanıyordu.

İşte bu gerçekçi düşüncelerin ışığında Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi kalkındırmak, Türk milletini hakkı olan uygar düzeye ulaştırmak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin "var olma savaşı"nda en önemli konuyu oluşturuyordu. Diğer taraftan büyük askerî zaferleri takiben Lozan’da bağımsızlığını onaylatan yeni Türk Devleti’ni bütün dünya, çağdaş nitelikleriyle görmek, çağdaş nitelikleriyle benimsemek istiyordu. Kendi içine kapanmış, çağın yeniliklerinden, uygarlığın gereklerinden uzaklaşmış bir Türkiye, şüphesiz ki çağdaş dünya ölçüleri içinde saygı göremez, önem kazanamazdı. Büyük Önder bu gerçeği gördüğü içindir ki: "Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çabamız Türkiye’de çağdaş, batılı bir hükümet kurmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de batıya yönelmemiş millet hangisidir?" sözleriyle, çağdaşlaşma özlemini dile getiriyordu. 

                                                  

Büyük Önder bu konuda düşüncelerini şöyle özetlemektedir: "Gözlerimizi kapayıp yalnız yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Tam tersine ileri, uygar bir millet olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız. Bu yaşam, ancak bilim ve teknikle olur. Bilim ve teknik nerede ise oradan alacağız ve her millet bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve teknik için sınır ve koşul yoktur." İşte Atatürk’ün bize, çağdaşlaşmanın yolunu ve yöntemini gösteren ölmez sözleri…

Kısaltılmıştır.

Yazı Kaynağı: atam.gov.tr

Son Kuşlar Hikayesiyle İlgili Değerlendirme

Son Kuşlar Hikayesi Değerlendirme Yazısı

Sait Faik Abasıyanık'ın unutulmaz hikayesi Son Kuşlar hikayesinde  normalde insanlar tarafından sevilen, zenginliğini belli etmeyen, mütevazı bir adam olan Konstantin'in güz mevsimi geldiğinde bir canavara dönüşüp adadaki kuşları avlaması ve onun yüzünden kuşların artık adaya pek uğramadığı ve anlatıcının bu duruma çok üzüldüğü anlatılıyor.

Bu enfes öyküyü ŞURADAKİ yazımızda incelemiştik. Blogumuzun sıkı takipçisi de M. Topçu da hikayeyi beğenerek okumuş ve hikayeyle ilgili bir değerlendirme yazısı yazmış. Bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz... edebiyatfatihi.net

SON KUŞLAR HİKAYESİ DEĞERLENDİRME YAZISI 

Hikayelerde uzun tasvirlerden bazen  sıkılsam da “Son Kuşlar” hikayesini ilgiyle ve merakla okudum. 

Adanın kışı karşılayan rüzgarlı tarafı ile gitmek üzere olan yazı uğurlayan diğer tarafı arasındaki zıtlıklarla başlayan hikaye, kır kahvesi ve sahibinin tasvirleriyle devam ediyor. Bu uzun giriş bölümünden sonra gökyüzünden geçen uçaklar ve yolcularından bahsedilerek hikayenin gelişme bölümüne yumuşak bir geçiş yapılıyor ve hikayeye de adını veren kaybolan kuşlar mevzusu gündeme getiriliyor. 

Vaktiyle küme küme adaya uğrayan ve cıvıltılarıyla adayı şenlendiren kuşların kayboluşu, onları avlayıp yiyen Konstantin Efendi karakteri üzerinden sorgulanıyor. Kuş seslerinin insan ruhunda yarattığı sevinç ve onların gidişinin yarattığı hüzün mukayese edilerek kaybolan kuşlardan sonra çimenlerin bile sökülmeye başlanması bardağı taşıran son damla olarak okuyucuya yansıtılıyor. İnsanın git gide doğadan uzaklaşarak ona düşman kesilip zarar vermesi ve gelecek nesilleri bekleyen tehlikeden bahsedilerek hikaye sonlandırılıyor.

Hikaye insanı sıkmadan doğal bir seyirle ilerliyor. Yazarın adeta okuyucusuyla konuşurcasına olan anlatım tarzı insanı sürüklüyor. Dikte etmeden ve okuyucuya bırakılarak verilen mesaj okurun yazara hak vermesini kolaylaştırıyor. Kaybolup giden kuşlar imgesi üzerinden insanın doğaya verdiği zarar verdiği müddetçe güzelliklerden mahrum kalacağı fikri başarılı bir şekilde hikaye edilmiş. 
M.Topçu/ edebiyatfatihi.net

SAİT FAİK KİMDİR?
  • Hikayeciliği meslek edinen ve modern edebiyatımızın en güçlü öykücülerinden olan yazar, belli bir iş tutmamış, başıboş bir bohem hayatın sonunda içki ve sirozdan ölmüştür.
  • O BİR iSTANBUL ÖYKÜCÜSÜDÜR.
  • Düşüncelerini ve hayallerini içtenlikle anlatır. 
  • Öyküle­rinde yakından tanıdığı, gözlemlediği kişileri okuyucu­larına tanıtır. Kişileri, yaşadıkları çevreye ve karakterle­rine uygun olarak ele alır ve anlatır. Deniz, doğa, yaşlı bir adam, bir boyacı çocuk, balıkçı kahvesi... Onun öy­külerinde sık sık rastlanan unsurlardır.
  • Öykülerini yapmacıklıktan ve sanat kaygısından uzak bir dille yaz­mıştır.Öykü sayısının çokluğu, konu çeşitliliği, öykü yazma yönteminde yaptığı değişiklikle dikkat çekmiştir.
  • Sayı­sı yüz elliyi aşan öykülerinin, konusu çoğunlukla kısa bir süre içinde gördüğü, kişiler, olaylar olduğundan, öykülerinde alışılagelen giriş-gelişme-sonuç bölümleri bulunmaz. Bu özellikleriyle bir durum öyküsü niteliği taşıyan öyküleriyle klasik yöntemden ayrılmıştır.
  • Edebiyatımızda Çehov tarzı öykünün temsilcilerindendir. Öykülerinde ele aldığı konulan, insan ve toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta top­layabiliriz.
  • İnsan ve toplumu konu aldığı öykülerinde, genel ola­rak, toplumun herhangi bir olaya ya da insana karşı gösterdiği tepki, sınıf ayrılıklarının ortaya çıkardığı sa­kıncalar, işveren-işçi ilişkileri, toplumun düşkünlere kar­şı ilgisizliği, zenginlik-yoksulluk gibi, içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dile getirmiştir. En çok üzerinde durduğu konu ekonomik dengesizliktir, insan ve doğa­yı konu edindiği öykülerinde insanın doğayla mücade­lesi ve doğaya verdiği zarar üzerinde durmuştur.
  • Psikolojik konulu öykülerinde de dostluk, insan sevgi­si başta olmak üzere aşk, özlem, yalnızlık gibi, değişik konuları işlemiştir. Hayaller üzerine kurulan kimi öykü­leri de bir ölçüde gerçeğe dayalıdır. Çünkü onu hayal kurmaya yönelten genellikle gündelik yaşayışında rastladığı insanlardır.
  • Yazmanın kendisi için bir ihtiyaç olduğuna inanmıştır. Gözlemci ve gerçekçi bir yazardır. Toplumu konu alan öykülerinde toplumdaki bazı problemleri işler.
  • Sait Faik'in dikkati çeken bir başka yönü de, öyküsün­deki kişilerle, kendisindeki insan sevgisini okuyucula­rına da aktarmasıdır. 
  • Sanat kaygısından uzak bir dille yazması ise öykülerini okuyucuya sevdiren önemli öğelerden biridir. 
  • Cumhuriyet Dönemi öykü yazarları arasında, kendi çizgisinde gelişen bir yazar olarak ta­nınmıştır.

11.Sınıf Türk Edebiyatı Kitabı Kitabı Cevapları, Lider Yayınları,2017-2018, Sayfa 25-26-



11.Sınıf Türk Edebiyatı Kitabı Kitabı Cevapları, Lider Yayınları,2017-2018, Sayfa 25-26

SAYFA 25

1. Okuduğunuz metnin her biriminde neler anlatıldığını söyleyiniz.

İlk birimde şiirin her millette olduğu, Osmanlı şiirinin ne olduğu
2. birimde Osmanlı şairlerinin Arap ve İranlıları taklit ettiği
3.birimde kendimize özgü bir düzyazımızın da olmadığı
4. birimde milletimize özgü şiir ve nesrin olmadığı
5.birimde gerçek şiirimizin halk şiiri olduğu
6.birimde halk şiirine rağbet edilmediği için halk şiirinin gelişmediği


2. Metnin birimleri hangi ileti etrafında ve nasıl birleşmiştir?

"Gerçek şiirimiz ulusal değerlerimizi yansıtan halk şiiridir" iletisi etrafında birleşmiştir.

3. Metindeki düşüncenin en kısa ve yoğun ifadesinin ana düşünce olduğu gerçeğinden yola çıkarak okuduğunuz metnin ana düşüncesini ifade eden cümleyi bulunuz.

"Bizim şiirimiz, hani şairlerin vezinsiz diye 
beğenmedikleri halk şarkıları ve taşrada çöğür (saz) şairleri arasında deyiş, üçleme 
ve kayabaşı denen nazımlardır." 

4. Metinde hangi anlatım türü kullanılmıştır? Metinden yola çıkarak bu türün belirgin özelliklerini söyleyiniz.

Açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır. 
Belirgin Özellikleri
Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
İfadeler kesin ve açıktır.
Kelimeler genelde gerçek(temel)anlamlarıyla kullanılırlar.
”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma ,örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
 Yazarın amacı okuyucuyu bilgilendirmektir.
Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.

5. Metnin ifadelerini açıklık ve kesinlik yönünden değerlendiriniz.

Metindeki ifadeler açık ve kesindir.

6. Metinden yararlanarak aşağıda verilen tabloyu doldurunuz.

Terim: "vezinli söz, divan, münşeat, gazel, kıta, mesnevi,  kayabaşı"
kavram: Osmanlı şiiri, halk, halk tabakası..."
Gündelik hayatla ilgili kelimeler: " savsaklama, İstanbul ahalisi, taklit etmek..."
Yeni kavram, ifade, söz ve söz grupları: Muhbir gazetesi ,çevirmen..."

7. "Yeryüzüne ne kadar millet ve kavim gelmişse hepsinin kendilerine mahsus şiirleri vardır.
Necâtî ve Bâkî ve Nef’î divanlarında gürdüğümüz kasideler ve gazeller ve kıtalar ve mesneviler midir?" metinden somut ifadelerdir. Bu ifadeler düşünceleri daha iyi açıklamak için kullanılmıştır.

SAYFA 26

4. Etkinlik:
İncelediğiniz metinden hareketle aşağıda verilen tabloyu doldurunuz.

ZİYA PAŞA
Eserle Olan İlişkisi: Dil ve edebiyatla ilgili görüşlerini açıklamak için bu makaleyi yazmıştır. Bu makalede gerçek edebiyatımızın halk edebiyatını savunur. 

Fikri ve edebi yönü:  
Düşünceleriyle yenilikçi, yapıtları ve yaşantısıyla eskiye bağlı bir sanatçı olan Ziya Paşa’daki tezat ve ikilik hem yaşantısına hem de yapıtlarına yansımıştır.
Hürriyet gazetesinde çıkan"Şiir ve İnşa"makalesinde Halk edebiyatını ve dilini savunur, gerçek şiirimizin halk şiiri olduğunu belirtmiştir. Bir süre sonra hazırladığı"Harabat"adlı antolojide Divan şiirini yücelterek Halk şiirini kötülemiş ve halk ozanlarının şiirlerini "eşek anırması" olarak nitelemiştir.

EK BİLGİLER: 👇

ZİYA PAŞA 1825-1880)
  • Şinasi ve Namık Kemal'le birlikte Tanzimat'la başlayan yeni Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç sanatçıdan biridir.
  • Ziya Paşa meşrutiyetçi ve toplumcu bir şairdir.
  • Çeşitli devlet kademelerinde çalışmış, politika ve sanatla uğraşmıştır.
  • Düşünceleriyle yenilikçi, yapıtları ve yaşantısıyla eskiye bağlı bir sanatçı olan Ziya Paşa’daki tezat ve ikilik hem  yaşantısına hem de yapıtlarına yansımıştır.
  • Hürriyet gazetesinde çıkan "Şiir ve İnşa" makalesinde Halk edebiyatını ve dilini savunur, gerçek şiirimizin halk şiiri olduğunu belirtmiştir.Bir süre sonra hazırladı"Harabat" adlı antolojide Divan şiirini yücelterek Halk şiirini kötülemiş ve halk ozanlarının şiirlerini "eşek anırması" olarak nitelemiştir.
  • Ziya Paşanın yaşadığı bu çelişkiye Namık Kemal tepki göstermiş ve onu eleştirmek içİN Tahrib-i Harabad adlı eleştirileri yazmıştır.
  • Hem biçim hem de hayalleri ve duyuş tarzı bakımından divan şiirine bağlıdır.
  • Divan şiiri nazım biçimlerini kullanan sanatçının lirik sayılabilecek gazelleri vardır.
  • Sade bir dili savunmuş, beğenmiş; ancak Arapça, Farsça tamlamalarla yüklü bir dil kullanmıştır.
  • Hece ölçüsüyle yazdığı birkaç türküsü dışında bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle
  • yazmıştır.
  • Tanzimat Edebiyatının bütün özelliklerini taşır. Tanzimat Edebiyatını oluşturan dört önemli etki (divan şiiri, mahallileşme etkisi, Batı etkisi, âşık tarzı) onun şiirlerinde ve düz yazılarında görülür.
  • Türk edebiyatında terci-i bent ve terkib-i bent türlerinin en önemli şairlerindendir.
  • En ünlü şiiri Terkib-i Bent DÖNEMİNİN SOSYAL BİR ELEŞTİRİSİDİR.(Ziya Paşa bu şiirini Bağdatlı Ruhi'ye nazire yazmıştır)

ESERLERİ VE TÜRLERİ
Hiciv: Zafername
Düzyazı: Rüya
Mektup: Veraset Mektupları
Şiir: Eş’ar-ı Ziya
Makale: Şiir ve İnşa
Anı: Defter-i Amal
Tercümeleri: Viardot’tan Endülüs Tarihî‘ni, Cheruel ile Lavallee’den Engizisyon Tarihî‘ni, J.J. Rousseau’dan Emil‘i, Moliere’den Tartuffe‘ü tercüme etmiştir.

11.Sınıf Türk Edebiyatı Kitabı Kitabı Cevapları, Lider Yayınları,2017-2018, Sayfa 22-23-24

11.Sınıf Türk Edebiyatı Kitabı Kitabı Cevapları, Lider Yayınları,2017-2018, Sayfa 22,23,24

SAYFA 22

HAZIRLIK ÇALIŞMALAR

1. Aşağıdaki metni okuyunuz.

SAYFA 23

Metne göre Tanzimat dönemi edebiyatçılarının belirgin özellikleri nelerdir?

Dönem sanatçıları arasında önemli farklar bulunmaktadır.
Sanatçıların  üslup ve sanat anlayışı birbirinden farklıdır.
Milli bir edebiyatın doğmasına zemin hazırlamışlardır.
Namık Kemal ve Ziya Paşa sanat toplum içindir anlayışı; Recaizade ve Abdülhak Hamit ise sanat için sanat anlayışındadır.
Edebiyatımızın zenginleşmesine büyük katkıları olmuştur.

2. Etkinlik:
Tanzimat Döneminde gazete çevresinde kültür ve edebiyat hayatımıza giren öğretici
metin türleri nelerdir? Söyleyiniz.

Makale, eleştiri...

EK BİLGİ:

TANZİMAT DÖNEMİNİN ÖĞRETİCİ METİNLERİ Tanzimat edebiyatında gazetelerle birlikte öğretici metinler yapı değiştirmiş, Batılı öğretici metinler edebiyatımıza kazandırılmıştır. Tanzimat döneminde Şinasi, Namık Kemal’le başlayan gazetecilik çok gelişmiş ve gazete etkili bir iletişim aracı olmuştur. Bu gazetelerde makale, fıkra, deneme, tenkit gibi öğretici metinlere de yer verildiğinden öğretici metinler gelişmiş.
Reklamlar
Ayrıca anı, günlük, mektup gibi türler Tanzimat’ la birlikte önem kazanmış ve Batılı bir hüviyete bürünmüştür. Şunu da unutmamak gerekir ki bu dönemin bir çok edebi türünde öğreticilik hakimdir.
Bu dönem öğretici metinlerin başlıca özellikleri:
⦁ Toplumsal konulara ve sorunlara yer verilmiştir.
⦁ Hürriyet, eşitlik, kanun, bilim ve teknikle ilgili Batılı kavramlar konu olarak işlenmiştir.
⦁ “Sanat, toplum içindir.” anlayışı benimsenmiştir.
⦁ Öğretici metinler toplum için, toplumun anlayacağı bir dille yazılmıştır.
⦁ Tanzimat Dönemi Edebiyatı öğretici metinlerinde ikilik yani eski-yeni, yerli-Batılı çatışması temada, dilde (Arapça, Farsça kelime ve kavramlarla-yeni kavramlar) ifade biçimlerinde varlığını hissettirmiştir.

SAYFA 24

1. Metnin birimleri hangi ana düşünce etrafında bir araya gelmiştir?

Gazetenin gerekliliği düşüncesi etrafında bir araya gelmiştir.

2. Metnin ana düşüncesini ifade eden en kısa cümleyi tespit ediniz.

Ana düşüncesi "gazete çıkarmak gereklidir." edebiyatfatihi.net 

3. 10. sınıf Dil ve Anlatım dersinin 2 ve 8. ünitelerinden edindiğiniz bilgilerden hareketle metnin anlatım türünü belirleyerek bu türün özelliklerini söyleyiniz.

Metnin anlatım türü açıklayıcı anlatımdır.
Özellikleri: 
Doğrudan bilgi aktarmaya yönelik anlatım biçimidir.
• Amacı bir konuda bilgi vermekdinleyenleri veya okuyanları o konuda aydınlatmaktır.
• Tanımlamalardan karşılaştırmalardan benzetmelerden ve örneklemelerden yararlanılarak konu somutlaştırılır.
• Ele alınan konunun ne olduğu ayrıntılarıyla netlik kazanır.
• Bilgi vermeyi aydınlatmayı öğretmeyi amaçlayan her tür yazıda kullanılan bir anlatım türüdür.
• Ansiklopedilerde ders kitaplarında düşünce yazılarında bilimsel eserlerde kullanılır. Bu eserlerden alınmış paragraflarda açıklayıcı anlatım kullanılmış olur.

4. Metinden terim, kavram ve gündelik hayatla ilgili ifadelere örnekler veriniz. Bunların metne nasıl bir katkı sağladığını söyleyiniz.

 terim: mazbata
kavram: "kanuni vazife, medeni millet, hakim millet, politika" 
gündelik hayatla ilgili ifadeler:  "kanuni vazifelerle yükümlü olmak, fikir ileri sürmek, dilekçe sunmak..."

5. Metinden yazıldığı dönem açısından yeni olan kavram, ifade, söz ve söz gruplarına örnekler veriniz.

"Kanuni vazife, kazanılmış hak, medeni millet, meclis, kanum, hükümet, gazete, vekiller meclisi, eşitlik..."  yazıldığı dönem açısından yeni olan kavram, ifade, söz ve söz gruplarıdır.

6. Metinde kullanılan ifadeler açık ve kesin midir? Niçin?

Açık ve kesindir, metin bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.

7. Metinde somut ifadelerden ne ölçüde ve nasıl yararlanılmıştır?

Halkın daha iyi anlayabilmesi somut ifadelere sıkça yer verilmiştir. Gazetenin gerekliliğini yazar, çeşitli örneklerle somutlaştırmaya çalışmıştır.

3. Etkinlik:

Okuduğunuz metinle Şinasi’nin fikrî ve edebî yönü arasında nasıl bir ilişki olduğunu
açıklayınız.

 Tanzimat edebiyatında yeniliklerin öncüsü Şinasi kültürel ve toplumsal değişimi gerçekleştirmeye çalışan bir sanatçıdır. Batılılaşma taraftarı olan Şinasi'nin fikri  ve edebi yönü metne yansımıştır.




Sorumluluk Sınavları Yıl İçinde Üç Kere Yapılacak

Sorumluluk Sınavları Yıl İçinde Üç Kere Yapılacak

edebiyatfatihi.net

16 Eylül 2017'de değişen yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğine göre daha önce birinci ve ikinci dönemin ilk haftası yapılan sorumluluk sınavları bunlara ek olarak  ikinci dönemin sonunda da yapılacak.
Bir önceki yönetmelikte  ilgili madde şöyle geçiyordu: 

Sorumluluk sınavları, ders yılı içerisinde yapılan yazılı ve/veya uygulamalı sınav esaslarına göre birinci ve ikinci dönemin ilk haftası içerisinde iki alan öğretmeni tarafından yapılır.

Değişen yönetmeliğe göre (16 Eylül 2017) ise ilgili maddeye ikinci dönemin son haftaları ibaresi de eklendi. 

MADDE 32 – Aynı Yönetmeliğin 58 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) Sorumluluk sınavları, ders yılı içerisinde yapılan yazılı ve/veya uygulamalı sınav esaslarına göre birinci dönemin ilk haftası ile ikinci dönemin ilk ve son haftaları içerisinde iki alan öğretmeni, bulunmaması hâlinde biri alan öğretmeni olmak üzere iki öğretmen tarafından yapılır.”



Sorumluluk Sınavı Nedir?

Ders yılı sonunda her bir dersten iki dönem puanı bulunmak kaydıyla doğrudan sınıfını geçemeyen öğrencilerden; bir sınıfta başarısız ders sayısı en fazla 3 dersolanlar sorumlu olarak sınıflarını geçer. Ancak alt sınıflar da dâhil toplam 6 dersten fazla başarısız dersi bulunanlar sınıf tekrar eder.
Nakil ve geçişler nedeniyle ortaya çıkan sorumlu dersler bu sayıya dâhil edilmez.

Jules Amcam Hikayesi, Guy De Maupassant

Olay öykücülüğünün dünya edebiyatındaki öncüsü Fransız yazar Guy De Maupassant'ın  (Mopasan) Jules Amcam adlı hikayesi hayal-gerçek çatışması ekseninde okuyucuyu meraklandıran olay örgüsüyle karşımıza çıkıyor. edebiyatfatihi.net

Kahraman anlatıcının ağzından anlatılan hikayenin özeti şöyle: Anlatıcının arkadaşı Joseph, yoksul yaşlı bir adama sadaka verir. Yaşlı  dilenci, hikaye kahramanının  hiç unutamadığı bir olayı hatırlamasına neden olur. Kahramanın Jules amcası yaşadıkları Fransa'dan Amerika'ya gitmiştir. Anlatıcının babası, annesi ve diğer aile fertleri Jules amcanın bir gün zengin olup tekrar Fransa'ya döneceğini ve kendilerini yoksul hayattan kurtaracağı umuduyla yaşarlar. Ama bu umut, hikayenin sonunda yerini derin bir hayal kırıklığına bırakır. 

Tür özellikleri:
Jules Amca hikayesi bir olay hikayesidir. Serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluşmuştur. Hikayede merak ögesi canlı tutulmuştur. Çözüm bölümünde okuyucuda merak uyandıran sorular cevap bulmuştur.

Olay hikayesi (Klasik Vak'a Hikayesi) Diğer Özellikleri

Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir.
Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.

Biçim Özellikleri

Jules amcam adlı metin, hikaye türünün biçim özelliklerini taşımaktadır. 

Üslup: 

Hikayenin dili açık, akıcı ve anlaşılırdır.  Öyküleyici anlatım kullanılmıştır.Olaylar kahramanın anlatıcının ağzından anlatılmıştır. 1.tekil şahıslı anlatım vardır.

İçerik:

"Jules amca" hikayesinde  bir ailenin yaşadığı hayal kırıklığı,  kahraman anlatıcının gözünden anlatılıyor.

edebiyatfatihi.net 

Maupassant Kimdir? Edebi Kişiliği ve Eserleri

1850'de Fransa'da doğan Guy de Maupassant, yine ünlü bir Fransız romancı  Flaubert'in rehberliğinde edebiyat dünyasındaki yerini alır. Flaubert’ in yardımı ile rus romancı İvan Turgenyev, Emile Zola ve birçok naturalist ve realist yazar ile tanışır. Bu süre içinde çok sayıda kısa oyun ve mısra yazar.

1878 yılında, gazetelere makale hazırlamak üzere başka bir bakanlıkta görevlendirilir ve Figaro gibi önemli gazetelere makaleler yazar. Flaubert, Maupassant’ın şiirlerinin yetersiz olduğunu söyler ve onu öykü ve roman yazmaya teşvik eder. Bu dönemde boş zamanlarını roman ve hikâye yazmaya adar. 1880 yılında ilk başyapıtı Boule de Suif’i yayınlar. ( Henüz Türkçe olarak yayınlanmamıştır). Eser Zola tarafından 1880 yılında düzenlenen ve natüraliste yazarların buluştuğu toplulukta büyük ilgi toplar. Flaubert yapıtı “kalıcı bir başyapıt” olarak nitelendirir.

1880 ile 1891 yılları arasında Maupassant en verimli dönemini yaşar. İlk yapıtıyla meşhur oluşunun ardından düzenli şekilde çalışır ve yılda iki, hatta bazen dört kitap yayınlar. 1881 yılında La Maison Tellier adlı ilk hikâye serisini yayınlar. Bu kitap iki yıl içinde oniki baskı yapar. 1883 yılında ilk romanı olan Une Vie’yi tamamlar. Bu kitap bir yıldan kısa bir sürede yirmibeşbin kopya satar. Romanları hikâyelerinde ayrı ayrı değindiği gözlemlerinin buluşmasıdır. İkinci romanı Bel-Ami 1885 yılında yayınlanır ve dört ayda otuzyedi adet baskı yapar. Aynı dönemde birçoklarının yazarın başyapıtı olarak değerlendirdiği Pierre ve Jean’ı yazar. Yapıtlarında biçem, gözlem, içerik ve derinlik büyük bir uyum ve doğallıkla yer alır. Cezayir, İtalya, İngiltere, Sicilya gibi bölgelere geziler yapar ve neredeyse her gezisinde yeni bir kitap yazar.

Flaubert edebiyat konusunda her zaman Maupassant’ın yol göstericisi olmuştur. Ünlü Goncourt kardeşlerle arkadaşlığı çok kısa sürmüştür. Bu kardeşlerin 18.yüzyıl etkisinde yarattıkları edebiyat salonunun yapısını asla kabul etmemiştir.





19 Eyl 2017

Edebiyat Bilime; Bilim Edebiyata Nasıl Kaynaklık Eder?

Bu yazımızda edebiyatın bilime; bilimin edebiyata nasıl kaynaklık ettiğini, birbirlerinden nasıl etkilendiklerini örneklerle açıklamaya çalışacağız. edebiyatfatihi.net

Edebiyat Bilime; Bilim Edebiyata  Nasıl Kaynaklık Eder?

Bilim, evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir.

Bilim insanların hayatlarını kolaylaştırır, hayatımızın her alanında bilimin nimetlerinden faydalanırız. Bir toplumun bilim ve teknoloji alanında ne kadar ilerlediğini o toplumun edebi metinlerine de bakarak anlayabiliriz.

Bilim Edebiyatı Nasıl Etkilemiştir?

Bilim ve teknik alanında  kaydedilen gelişmelerin bir kısmı edebiyatı doğrudan etkilemiştir. Örneğin matbaanın icat edilmesi, kitapların çoğaltılmasını kolaylaştırmış ve kitap daha çok insana ulaşmıştır, böylece teknoloji edebiyata katkı sağlamıştır. Günümüzde internet kullanımının yaygınlaşması da diğer ulusların edebi ve kültürel birikimine ulaşmayı son derece kolaylaştırmıştır.


Edebiyat,  Bilime Nasıl Kaynaklık Eder?


Jules Verne'in insanoğlunun henüz Ay'a gitmediği bir dönemde yazdığı Ay'a Seyahat adlı romanı edebiyatın bilime kaynaklık etmesinin en güzel örneklerinden biridir. 
Jules Verne ve H. G. Wels’in söz ettiği aya yolculuk düşü 20 Temmuz 1969 tarihinde astronotların ay yüzeyine ayak basmalarıyla gerçeğe dönüşmüştür. Jules Vern’in anlatılarıyla, sonradan gerçekleştirilen ay yolculuğu birbirine çok benzer. Böylece aya yolculuk ve ay, bilimkurgu yazarlarının ilgi odağı olmaktan çıkmış, yazarlar başka gezegenlere ve yıldızlara yönelmişlerdir.

"AY'A SEYAHAT" romanından bir bölüm
Son yıllarda topçuluk alanındaki gelişmeleri biliyorsunuz, dedi. Savaş daha uzasaydı, kuşkusuz daha büyük gelişmeler olacaktı. Şunu kesinlikle biliyoruz, barutun itme gücü sınırsızdır, bu bir. İkincisi de şu arkadaşlar: topların direnme gücü de sınırsızdır. İşte ben arkadaşlar, bu iki sınırsızı bir arada düşündüm. Belli koşullarla geliştirilecek bir gülleyi Ay'a iletmemek için hiç bir engel olmamalı ortadıa. Mdemki babarutun itme gücü ,sınırsızdır. O halde  barut bizleri Ay'a götürebilir.


Edebiyatın bilime kaynaklık etmesi sadece Jules Verne ile sınırlı değil. İlk kez 1920’de Çek yazar Karel Capek’in yazılarında geçen robot, otomatik ve kendi kendine sürekli çalışan anlamına gelmektedir. Bilimkurguda metalden ve insan biçiminde tasarlanan robotlar günümüzde de bu biçimleriyle sanayide kullanılmaktadır.