Reklamlar Reklamlar Reklamlar Reklamlar Reklamlar Reklamlar Reklamlar
...

NETTE İLK:SAİT FAİK SEMAVER ÖYKÜ İNCELEMESİ(ÖZETİ,OLAY ÖRGÜSÜ,YER VE ZAMAN VE KİŞİLER...)

Written By edebiyat fatihi on 16 Nis 2014 | 16.4.14


SAİT FAİK ABASIYANIK / SEMAVER

-Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.

Ali nihayet iş bulmuştu.Bir haftadır fabrikaya gidiyordu.Anası memnundu. Namazını kılmış,duasını yapmıştı.İçindeki Cenabı Hak'la beraber oğlunun odasına girince uzun boyu,geniş vücudu ve çok genç çehresi ile rüyasında makineler, elektrik pilleri,ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusu işiten oğlunu evvelâ uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli ve pembe idi.

Halıcıoğlu'ndaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış,bir horoz vekarıyla sabaha, Kâğıthane sırtlarında beliren fecr-i kâzibe bakıyordu. Neredeyse ötecekti.

Ali nihayet uyandı. Anasını kucakladı. Her sabah yaptığı gibi yorganı kafasına büsbütün çekti. Anası yorgandan dışarıda kalan ayaklarını gıdıkladı. Yataktan bir hamlede fırlayan opluyla beraber tekrar yatağa düştükleri zaman bir genç kız kahkahasıyla gülen kadın mesut sayılabilirdi. Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler? Anasının çocuğundan, çocuğun anasından başka gelirleri var mıydı? Yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı! Ali semaveri,içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yanlız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.Sabahleyin Ali'nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu'ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç'i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır; arzular söndürürdü. Demek ki, Ali'miz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç'te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.


Ali annesinin elini öptü. Sonra şekerli bir şey yemiş gibi dudaklarını yaladı. Annesi gülüyordu. O annesini her öpüşte, böyle bir defa yalanmayı âdet etmişti. Evin küçük bahçesindeki saksıların içinde fesleğenler vardı. Ali bir kaç fesleğen yaprağını parmaklarıyla ezerek avuçlarını koklaya koklaya uzaklaştı.

Sabah serin, Haliç sisli idi. Arkadaşlarını sandal iskelesinde buldu; hepsi de dinç delikanlılardı. Beş kişi Halıcıoğluna geçtiler.

Ali, bütün gün zevkle, hırsla, iştiyakla çalışacak. Fakat arkadaşlarından üstün görünmek istemeden. Onun için dürüst, gösterişsiz işleyecek. Yoksa işinin fiyakasını da öğrenmiştir.Onun ustası İstanbul'da bir tek elektrikçi idi. Bir Alman'dı. Ali'yi çok severdi.

İşinin dalaveresini, numarasını da öğretmişti.Kendi kadar usta ve becerikli olanlardan daha üstün görünmenin esrarı çeviklikte, acelede, aşağı yukarı sporda,yani gençlikte idi.

Akşama, arkadaşlarına yeni bir dost, yeni bir kafadar, ustalarına sağlam bir işçi kazandırdığına emin ve memnun evine döndü.Anasını kucakladıktan sonra karşı kahveye, arkadaşlarının yanına koştu. Bir pastra oynadılar. Bir heyecanlı tavla partisi seyretti. Sonra evinin yolunu tuttu. Anası yatsı namazını kılıyordu. Her zaman yaptığı gibi anacığının önüne çömeldi. Seccadenin üzerinde taklalar attı. Dilini çıkardı. Nihayet kadını güldürmeye muvaffak olduğu zaman, kadıncağız selâm vermek üzere idi.

Anası:

-Ali be, günah be yavrum, dedi. Günah yavrucuğum, yapma!

Ali:

-Allah affeder ana, dedi.

Sonra saf, masum sordu:

-Allah hiç gülmez mi?

Yemekten sonra Ali, bir Natpinkerton romanı okumaya daldı. Anası ona bir kazak örüyordu. Sonra yükün içinden lavanta çiçeği kokan şilteler serip yattılar.

Anası sabah namazı okunurken Ali'yi uyandırdı.

Kızarmış ekmek kokan odada semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrikaya benzetirdi. Onda yanlız koku,buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.

Ali'nin annesine ölüm, bir misafir, bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi geldi. Sabahları oğlunun çayını, akşamları iki kap yemeğini hazırlaya hazırlaya akşamı ediyordu. Fakat yüreğinin kenarında bir sızı hissediyor; buruşuk ve tülbent kokan vücudunda akşamüstleri merdivenleri hızlı hızlı çıkarken bir kesiklik, bir ter, bir yumuşaklık duyuyordu.

Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çöküş.

Ali annesinin kendisini bu sabah niçin uyandırmadığına hayret etmekle beraber, uzun zaman vaktin geciktiğini anlayamamıştı. Fabrikanın düdüğü,camların içinden tizliğini, can koparıcılığını terk etmiş ve bir sünger içinden geçmiş gibi yumuşak, kulaklarına geldi. Fırladı. Yemek odasının kapısında durdu. Masaya elleri dayalı uyuklar vaziyetteki ölüyü seyretti. Onu uyuyor sanıyordu. Ağır ağır yürüdü. Omuzlarından tuttu. Dudaklarını soğumaya başlamış yanaklara sürdüğü zaman ürperdi.

Ölümün karşısında, ne yapsak, muvaffak olmuş bir aktörden farkımız olmayacak.O kadar, muvaffak olmuş bir aktör.

Sarıldı.Onu kendi yatağına götürdü. Yorganı üstlerine çekti; soğumaya başlayan vücudu ısıtmaya çalıştı. Vücudunu, hayatiyetini bu soğuk insana aşılamaya uğraştı. Sonra, aciz, onu köşe minderinin üzerine attı.Bütün arzusuna rağmen o gün ağlayamadı. Gözleri yandı,yandı, bir damla yaş çıkarmadı. Aynaya baktı. En büyük kederinin karşısında, bir gece uykusuz kalmış insan çehresinden başka bir çehre almak kabil olmayacak mıydı?

Ali birdenbire zayıflamak, birdenbire saçlarını ağarmış görmek, birdenbire belinde müthiş bir ağrı ile iki kat oluvermek, hemen yüz yaşına girmiş kadar ihtiyarlamak istiyordu. Sonra ölüye baktı. Hiç de korkunç değildi.

Bilâkis, çehresi eskisi kadar müşfik, eskisi kadar mülayimdi. Ölünün yarı kapalı gözlerini metin bir elle kapadı. Sokağa fırladı. Komşu ihtiyar hanıma haber verdi. Komşular koşa koşa eve geldiler. O fabrikaya yollandı. Yolda kayıkla giderken, ölüme alışmış gibi idi.

Yan yana, kucak kucağa, aynı yorganın içinde yatmışlardı. Ölüm, munis anasına girdiği gibi onun bütün hassasiyetini şefkatini, yumuşaklığını almıştı. Yalnız,biraz soğuktu. Ölüm, bildiğimiz kadar korkunç bir şey değildi. Yalnız biraz soğuktu o kadar...

Ali, günlerce evin boş odalarında gezindi. Gece ışık yakmadan oturdu. Geceyi dinledi. Anasını düşündü.

Fakat ağlayamadı.

Bir sabah yemek odasında karşı karşıya geldiler. O, yemek masasının muşambası üzerinde sakin ve parlaktı. Güneş, sarı pirinç maddenin üzerinde donakalmıştı.Onu kulplarından tutarak, gözlerinin göremeyeceği bir yere koydu. Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı. Ve o evde o, bir daha kaynamadı.

Bundan sonra Ali'nin hayatına bir salep güğümü girer.

Kış Haliç etrafında İstanbul'dakinden daha sert,daha sisli olur. Bozuk kaldırımların üzerinde buz tutmuş çamur parçalarını kırarak erkenden işe gidenler;mektep hocaları, celepler ve kasaplar fabrikanın önünde bir müddet dinlenirler, kocaman bir duvara sırtlarınıvererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.

Yün eldivenlerin içinde saklı kıymettar elleri salep fincanını kucaklayan burunları nezleli, kafaları grevli, ıstıraplı pirinç bir semaver gibi tüten sarışın ameleler, mektep hocaları, celepler, kasaplar ve bazen fakir mektep talebeleri kocaman fabrika duvarına sırtlarını verirler, üstünde rüyalarının mabadi serpilmiş salepten yudum yudum içerlerdi.

Varlık (37), 15 Ocak 1935

HİKAYENİN ÖZETİ:
Kitaba adını veren ilk hikaye, İstanbul’da Halıcıoğlu’ndaki bir fabrikada işçi Ali’nin ,annesiyle geçirdiği mutlu günleri anlatır.Annesinin her gün , sabah ezanıyla kaldırdığı Ali, kızarmış ekmek kokan odada semaverin kaynayışına dalar. Semaver onu her sabah hayata yeniden bağlayan, evlerinin saadeti, büyük bir moral kaynağı haline gelmiştir.Semaver, onun dünyasında içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrika olarak canlanırdı. Ali’nin annesine ölüm, bir misafir,bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi gelir. Ali annesini bir sabah vakti, semaverin başında ölü bulur. Evlerinin saadet kaynağı “Semaver” bir daha kaynamaz o evde.

Hikâyenin Olay Örgüsü 
  •  Ali'nin bir hafta önce işe başlaması, işine gitmesi için annesi tarafından uyandırılması. 
  • Ali'nin  annesi ile birlikte öz değerleri yaşaması. 
  • Fabrika ve nesnelerin kuşatması sonucunda makineleşen, ötekileşenAli'nin  hayat karşısındaki benlik kazanma mücadelesi. 
  • Ali'nin annesinin ölmesi 
  • Ölen anne ve onu hatırlatan semaverin ortadan kaldırılması
KİŞİLER VE ÖZELLİKLERİ:
Ali: Hikayenin başkahramanı, yeni iş bulmuştur, annesiyle birlikte mutlu bir yaşamı vardır, semaver Ali 
için sevgi ve sıcaklığı çağrıştıran dış dünyanın ve sunileşen 
yaşamın karşısında bir sembol gibidir. 
 
Anne: Ali'nin annesi, hayattan oğlundan başka kimsecikleri olmayan,namazında, abdestinde bir kadındır...
Ali'nin arkadaşları,Ali'nin ustası ve komşu kadın diğer kişilerdir.

Mekan ve Özellikleri:
Hikâyede sadece iki mekân vardır. Bu mekânlardan biricisi “içeri” evdir. Ev 
sıcaklığın, huzurun ve geleneksel değerlerin temsilcisi olarak karşımıza çıkar.Ali
için ev, sıcaklığın, güvenin ve öz değerlerin bütüncül olarak yuvalandığı yerdir. Bu yüzden 
evde mutlu ve huzurludur. Eğer mekân, insanı rahatlatıp çoğaltıyorsa bu tür 
mekânlar, “besleyici” yani geniş mekândır. Ev, temsil ettiği değerler acısından, “besleyici”/ 
geniş mekândır. Çünkü ev, ferdin dış etkenlerden korunduğu mikro bir dünyadır. İkinci 
olarak, karşıt değerleri simgeleyen fabrika “dışarı” gelir. Fabrika, “yutucu”/kapalı bir 
mekândır. Kapalı mekân, insana ıstırap veren, insanı değerleri yıpratan, bir atmosfere sahiptir. 
Bu tür mekânlar insanları, içerisinden kurtulması zor bir labirente iteler.

Zaman ve Özellikleri:
Hikâyede zaman, sabah ve akşam arsına sıkışmıştır. “Sabah ezanı okundu. Kalk 
yavrum. Akşama, arkadaşlarına yeni bir dost, yeni bir kafadar, ustalarına sağlam bir işçi 
kazandırdığına emin ve memnun evine döndü.” (a.g.e., 142) 
Küçük Adam, sabah ezanı ile uyanır ve işe gitmek için evden çıkar. İşin bitmesiyle 
tekrar eve döner. Sabah ve akşam arsındaki zaman dilimi, makineleşen insanın, iş sürecini 
göstermektedir. Yazar, bu zaman dilimi içerisine bütün insanları dahil eder.. Böylece insanlar, 
sabah ile akşam arsına sıkışmış bir yaşamın mahkûmları olarak karşımıza çıkar. 

Bakış Açısı ve Anlatıcısı:

Hikayenin anlatıcısı her şeyi öncesi ve sonrasıyla bilen İLAHİ BAKIŞ AÇILI HAKİM ANLATICIDIR.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:





LİSELİLER, SINIFTA KALMAMAK İÇİN BU UYARILARI OKUYUN LÜTFEN...


Lisede sınıfta kalmamak için bu uyarılara dikkat


Bu yıl değiştirilen Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne göre ortalama yükseltme sınavı kaldırıldı. Sınıf geçme sistemi de böylece değişmiş oldu. İşte liselerde sınıfı geçmek için yapılması gerekenler...

SERVET-İ FÜNUN VE MİLLİ EDEBİYAT ROMANI BENZERLİK VE FARKLILIKLARI-TABLO


Benzerlikler

  • Her iki dönemde de hikâye ve roman türünde eserler verilmiştir.
  • Her iki dönemde de olay hikâyesi (Maupassant tarzı) esas alınmıştır. 
  • Her iki dönemde de hikâye ve romanda realizm (gerçekçilik) akımı etkili olmuştur.
  • Hikâye ve romanda olaylar olmuş ya da olabilirlik izlenim yaratmak üzere seçilmiştir.
  • Tip ve karakter yaratmada gerçekçi bir yaklaşım sergilenmiştir.
  • Tasvir ve tahliller başarılı olup eserin iç yapısıyla bütünleştirilmiştir.
  • Yazarlar eserlerinde kendi kişiliklerini gizlemeye özen göstermişlerdir.

AŞIK TARZI NAZIM BİÇİMLERİ BENZER VE FARKLI YÖNLERİ-TABLO


Edebiyatfatihi
n.birimi
n.birimi sayısı
Uyak düzeni
tema
koşma
dörtlük
3-5
abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
Aşk ve doğa konularının yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler.
semai
dörtlük
3-6
abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
Genellikle aşk ve doğa konusu işlenir.
(koşmayla aynı)
varsağı
dörtlük
3-5
abab / cccb / dddb...)
Aşk ve doğa konularının yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler.
Destan

dörtlük
Halk şiirinin en uzun nazım biçimi.100 dörtlüğe kadar olanları vardır.
(koşmayla aynı)
abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
Savaş, deprem,yangın,salgın hastalık,eşkıya ve ünlü kişilerin serüvenleri gibi sosyal olaylar
Edebiyat Fatihi
 Aşık edebiyatı nazım biçimleri ölçü (semai 8’li hece ölçüsüyle yazılmasıyla koşmadan ayrılır) ezgi, söyleyiş(varsağıda yiğitçe/mertçe söyleyiş) dörtlük sayısı (destan),tema (destanda) gibi özellikler yönüyle birbirinden ayrılır

BİRYAY 10.SINIF EDEBİYAT 204-213.SAYFA CEVAPLARI (YEPYENİ)

10. Sınıf Türk Edebiyatı Biryay Cevapları Sayfa 204
1)Karagöz: Hacivat, Arnavut, Zenne

Orta Oyunu: Kavuklu

Meddah: Taklit
2) gerçek, Arnavut-Yahudi- Rum- Ermeni, anlatım-doğaçlama

3)D,Y,D,D,D,Y

4)Bu oyunların usta-çırak geleneğiyle sürdürülmesi halk tiyatrosunun kültürümüzde önemli bir yer bulmasını sağlamıştır.

5)Verilen paragrafta Karagöz oyununun kişiler, konular ve konuların işlenişi bakımından halk kültürüyle ilişkili olduğu anlatılmaktadır.

EN GÜZEL MANİ ÖRNEKLERİ

Akşamlar olmasaydı     
Badeler dolmasaydı
Yâr koynuna girince
Hiç sabah olmasaydı
............................
A benim bahtiyarım
Gönülde tahtı yârim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yârim
.............................
Anne demeye geldim
Kaymak yemeye geldim
Meramım kaymak değil
Yâri görmeye geldim
..................................
Bağlarında üzüm var
Mor şalvarda gözüm var
Kaçma yârim uzağa
Sana bir çift sözüm var
....................................
Dağlarda gezer oldum
Okuyup yazar oldum
Ben bir güzel uğruna
Kuruyup gazel oldum
..........................................
Hıçkırık tuttu beni
Tuttu kuruttu beni
Elin oğlu değil mi
Gitti unuttu beni
................................................
Kahve Yemen’den gelir
Bülbül çimenden gelir
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün hamamdan gelir 
...................................
Garibim bu gülşende
Baykuşlar ötüşende
Gariplik ne çetinmiş
Baş yastığa düşende


Giderim yolum dağdır
 Bu ne meşeli bağdır
Ben kazanam yar yesin
Nice ki canım sağdır.
.......................................

10.SINIF EKOYAY DİL VE ANLATIM 174.SAYFA CEVAPLARI (YEPYENİ)

Written By edebiyat fatihi on 14 Nis 2014 | 14.4.14

10. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları EKOYAY 2013-2014 
(sayfa 174) 
Ölçme ve Değerlendirme
A)    Aşağıdaki cümlelerin sonuna yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
•    Açık oturumların konusu sadece bilim çevrelerini ilgilendiren türde olmalıdır.    ( Y  )
•    Bir adresin açıklanması, bir bitkinin yapısı açıklayıcı anlatım türü ile yazılabilir.    (  D   )
•    Açıklayıcı anlatımda savunulan fikrin belgelerle kanıtlanması zorunludur.    (  D  )
•    Açıklayıcı anlatım bir soruyu aydınlatmak amacıyla kullanılır.    ( D  )
•    Açıklayıcı anlatım nesnelerin tanıtıcı niteliklerini betimleme amacıyla da kullanılabilir. (D)
B)    Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.

EKOYAY 10.SINIF DİL VE ANLATIM 170-173.SAYFA CEVAPLARI

10. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları EKOYAY 2013-2014 (sayfa 170-174) Açıklayıcı Anlatım - Zarf

10. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları EKOYAY 2013-2014
 (sayfa 170-174) 
Açıklayıcı Anlatım - Zarf
derssorulari.blogspot.com.tr sitesinden alınmıştır.
SAYFA 170
HAZIRLIK

1. Özgürlük sözcüğünün anlamını bilmeyen bir çocuğa bu sözcüğün anlamını nasıl açıklarsınız?
Çocuğun anlayabileceği tarzda basit örneklerle açılanabilir. Küçük çocukların bu gibi soyut kavramları anlayabilmesi için mümkün olduğunca somut örnekler verilmeli. Örnek olarak kafeste olan bir kuşun özgür olmadığı, gökyüzünde uçan bir kuşun özgür olduğu anlatılabilir.

LYS İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI,TÜM DERSLERDEN TÜYOLAR(VİDEO-TIKLA-İZLE)



2014 LYS MATEMATİK TÜYOLARI


ATTİLA İLHAN BEN SANA MECBURUM ŞİİRİNİN TAHLİLİ (GENİŞ İÇERİK)

Written By edebiyat fatihi on 13 Nis 2014 | 13.4.14

ATTİLA İLHAN'IN "Ben Sana Mecburum" şiirini tahlili

Yazar Prof. Dr. Nurullah Çetin  

BEN SANA MECBURUM
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin

BİRYAY 10.SINIF EDEBİYAT 195-204.SAYFA CEVAPLARI (YEPYENİ)

Sayfa 195

2.metin Meddah

a)MEDDAH HAKKINDA ÖZLÜ BİLGİLER...TIKLAYINIZ
b)Meddah hikayeyi anlatırken farklı kültürlere ait kişileri kendi şiveleriyle taklit eder. Bu başarılı taklitler izleyicinin ilgisini çeker.
c)meddahlık bir anlatım sanatıdır. Bir meddahın her şeyden önce dili çok iyi kullanması, farklı ifade biçimlerini, taklitleri etkili bir şekilde uygulaması gerekir.
d.Günümüzde stand-up sanatçılarını bir çeşit meddah olarak nitelendirebiliriz...

KARAGÖZ-MEDDAH-ORTAOYUNU BENZER VE FARKLI YÖNLERİ (TABLO)


İncelediğiniz göstermeye bağlı edebî metinleri aşağıdaki ölçütlere göre karşılaştırınız.

Karagöz oyunu
Meddah oyunu
Orta Oyunu
Dekor
İki sopa ve bu sopaların üzerine Karagöz ve Hacivatın temsili resimleri
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa-bostan teşkil eder.
Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir; ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır.
Sahne
Işıklı perde
Yüksekçe bir yer
Etrafı seyircilerle çevrili bir alan
Sahneleniş
Bir kişi tarafından ses taktidi yapılarak sahnelenir
Tek kişi sahnede ağız taklidi yaparak oyunu sahneler
Oyuncular tarafından sahnelenir.

BİRYAY 10.SINIF EDEBİYAT 192-193.SAYFA CEVAPLARI (YEPYENİ)

Sayfa 192

1.Etkinlik

b)Karagöz’ün bir kavak ağacını kesmesidir.
c)Metinde alınan bölümde yay ayraç içinde verilmiş ifadeler kişilerin davranışları hakkında bilgi vermektedir.

BİRYAY 10.SINIF EDEBİYAT 185.SAYFA CEVAPLARI (YEPYENİ)


Sayfa 185

Göstermeye Bağlı Metinler (Karagöz, Meddah, Orta oyunu)


Hazırlık Çalışmaları

BİRYAY 10.SINIF EDEBİYAT 183-184.SAYFA CEVAPLARI

Sayfa 183


7.Etkinlik
a)zaif ü nizar:zayıf ve bitkin
gah: bazı
tü: tüy
yirler: yerler
tamar: damlar
derd: dert
od: ateş

REKLAMLAR

REKLAMLAR

NİSAN AYI BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR

NİSAN AYI BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR
Kutlu Doğum,Turizm Haftası,23 Nisan ve Kütüphaneler Haftası

EN ÜNLÜ ŞAİRLERDEN EN GÜZEL ANNE ŞİİRLERİ

EN ÜNLÜ ŞAİRLERDEN EN GÜZEL ANNE ŞİİRLERİ
Yepyeni şiirler,resimler,videolar eklendi

son yayınlar

 
Support : roman özetleri | ŞİİR TAHLİLLERİ |
Copyright © 2011. edebiyatfatihi.net - All Rights Reserved
Template Created by Published by EDEBİYAT FATİHİ
Altyapı by Blogger