Sitemize özgün dokümanlarını gönderen kıymetli öğretmenlerimize çok teşekkür ediyoruz. Siz de yazılı sorusu, çalışma kağıdı, ders notu vb. içeriklerinizi gönderebilirsiniz. edebiyatfatihinet@gmail.com Bekliyoruz...

8 Ağu 2018

Edebiyat ve İlahiyat Çok Mu Farklı Dünyalar?

Reklamlar


Edebiyat ve İlahiyat Çok Mu Farklı Dünyalar?
Şeyhmus Sayın

Dostlar, bence sözlüklerde yakın anlam diye yazılması gereken belki de eş anlamlı olabilecek iki kelime edebiyat ve ilahiyat. Niye ki acep? Bu iki isim üniversitelerimizde bile ayrı iki fakülte değil mi? diye sorabilirsiniz. Evet, doğru ama o iki fakülte arasındaki farkta ve hatta o iki kelimenin buluştuğu her noktada öyle kuvvetli bir bağ var ki.

Öncelikle kelime köküne inseniz aynı soydan geliyor olduğunu görürsünüz. Arapça bu kelimeler. Yani aynı ağacın iki kökü ve bizim dilimize dallarını sarkmış meyveler, iki kardeş kelime. Edebiyat ki bir dönem Araplarda zirveydi. Bu ırk, yani Araplar, edebiyat anlamında onların belini bükecek bir kavim bulunmazdı. Ama edebiyat gerçek edebi, o isminde ki manayı yüce kitabımızın inişiyle bulacaktı. İlahi bir çağrıyla ilahi bir kelam, insan sözünü susturup diz çöktürecekti. Ve insan o sözlerle müthiş belagat ve kelamı yani mutlak edebiyatı eksiksiz ve kusursuz bir edebiyatı görecek ve dilleri lal olmuş şekilde dinleyeceklerdi. İşte bakın insanlığın hatibine Hz. Muhammed'e (SAV) bakınız. Nasıl da ilahi bir elçilik adına kusursuzdur her cümlesi, adeta müşriklerin sinesine bir ok gibi saplanır fasih konuşması, bir bakın! Kim bilir kaç kâfiri iman edecekken geri çevirdi cehliyle Ebu Cehil. Hepsi o söz sultanı karşısında eriyor vaziyette değil miydi? Şimdi kim bana diyebilir ki edebiyat ile ilahiyat çok uzak kelimeler! Yanılıyoruz, mesela ben bir ilahiyatçıyım. Ama İslam’ın edebiyat ile ruhlara işlenebilen bir dantela olacağı kanısındayım. Mesele düz olarak fıkıh kitabı veya ilmihal yazmakla halledilmez. Zira birçok mesele edebiyat ile ruhlara ve beyinlere fikir atlası ile nakşedilebilir. Kuran ve İslam ilimleri öğrenen edebiyata, edebiyat okuyan Kuran ve İslam ilimlerine muhtaçtır. Hem yazarken hem de okurken fikir ufkunu alabildiğine genişletmek ve yazarken de içinde ki hakikat damlalarını bir yağmurun gürül gürül şimşeklere karışıp yağdığında ki hem bir korku hem de bir sevinç belki bir huzur bulması misali yani duyduğu her hali kaleminin mürekkebine, dilinin hitabetine güvenerek rahatça ortaya koyması gerekmekte.

Edebiyat, insanı belki mal mülk ile çok zengin biri yapmaz. Ama edebiyat insanı ahlaklı ve edepli bir birey yapar. Zaten ilahiyatın en önemli amaçlarından biri, güzel ahlaklı ve edepli birer insan yetiştirmektir. O zaman ne fark var? Bunun cevabını Anadolu’da medrese, tekke ve zaviye gezip ve önemli ilim merkezlerinde bulunan Yunus Emre bizlere söylesin ‘’Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep, dediler ilim geride, illa edep illa edep’’ İşte, bütün ilimlerin gayesi, özellikle İslam ilimlerinin yani İlahiyatın amacı, öğrenilen ilimleri ahlak ve edep çerçevesinde özümsemektir. Edebiyatçı bir insanının amacı ise karşısındaki düşünce farklı olsa bile o farklı ideolojileri savaş, silah ve mermilerle değil de kaleminin gücü ile fikir tartışması ile düşüncesinin arkasında durması ile hedefine varır ve gerçek bir edebiyat ortaya koyar. Hem de hiç karşısındakinin farklı düşüncesine aldırmadan o edebi esere hürmet ve saygı ile yaklaşarak. Şu anlattıklarımız bir edebiyat insanının portresidir diyebiliriz. Demek ki eskiden Nazım Hikmet ile Necip Fazıl aynı geminin yolcusuymuş anlayamamışız. Demek bugün ilahiyatçılar farklı fikirde olsalar da yolları eğer dine hizmet etmek ise o zaman edebiyatın diliyle birbirine saygı duyan ve yazdıkları edebi eserleri, baş tacı saymış edebiyatçılar gibi bir olmalı yoksa ilahiyatçılar aynı dinin aynı davanın ayrı yolcusu olurlar.

Necip Fazıl der ki ‘’Bir edebiyat insanı Mekke’de çok susayan hacılara su sunan bir saki gibi olmalıdır.‘’ Şu dönemde ahlaki ve edebi yönden insanların çok eksiğinin olduğunu görüyoruz. Ne kadar saki olursa o kadar manen hayat suyu ile insanların kaskatı kesilmiş kalplerine ve vicdanı üzerine toprak atıp üstüne Fatiha okumuş vicdanına, bir diriliş olur. Belki de bir bahçıvan olup, solmak üzere olan bir çiçeğe can suyunu verdikten sonra tekrar dirildiğini görünce çocuklar gibi seviniriz. Derdini anlatamamış bir ilahiyatçı, belki de zorla rahlelere oturtulup ezberletilen ezberleri veya anne babadan kulaktan dolma bilgileri daha eğlenceli bir şekilde anlatmak isterse kardeş meslek edebiyat ile amacına ulaşabilir. O anlatacağı şeyler bazen okşayıcı bir şiir atmosferi olur veya ninni gibi gelen masal dünyasında anlatılan bir saray olur ve çocuğun zihin dünyası şenlenir. İşte yine edebiyatçı bir insan, kalemini güçlendirmek için Kuran’ın ve Kuran ilimlerinin edebi yönünde birçok aradığı ve bulamadığı söz sanatlarını keşfedip o fikir ufkunda yükselebilir. Bu örneklerle şimdi daha iyi anlıyoruz edebiyat ve ilahiyatı. Gelin görün ki ne çok ortak yan var şu edebiyat ve ilahiyatta. Daha da düşünsek bu iki madeni keşfe çıksak ne cevherler ortaya çıkartırız ama bence yeterli. Edebiyat ve ilahiyat çok farklı dünyalar diyen var mı şu satırdan sonra? Sizce de kardeş gibi değiller mi bu iki kavram?

Şeyhmus Sayın
6.08.2018

Artikel Terkait

Yorumları Göster
Yorumları Gizle

YORUM YAPARAK SORU SORABİLİR veya KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ...

1) Yaptığınız yorum biz onayladıktan sonra görülecektir.
2) Yazım kurallarına mümkün olduğunca dikkat ediniz.
3) Kullandığınız üslubun kişiliğinizi yansıttığını unutmayınız.
4) Yorumunuza emoji eklemek için "Emoticon" butonuna tıklayın.
5)Yorumunuza gelecek cevabı takip etmek beni bilgilendir kutucuğunu işaretleyebilirsiniz.


EmoticonEmoticon

▅ ▆ ▇ █ Öne Çıkanlar