27 Eyl 2017

10.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 6.Ünite:Tiyatro Ders Notları

Reklamlar

Bu yazımızda 10.Sınıf Türk dili ve edebiyatı dersinin 6.ünitesi olan tiyatro türü, özellikleri, çeşitleri, tarihi gelişimi, dönemlere göre özellikleri ve dilbilgisi konusu olan cümle çeşitleri (anlamına,yüklemine, yüklemin yerine ve yapısına göre cümleler)  ders notlarını bulabilirsiniz...

Önce tiyatro  türünün genel özelliklerine bakalım:

TİYATRO TÜRÜNÜN GENEL ÖZELLİKLERİ

1. Canlandırmak esastır.
2. Diyaloglardan oluşur.
3. Olay çevresinde oluşur.
4. Kurmaca, yazılı ve dil şiirsel işlevde kullanılır.
5. Jest ve mimik önemlidir.
6. Yapı unsurları vardır.
7. Sahne, oyuncu seyirci, tiyatro metnin önemli unsurlarıdır.
8. Belirli bir sahne düzeni içinde oyun sergilenir.

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER İLE GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLERİN KARŞILAŞTIRMASI

1. Her iki türde yazılan metinlerde yapı unsurları (olay, kişi, zaman, yer) vardır.
2. Her iki türde de olay çevresinde gelişen edebi metinlerdir. 3. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde anlatmak esastır, göstermeye bağlı edebi metinlerde ise gösterme, sahne, dekor önemlidir.
4. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde anlatım betimleme, öyküleme vb. anlatım çeşitleriyle yapılır, göstermeye bağlı edebi metinlerde olaylar gösterilerek anlatılır.
5. Göstermeye bağlı edebi metinlerde jest ve mimikler açıklamalarla belirtilir, anlatmaya bağlı edebi metinlerde bu tip hareketler anlatılır.
6. Dil her ikisinde de şiirsel işlevdedir.
7. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde uzun ve kurallı cümleler kurulur. Göstermeye bağlı edebi metinlerde ise kısa ve devriktir.
8. Her ikisinde de giriş, gelişme, sonuç bölümleri vardır.
9. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde okumak için, göstermeye bağlı edebi metinlerde izlemek içindir ve bu sebeple göstermeye bağlı edebi metinlerde diyaloglar vardır.
10. Anlatmaya bağlı edebi metinlerde olayın mutlaka anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı herhangi bir bakış açısını kullanarak metni oluşturur.


GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU İLE MODERN TÜRK TİYATROSUNUN KARŞILAŞTIRILMASI

1. Geleneksel Türk tiyatrosu doğaçlamaya (tulûat) dayanır. Modern Türk tiyatrosu ise yazılı metne dayanır.
2. Her ikisinde de sahne düzeni vardır ancak geleneksel Türk tiyatrosunda şık kostüm ve dekora dikkat edilir.
3. Modern Türk tiyatrosundan farklı olarak geleneksel Türk tiyatrosunda kadın yoktur.
4. Modern Türk tiyatrosu’nda eser sergilenmeden önce defalarca prova yapılır. Geleneksel Türk tiyatrosunda prova yapmadan sahneleme söz konusudur.
5. Modern Türk tiyatrosunda dekor oldukça fazladır, sahne zengindir. Geleneksel Türk tiyatrosunda sahne fikri yoktur.
6. Modern Türk tiyatrosunda konuya uygun her çeşit müzik kullanılabilir, müziğin zamanlamasında sınır yoktur. Geleneksel Türk tiyatrosunda ise müzik modern Türk tiyatrosuna göre kısıtlı bir şekilde kullanılır.
7. Modern Türk tiyatrosunda duruma göre karakter ve tip vardır. Geleneksel Türk tiyatrosunda ise tipler vardır.
8. Modern Türk tiyatrosu, geleneksel Türk tiyatrosuna göre daha profesyoneldir.
9. Modern Türk tiyatrosunda teknoloji kullanılırken, Geleneksel Türk tiyatrosunda kullanılmaz.
10. Geleneksel Türk tiyatrosunda taklit ve yanlış anlaşılmalar önemli yer tutar.
11. Modern Türk tiyatrosu, geleneksel Türk tiyatrosuna göre konu bakımından daha çeşitlidir.
12. Geleneksel Türk tiyatrosunda halk söyleyişleri varken Modern Türk tiyatrosunda yoktur.
13. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda halk çevresinde modern Türk tiyatrosu ise aydın çevrede ortaya çıkmıştır.
14. Modern Türk tiyatrosu Tanzimat ile edebiyatımıza girmiştir.


GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBÎ METİNLER
GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU


MEDDAH

Hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçılara meddah denir. Meddahlık için tek adamlı tiyatro da diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Türk halk zekasının ve halkın, olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık, yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar, canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi,sahnesi, elbiseleri, dekoru, kişileri bulunmayan bir bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekasına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu, klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Öyküye başlamadan önce :”Haak dostum Haak!” der ve çoğunlukla bir beyit okur ve öyküye girer. Meddahlar kişileri, doğadaki canlı cansız tüm varlıkları ve doğa seslerini taklit ederler. Üç aracı vardır: boynuna doladığı mendil, elindeki sopa, tabure. Mendille terini siler başlık yapar mendilin arkasından konuşur. Sopayı da oyunu başlatmak, seyirciyi suskunluğa çağırmak, kapı vurmak için ya da saz, süpürge, at, tüfek yerine kullanır. Bitişte özür diler, oyundan çıkan sonucu (kıssayı) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adı ve öyküyü nerede ne zaman anlatacağını bildirir.

ORTA OYUNU

Çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, raks ve şarkı da bulunan doğaçlama bir oyundur. Kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhurî gibi adlarla da anılmıştır.
Oyunun oynandığı yuvarlak veya oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz paravandan ve dükkan denilen ki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak, dükkan da iş yeri olarak kullanılır. Dükkanda bir tezgah birkaç hasır iskemle bulunur. Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden, uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağızları taklit edilir. Bunlar arasında Arap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir. Kavuklu Hamdi ve Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyunun önemli ustaları sayılır.

Bölümleri :

• Mukaddime (Giriş) :
Zurnacı, Pişekâr havası çalar. Pişekâr çıkar ve izleyiciyi selamladıktan sonra zurnacıyla konuşur. Bu konuşmada, oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havası çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu il Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler birden Pişekâr’ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ile Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.

• Muhavere (Söyleşme) : Kavuklu ile Pişekâr’ın birbiriyle tanıdık çıktıklar tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar tekerlemede Kavuklu, başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler, sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.

• Fasıl (Oyun) : Oyunun asıl bölümü, belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır. İkinci olaylar dizisi yenidünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının, Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.

• Bitiş : Oyunun son bölümündür. Pişekâr, izleyicilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildiri. Oyun kapatılır.

KARAGÖZ (GÖLGE OYUNU) 

Karagöz bir gölge oyunudur. Bu oyun tasvir denilen birtakım şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya vb.) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerine yansıtılması temeline dayalıdır. Gölge oyunun önce Çin daha sonra da Hindistan’da çıktığı söylentileri vardır. Halk arasındaki bir söylentiye göre ise Karagöz ile Hacivat, sultan Orhan (14. yüzyıl) zamanında Bursa’da bir cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer işçileri oyladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüştür. Daha sonra Şeyh Küşteri Hacivat ila Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onlarım şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı da denir.
İslam dünyasında 11 yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zıll (gölge hayali) denmiştir.
Karagöz oyunu, özellikle 17. yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19. yüzyılda Karagöz, kısaca, hayal oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci, Karagözcü) denmiştir.
Karagöz oyunu, halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz, tulûata (doğaçlama) dayandığı için oyunun sözlerini, her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlamıştı.

Bölümleri :

• Mukaddime (Giriş) : Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar.
Sonra konuyla ilgi veya ilgisiz bir görüntü verilir. Buna göstermelik denir. Hacivat “Off… hay, Haak!” diyerek perde gazeline başlar.

• Muhavere (Söyleşme) : Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Hacivat’ın “Vay Karagöz’üm benim iki gözüm merhaba.” Sözü ile başlar. Muhavere iki bölüme ayrılır. Bunlar fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız, Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar. Bu oyun önce olmayacak bir olayın gerçekleşmiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş olduğu anlaşılır.

• Fasıl (Oyun) : Oyunun kendisidir. Hacivat ve Karagöz ‘den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.

• Bitiş :
Bu bölüm çok kısadır. Karagöz, oyunun bittiğini haber verir, kusurları için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagöz’le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç da belirtilir.


Karagöz Oyununun Kişileri :

Hacivat, hep okumuş, kendisini bilgili, kültürlü zanneden yarı aydın tipini canlandırır.
Karagöz saf, iyi niyetli, temiz kalpli, okuma yazma bilmeyen fakat zeki bir halk adamıdır. Karagöz, Hacivat’ın söylediği sözleri anlamaz ve hep ters cevaplar verir. Bu da oyuna komiklik katar. Hacivat’ın sözlerine saf saf cevaplar vererek, yaptığı kelime oyunlarıyla dinleyenleri güldürmeye çalışır. 

Karagöz oyun diğer kişileri şunlardır :


Çelebi : Genç züppe mirasyedi
 Kürt : Hamal, bekçi
Altı Kulaç Bebe Ruhi : Cüce ve aptal
Arnavut : Bahçıvan, korucu, bozacı
Tuzsuz Deli Bekir : Sarhoş, zorba
Acem : Zengin tüccar
Efe : Zorba
Ak Arap : Dilenci, kahve dövücüsü
Matiz : Sarhoş
Zenci Arap : Lala, köle
Zenne : Kadın
Yahudi : Bezirgan
Kastamonulu : Oduncu, bekçi
Ermeni : Kuyumcu
Bolulu : Aşçı
Frenk ve Rum : Doktor, terzi, tüccar, meyhaneci
Kayserili : Pastırmacı
Laz : Kayıkçı, kalaycı
Rumelili : Pehlivan, arabacı
Tiryaki : Laf ebesi

KÖY SEYİRLİK OYUNU

Kırsal yörelerde, köylerde görülen, daha çok yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunlarının oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır. Bolluk, sevgi, kıskançlık, savaş, yoksulluk gibi konular işlenir. Sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı, yörelere göre farklılık gösterebilir. Oyuncular genellikle profesyonel değildir. Kılık değiştirme, kişileştirme, maske ve müzik oyun içinde yer alabilir. Bu tip oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.

TÜRLERİN  KARŞILAŞTIRMASI

• Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Orta oyununda oyunun en önemli iki kişisi kavuklu ve Pişekâr’dır. Kavuklu, Karagöz oyunundaki Karagöz’ün oyundaki Karagöz’ün karşılığı, Pişekâr da Hacivat’ın karşılığıdır.
• Orta oyununda gülmece öğesi, karagöz oyunundaki gibi yanlış anlamalar, nüktelere ve güldürücü hareketlere dayanır.
• Her üç oyunda da çeşitli mesleklerden yörelerden, uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağız taklitleri edilir.
• Meddah tek kişili oyundur. Karagöz ile orta oyunun kişi sayısı fazladır. Karagözdeki kişiler perdede gölge şeklinde karşımıza çıkar. Orta oyununda gerçek kişiler vardır.
• Uzun kış gecelerinde eğlenmek, vakit geçirmek amacıyla ortaya çıkmışlardır. Büyük bir alanda oynanırlar.
• Meddah, orta oyunu ve karagözde amaç güldürmektir. Köy seyirlik oyunlarında ise güldürünün dışında diğer tüm konular da işlenmiştir (kıtlık, savaş vb.)



MODERN TİYATRO TÜRLERİ

Bugünkü tiyatronun temeli antik Yunan tiyatrosudur. Bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerde orta çıkmıştır. İlk türler trajedi ve komedidir

TRAJEDİ
Yaşamın acıklı yönlerini, kendine özgü konularla sahnede yansıtmak; ahlak, erdem örneği göstermek amacıyla yazılmış manzum tiyatro eserlerine trajedi denir. Antik Yunan’da Dionysos adına yapılmış törenlerde , koradaki insanlar keçi derilerine sarınarak şarkı söyledikleri için bu türe keçi şarkısı anlamına gelen tragedia denilmiştir. Trajedi: izleyicide korku, heyecan,, acındırma duyguları uyandırarak ders vermeyi amaçlar. Trajedilerde işlenen trajik olay, iki yüksek değer arasındaki çelişkiyi yaşayan insanın durumundan doğar.

Klasik trajedinin özellikleri:

1. Trajedilerde erdem ve ahlaka her şeyin üstünde yer verilir.
2. Trajedi, konularını tarih ve mitolojiden alır. (17. yüzyıla kadar)
3. Trajedilerde; çirkin sayılan vurma, yaralanma, öldürme gibi olaylar, sahnede, seyircilerin gözleri önünde sergilenmez, bu olaylar sahne gerisinden duyurulur.
4. Trajediler, manzum olarak yazılır.
5. Beş perdeden oluşur.
6. Kahramanlar olağanüstü varlıklar veya soylulardır. Tanrılar, tanrıçalar, yarı tanrılar; krallar, kraliçeler…
7. Trajedilerde üç birlik kuralı vardır. Bir eserin zaman, mekan(yer), olay birliği içinde verilmesine üç birlik kuralı denir.
• Zaman birliği : Eserin konusunu oluşturan olay, 24 saat içinde geçer. Eserin konusu, olayın sonuca en yakın yerinden seçilir.
• Yer birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir.
• Olay birliği : Piyesin tek bir ana olay çevresinde gelişmesidir.

Önemli yazarları :
Aiskhylos (Ayklos), Sophokles (Sofokles), Euripides (Öripides), Ennius (Enius), Corneille (Korneyl), Racine (Rasin)

KOMEDİ

İzleyiciyi güldüren, eğlendiren ve eğlendirirken düşündüren tiyatro türüne komedi denir. Komedide kişilerin ya da toplumun gülünç yanları oratya konularak seyirciyi güldürme yoluyla düşündürme ve doğru yola yöneltme amacı güdülür. Komedi de trajedi gibi bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerden doğmuştur. Bu törenlerde komos denilen alaylar kurulurdu. Bol bol şarap içip acayip kılıklara giren halk flüt çalan birilerinin arkasından türlü taşkınlıklar yaparak sokaklarda, kırlarda dolaşırdı. İnsanlar birbirlerine sataşır, şakalar yapardı. Komedi terimi komos (cümbüş, alay) ve ode (ezgi) sözcüklerinin birleşmesinden doğmuştur.

Klasik komedinin özellikleri :

1. Konular günlük yaşamdan alınır.
2. Kişiler çoğunlukla halk kesimindendir.
3. Acı veren olaylar (vurmak, yaralamak vb. ) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilebilir.
4. Üslûpta soyluluk aranmaz; her türlü kaba sözlere şakalara yer verilir.
5. Nazımla yazılır (17. yüzyıl klasik edebiyatında nesirle yazılmış komediler de vardır.).
6. Trajediler gibi komediler de birbiri arkasından sürüp giden “diyalog” ve “koro” bölümlerinden oluşur. Eser ara vermeden oynanır, perde arası yoktur.
7. Komedide de üç birlik kuralına uyulmuştur. Sonraları bu kuraldan vazgeçilmiştir.

Başlıca Komedi Çeşitleri :

Karakter Komedisi :
İnsan karakterinin gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. (Moliere-Cimri. Shakespeare-Venedik Taciri vb.)
Töre Komedisi : Toplumun gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. (Moliere-Gülünç Kibarlar, Gogol- Müfetiş, Şinasi-Şair Evlenmesi vb.)
Entrika Komedisi (Vodvil) : Olayların şaşırtıcı biçimde düzenlediği, çoklukla güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedidir. (Moliere-Scarpin’in Dolapları, Shakespeare-Yanlışlıklar Komedisi vb.)

Önemli Yazarları :
Aristophanes (Aristofanes), Menandros (Menandros), Terentius (Terenttius) Plautus (Platus), Moliere (Molyer)

DRAM

Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne denir.Komediler yalnız gülünç, trajediler de acıklı olayları canlandırmak için yazılmıştır. Oysa ki yaşam, acıları ve sevinçleriyle bir bütündür. 19. yüzyılda Fransa’da, yaşamın hem acıklı hem gülünç yönlerini birlikte işleyen dram türü ortaya çıkmıştır. Bu türün gelişmesinde Shakespeare’nin önemli katkıları olmuştur. Shakespeare, klasik tiyatronun zaman ve yer birliği kuralını yıkmıştır. Ayrıca acıklı ve gülünç olayları sahnede iç içe vererek dramın ilk örneklerini vermiştir.

Dramın Özellikleri :

1. Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
2. Hem acıklı hem gülünç olaylar, yaşamda olduğu gibi bir arada bulunabilir.
3. Ola tarihin herhangi bir devrinden ya da günlük yaşamdan alınabilir.
4. Kişiler halkın her kesiminden seçilebilir.
5. Klasik trajedi ve komedilerdeki eski Yunan mitolojisine yönelik değerler yerine ulusal değerlere yönelme görülür.
6. Acı veren olaylar( vurma, öldürme vb.) sahnede oluş halinde gösterilir.
7. Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.
8. Hem şiir hem düz yazıyla yazılabilir.

Önemli Yazarları : William SHAKESPEARE (Vilyım Şekspir), Goethe (Göte), Schiller (Şiller), Victor HUGO (Viktor Hügo) vb.

TÜRLERİN KARŞILAŞTIRMASI

• Klasik trajedi de üç birlik kuralına uyma zorunluluğu vardır. Komedide bu kurala ilk başlarda uyulmuş daha sonra uyulmamıştı. Dramda ise bu kural yıkılmıştır.
• Trajedi, yaşamın acıklı taraflarını; komedi gülünç, dram ise hem acıklı hem de gülünç yönlerini ele almıştır.
• Trajedi de konular tarih ve mitolojiden alınır ama komedi ve dramda konular günlük yaşamdan alınabilir.
• Trajedide kişiler olağanüstü ve soylu kişilerdir. Komedi ve dramdaysa kişiler halk kesimindendir.
• Komedi ve trajedide eski Yunan mitolojisine yönelik değerler yerine ulusal değerlere yönelme görülür.
• Acı veren olaylar klasik trajedide sahnede gösterilmez duyurulur. Klasik komedi ve dramda ise sahnede gösterilir.
• Klasik trajedide perde sayısı beştir. Komedi diyalog ve koro bölümlerinden oluşur. Dramda ise perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.
• Klasik trajedide üslûpta soyluluk vardır. Klasik komedi ve dramda üslûpta soyluluk aranmaz.
• Klasik trajedi ve komedi nazımla yazılır. Dram hem nazım hem nesirle yazılır.


MÜZİKLİ TİYATRO
Müzikli tiyatrolar, sözleri müzikle bestelenerek sahnede canlandırılan oyunlardır. Bu tür tiyatrolarda konunun bir bölümü veya tamamı bestelenmiş olabilir. Müzikli tiyatrolar “opera, operet, komedi müzikal, bale, revü ve skeç” gibi bölümlere ayrılır.

a- Opera:

Trajedi ve dramın bütün sözlerinin müzikle bestelenmiş şeklidir.
Tamamı bestelenmiş olarak müzik eşliğinde sahnelenen operalar, kültür seviyesi yüksek olan toplumsal tabakalara seslenir.
Müzikli ve duygusal tiyatro eserleri içinde sanat değeri en yüksek tür olan operalarda, oyuncular eseri büyük bir orkestra eşliğinde sahneler.

b- Operet:

Bu tiyatro türünde sözlerin bir kısmı müzikli, diğer kısmı müziksizdir.
Operetlerde oyunun müziksiz olan kısmı daha fazladır.
Halkın pek çok kesimini içeren geniş bir kitleye sesle-nir.
Basit bir anlatımı olan operet, halkın anlayabileceği bir dile sahiptir.
Bu tür, halk için yazılan, onu seviyesine uygun olan eğlenceli ve hafif konuları içerir.

c- Komedi müzikal:

Vodvil veya komedi türü oyunların arasına müzik parçalarının konması şeklinde ortaya çıkan tiyatrodur.

d- Bale:
Sözsüz tiyatro oyunu olan bale, sahne eserindeki konunun müzik ve dansla canlandırılmasından ibarettir.

e- Revü:

Tablo, skeç, şarkı ve monolog gibi sahnelerden kurulu daha çok, gündelik olayları alaya alan ve taşlayan gösteri türüne denir.
Operetin daha hafif bir biçimi olan revü; dedikoducu, geveze, boşboğaz bir kadın ile bir erkeğin konuşmaları şeklinde sergilenir.
Aralarda müzik ve danslara yer verilir.

f- Skeç:


Genellikle bir nükteyle son bulan, az kişili ve yalın, şakacı bir içeriği olan kısa, müzikli oyundur.

TANZİMAT TİYOTROSU GENEL ÖZELLİKLERİ
  • Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
  • İlk tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
  • 1839-1856 yılları arasında Türk edebiyatına giren yeni türlerin içinde en önemlisi tiyatrodur. 
  • Tiyatroyu bir eğlence ve eğitim aracı olarak gören Tanzimat Dönemi yazarları, genel olarak tiyatro eserlerinde sade bir dil kullanmışlardır. 
  • Okuma-yazma oranının düşük olduğu o dönemde bir eseri sahnede sergilemek, halka ulaşmada çok daha kısa ve etkili bir yol olarak düşünülmüştür.
  • Tanzimat Dönemi'nin ilk kuşak sanatçıları, tiyatroda estetik ve sanat kaygısı gütmemişler, halkı eğlendirerek eğitmeyi, sosyal konular üzerinde bir kamuoyu yaratmayı amaçlamışlar,sade bir dille de bu amaçlarını gerçekleştirmek istemişlerdir.
  • Tanzimat edebiyatının ikinci dönem tiyatro yazarları ise tiyatronun estetik ve edebî değer taşıyan bir tür olduğunu düşünerek, birinci dönemden farklı bir tiyatro anlayışı yaratmışlardır.
  • Daha ağır ve sanatlı bir dil kullanmışlar, sahnelenmesi zor olan konuları işlemişler, "Okunmak için tiyatro" anlayışını getirmişlerdir.
  • Batı kültür ve anlayışının toplumumuza yerleşmesi ve gelişmesinde, toplumsal yaşamımızın biçimlenmesinde Tanzimat Dönemi tiyatrocularının büyük katkısı olmuştur. 
  • Tiyatro bir çeşit Türk toplumunu kökten sarsan Batı kültürünün sosyal ve siyasî hayatımızı yansıtan belge niteliği kazanmıştır.
MİLLİ EDEBİYAT TİYATROSU


  • Tiyatroda bu dönemle birlikte canlanmalar görülür.
  • Özel ve resmi tiyatrolar kurulmuştur.
  • Tiyatro eğitimi verilen Darülbedayi’nin yanında Türk ope­rasının temelini kurmak amacıyla Darülelhan adı ile müzik bölümü açılmıştır.
  • Bu dönemde tamamen Batılı bir tiyatro anlayışının temel­leri atılmıştır.
  • DİL ÖZELLİKLERİ:
  • Doğal ve sade bir dil ve üslup kullanılmıştır.
  • Uzun ve sağlam bir geçmişe sahip bulunmadığı için bu devirde de teknik bakımdan yine mükemmelliğe erişememiş olan Türk tiyatro eserlerinin en başarılı yönü, dil ve üslubun doğallığında ulaşılan aşamadır.
  • Bu dönemde İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci ve Musahip­zade Celal sadece tiyatro eserleri vermişlerdir.
DAHA AYRINTILI BİLGİLER:
1914’te Darülbedayi'-i Osmani adı ile Türkiye'de ilk resmi şehir tiyatrosu kurulmuştur. Darülbedayi, perdesini ancak 20 Ocak 1916'da açarak, ilk temsilini Hüseyin Suad'ın Çürük Temel adaptasyonu ile verebilmiş ve bunu Halid Fahri'nin Baykuş adlı manzum piyesi takip etmiştir. Savaşın gün geçtikçe artan sıkıntıları içinde Darülbedayi de güç durumlara düşmüş, fakat - aralıklı da olsa - çalışmalarını sürdürebilmiş ve Cumhuriyet'in ilanından sonra İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun kuruluşuna (1926) kadar varlığını kendi imkanları ile korumuştur.

Yerli piyesler yazılmasını teşvik suretiyle Türk tiyatro edebiyatına da hizmet edeceği belirtilen Darülbedayi, Türk tiyatro yazarları için ciddi bir teşvik kaynağı olmuştur.

Bu devirde de daha çok, şiir, roman ve hikayeye rağbet gösteren genç Türk yazarları, ancak 1915'den sonra piyes yazmağa başladılar. 

Halkın tiyatroya ilgisini arttırmak için ilk zamanlar repertuarında hafif Fransız komedilerine yer veren Darülbedayi'in tesirinde kalmış olan bu genç yazarların piyeslerinin mühim bir kısmı hafif komediler ve vodvillerdir.

Bir kısmı da, yazarlarının şair olması sebebiyle, manzum dramlar halindedir. Böylece, o zamana kadar daha çok Abdülhak Hamid'in temsil ettiği, "manzum dram" geleneğine yeniden dönülmüş oluyordu.

Uzun ve sağlam bir geçmişe sahip bulunmadığı için bu devirde de teknik bakımdan yine mükemmelliğe erişememiş olan Türk tiyatro eserlerinin en başarılı yönü, dil ve üslubun tabiiliğinde varılan merhaledir.

Bu devirde yalnız tiyatro ile uğraşan iki yazardan birisi İbnürrefik Ahmed Nuri, ötekisi de Müsahibzade Celal'dir...

DİLBİLGİSİ KONULARI

CÜMLEDE ÇEŞİTLERİ

Cümle Çeşitleri

  1. Yapılarına Göre Cümleler
  2. Yükleminin Türüne Göre Cümleler
  3. Yükleminin Yerine Göre Cümleler
  4. Anlamlarına Göre Cümleler
YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

1. Basit Cümle
 İçerisinde tek yargı, tek fiil, dolayısıyla isim veya fiil cinsinden tek yüklem bulunan cümledir. 

Bahar geliyor.  
Öğretmen seni yok yazdı.
İçimizdeki en büyük güzellik sevgidir. 


2. Birleşik Cümle 

Bir temel cümle ile onun anlamını tamamlayan en az bir yan cümlecikten meydana cümlelerdir. Yani yapısında birden fazla cümle bulunduran cümlelerdir. Temel cümleyle yan cümlenin bir araya geliş şekillerine göre birleşik cümleler çeşitlere ayrılır.

 a. Girişik Birleşik Cümle

 Bu tür cümlelerde yan cümlecik temel cümleciğin herhangi bir öğesi olabildiği gibi, bir öğenin parçası da olabilir. Girişik birleşik cümleler, fiilimsilerle ve çekimli fiillerle kurulur. 
Havaların ısınması / tatil düşkünlerini sevindirdi. 
Çadırları çalanlar / bulunamadı.
 Evlerin ne zaman biteceğini / bilmiyoruz. 
Yarın / bir tanıdığa / gideceğiz.
 Babasını karşısında görünce / çok sevindi. 
Havalar soğuduğundan / artık dışarı çıkmıyor.

 b. İç İçe Birleşik Cümle 

Bir temel cümleyle, herhangi bir sebeple onun içinde kullanılan bir yardımcı cümleden oluşan cümlelerdir. Yardımcı cümle de temel cümle gibi bağımsız bir cümle yapısındadır. Asıl yargı sonda bulunur. 
Adam, / “Kartınız geçerli değil.” / demez mi? 
Şark için “Ölümün sırrına sahiptir.” derler. 

c. Şartlı Birleşik Cümle 

Bir temel cümle ve onun şartı olan bir cümleden oluşan birleşik cümlelerdir. Şart cümlesi tek başına yargı bildirmez; ana cümleyi zaman, şart, sebep ve benzetme yönlerinden tamamlar. Onun zarfı olarak kullanılır. 

Hava güzel olursa / yarın pikniğe gideriz. 
Çanakkale’yi de gezerdik, / vaktimiz olsaydı. 
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun. 

Şartlı Birleşik Cümle

 “Havaya bakarsam hava alırım
 Toprağa bakarsam dua alırım 
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
 Benim sadık yarim kara topraktır.”

*******
 Artık demir almak günü gelmişse zamandan 
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.


 3. Sıralı Cümleler

 Bağımsız cümlelerin, aralarındaki anlam ilgisinden dolayı virgülle veya noktalı virgülle birbiri ardına sıralanmasıyla oluşan cümleler topluluğudur. En az iki cümleden oluşur. 

“Yağız atlar kişnedi, / meşin kırbaç şakladı, / Bir dakika araba yerinde durakladı. 
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, / Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...” 

Sıralı Cümleler 
• Sarı çiçeğin saçları yolunmuş, kana bulanmıştı.
 • Bu, asırlardan beri böyle olagelmişti, asırlarca da böyle dürüp gidecekti. 

Sıralı cümlelerin bütün öğeleri ayrı olabildiği gibi bazıları ortak da olabilir. 

• Otobüs her zamanki gibi yine geç geldi; / biz de derse geç kaldık.
 • Mart kapıdan baktırır; kazma kürek yaktırır. Özne ortak.
 • Mallarımızı önce çaldılar, sonra geri bize sattılar. Özne ve nesne ortak.
 • Merdivenleri kardeşin yıkasın, sen de sil. Nesne ortak. 
• İnatçı adama dil döküyor, sürekli yalvarıyordu. Özne ve dolaylı tüml. 


4. Bağlı Cümle 

Aralarındaki ilgiden dolayı birbirlerine bir bağlaçla bağlanan cümlelerdir. Bağlaçlar cümle öğesi değildir. 

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta. 

“Gönlüm isterdi ki mazini dirilten sanat Sana tarihini her lâhza hayal ettirsin.” 

(Gönlüm, mazini dirilten sanatın sana tarihini her lâhza hayal ettirmesini isterdi.) 

Bağlı Cümle Örnekleri

Hava bulutlu ve durduğumuz tepe rüzgârlı idi. 
Çocukluk günlerini hatırladı ve gözlerinde iki damla yaş belirdi. 
Okumayı bilmiyor veya numara yapıyor. 
“Ne doğan güne hükmüm geçer Ne hâlden anlayan bulunur.” 
Ben saatinde gelmiştim, ama o henüz ortalıkta yoktu.


Yükleminin Türüne göre cümleler

a) Fiil Cümlesi:

Yüklemi çekimli bir fiil veya fiil grubu olan cümle, yükleminin türüne göre fiil cümlesidir. Her türlü hareket, iş, oluş fiil cümleleriyle karşılandığı için fiil cümleleri isim cümlelerine göre daha çok kullanılır.

Yükleminin geçişli fiil olması durumunda, fiil cümlelerinde cümlenin bütün ögeleri bulunabilir. Fiil geçişsiz olursa cümlenin nesnesi olmayacaktır.

“İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda.”
(Orhan Veli)

Başlarını göklere çarpmaktan, genellikle cüceler korkar.
(Cenap Şahabettin)

Allah size bir yüz vermiş; bir tane de siz eklemeyin.
(Shakespeare)

Mum, dibine ışık vermez
(Atasözü)

b) İsim Cümlesi:

Yüklemi ek-fiille çekimlenmiş bir isim veya isim grubu olan cümleler, yükleminin türüne göre isim cümlesidir.

İsim cümleleri, genellikle özne ve yüklemden oluşur. İsim cümlelerinin olumsuzunu yapmak için değil ve yok kelimeleri kullanılır. Ağzı var, dili yok.

“Ormanlar koynunda bir serin dere

Dikenler içinde sarı gül vardır.”

(Rıza Tevfik Bölükbaşı)

“Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.

Benim doğduğum köyler de güzeldi.”

(Cahit Külebi)

“Ölmek değildir, ömrümüzün en feci işi

Müşkül budur , ölmeden evvel ölür kişi”

(Yahya Kemal)

Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.


Yükleminin yerine göre cümleler

Yüklemin cümle içindeki yerine göre iki çeşit cümle vardır.

a) Kurallı (Düz) Cümle:

Türkçede asıl unsurlar sonra, yardımcı unsurlar önce geldiği için cümlenin en önemli ve asıl ögesi olan yüklem genellikle cümlenin sonunda yer alır. Yüklemi sonda olan cümle, kurallı cümledir. Cümlede özellikle belirtilmek istenen unsurlar yükleme yaklaştırılır:

Kayıhan, / bu akşam / pencerenin önünde / oturuyordu.

Kayıhan, / pencerenin önünde / bu akşam / oturuyordu.

Bu akşam / pencerenin önünde / Kayıhan / oturuyordu.


b) Devrik Cümle:

Yüklemi sonda olmayan cümle, devrik cümledir. Devrik cümlelere daha çok şiir dilinde rastlanır. Günlük konuşmalarda, atasözlerinde ve deyimlerde de zaman zaman devrik cümleler görülür. Cümlede yüklemin dışındaki ögelerin yer değiştirmesi durumunda cümlenin kurallılığı bozulmaz. Ancak yüklemin yeri değişirse cümle devrik olur:

“Bir kökte uzamış sarmaşık gibi
Dökülmüş gerdana saçların güzel.”
(Âşık Veysel)

“Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.”
(Cahit Sıtkı Tarancı)

Sensiz kaldım bu yerde. 

Gülme komşuna, gelir başına. 

Çocuktan al haberi.


Anlamına göre cümleler

a) Olumlu Cümle:
Yargının gerçekleştiğini bildiren cümleler, olumludur. Bu cümlelerin yüklemi varlık, olma veya bulunma bildirir:
Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur. (Atasözü)

Gerçek belirince yalan ortadan kalkar. (Atatürk)

Para ile satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır. (Seneca)
Beklediğimiz haber, nihayet geldi.

Yapısı bakımından olumsuz görünen bazı cümleler anlam bakımından olumludur. Cümlede iki olumsuz unsurun bulunması cümlenin anlamını olumlu yapar:

Nasıl cevap vereceğini bilmiyor değildi.(=biliyordu)

Allah’tan korkmayan yoktur.(=herkes korkar)

Yapı bakımından olumsuz bazı cümleler soru yoluyla olumlu bir anlam kazanabilir:

Siparişlerinizi getirmez olur muyum. (=getiririm)

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kan değil midir?

b) Olumsuz Cümle:

Yargının gerçekleşmediğini, yapılmadığını bildiren cümleler, anlam bakımından olumsuzdur.

Fiilden fiil yapan –ma-, -me- olumsuzluk eki, değil edatı ve yok keli­mesi cümleleri olumsuz yapan unsurlardır:

Bundan sonra kimseyi kandırmayacak.

“Bu güler yüzlü adam ben değilim.”

(Cahit Sıtkı Tarancı)

Cebimde beş kuruş para yok.

Yapı bakımından olumlu olan bazı cümleler soru ekiyle olumsuz bir anlam kazanabilir:

Matematik sınavından 95 almak kolay mı? (Kolay değil.)

Babamın yanında hiç, sigara içebilir miyim? (İçemem.)

ne......ne bağlama edatıyla kurulan cümleler de anlam bakımından olumsuzdur. Cümlede bu unsur varsa yüklem mutlaka olumlu olmalıdır:
“Ne hasta bekler sabahı

Ne taze ölüyü mezar

Ne de şeytan, bir günahı

Seni beklediğim kadar.”

(Necip Fazıl)

Ne sevenim var ne soranım var.

c) Soru Cümlesi:

Herhangi bir şeyi öğrenmek için soru unsurlarıyla kurulan cümleler, soru cümlesidir. Soru cümleleri genellikle, soru eki mı (mi, mu, mü) ile yapılır. Ayrıca hani, hangi, kim, kaç, nasıl, ne, neden, niçin gibi soru kelimeleriyle de soru cümleleri kurulur. Soru cümlesi olumlu veya olumsuz olabilir:

Doktor içeride mi?

Hangi konuyu anlamadınız?

Niçin bu kadar geç kaldınız?

Yeni sınav yönetmeliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Üniversitemizi nasıl buldunuz?


Cümlede soru eki hangi kelimeden sonra gelirse onu sorar:
Aybars dün arabasıyla geldi mi?

Aybars mı dün arabasıyla geldi?

Aybars dün mü arabasıyla geldi?

Aybars dün arabasıyla mı geldi?

Ünlem Cümlesi: Sevinç, korku, hayret ve üzüntü gibi duyguları anlatan cümlelerdir.
Vah vah, çok üzüldüm. Aa, sen ne yapıyorsun?


Şart Cümlesi: Bir işin yapılmasını, bir başka işin yapılması şartına bağlı kılan cümlelerdir.
Parayı alırsam, doğru eve döneceğim.

Artikel Terkait

YORUM YAPARAK SORU SORABİLİR veya KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ...

1) Yaptığınız yorum biz onayladıktan sonra görülecektir.
2) Yazım kurallarına mümkün olduğunca dikkat ediniz.
3) Kullandığınız üslubun kişiliğinizi yansıttığını unutmayınız.
4) Yorumunuza emoji eklemek için "Emoticon" butonuna tıklayın.
5)Yorumunuza gelecek cevabı takip etmek beni bilgilendir kutucuğunu işaretleyebilirsiniz.


EmoticonEmoticon