17 Eyl 2017

10.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 1.Ünite Hikaye Ders Notu, Özeti

Reklamlar

10.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 1.Ünite Hikaye Ders Notu, Özeti-2017-2018

1.ÜNİTE HİKAYE(ÖYKÜ)

HİKÂYE ( ÖYKÜ )
Öykü, yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayları veya durumları ilgi çekici bir biçimde anlatan kısa yazılardır. Öykü, insan yaşamının bir bölümünü yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alan düzyazı türüdür. Bir öyküde olay ya da durum söz konusu olmalı; kişilere bağlanmalı; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilmeli; bunlar sürükleyici ve etkileyici bir anlatımla ortaya konmalıdır.

Not: Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır.

Hikayenin unsurları: Mekan, zaman, olay, kişiler, dil ve anlatım’dır.

Hikayede Plan: Serim, düğüm, çözüm


HİKAYE TÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI ve GELİŞİMİ
Bu türün kaynağı olarak eski Hint gösterilir ve “Binbir Gece Masalları”ndan beslendiği söylenir. İtalyan yazar Boccacio'nun Decameron adlı eseri, Batıda hikâye türünün ilk örneği olarak bilinir. Bunu İspanyol yazar Cervantes’in çalış­maları izler.

Hikâye, Türk edebiyatında Tanzimat döneminde Batıdan girmiş ve bu türün ilk örnek­leri bu dönemde yazılmaya başlanmıştır.

Emin Nihat'ın Müsameretnâme’si basılan ilk hi­kâyedir. Ahmet Mithat Efendi batılı tarzda ilk öykü örneği Letâif-i Rivâyât'ı yazar.

Daha sonra Şemsettin Sami, Küçük Şeyler adlı eseriyle modern Türk hikâyeciliğinin ilk örneklerini verir.
Türk Edebiyatında Ömer Seyfettin Maupassant tarzı hikâyenin, Sait Faik Abasıyanık da Çehov tarzı hikâyenin öncüsü kabul edilir.


TÜRK EDEBİYATINDA HİKAYE
Tanzimat öncesi tahkiyeli (hikaye edici) eserlerimiz: Dede Korkut Hikayeleri, Köroğlu Destanı, Masallar, Kerem ile Aslı, Mesneviler

Batılı anlamda öykü:
Avrupaî(batılı) tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür.

İlk öykü yazarları, Ahmed Midhat, Emin Nihat, Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dı.

👉 İlk öykü denemesi, Emin Nihat'ın Müsameretnâme'sidir (1873).
👉 Edebiyatımızda ilk hikâye Ahmet Mithat Efendi'nin ‘Letâif-i Rivayet’idir.

Not: Letaif-i Rivayet (1870-1895): Ahmet Mithat, 1870 yılından itibaren, Letaif-i Rivayat genel adı altında bir dizi de yayımlamağa başladı. Çoğunlukla büyük hikayelerden kuru­lu olmakla beraber, bu diziyi meydana getiren yirmi dokuz kitap arasında üç ro­man (Cinli Han, Bir Acibe-i Saydıyye, Çingene) ve bir de dram (Eyvah!) yer al­mıştır.
Not: Batı tarzı öykünün ilk olgun örneklerini Servet-i Fünûncular vermiştir. (Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf )


HİKAYENİN UNSURLARI
Kişiler:


Öyküdeki olayları ya da durumları kişi veya kişiler yaşar.
Öyküde kişi sayısı azdır.
Öyküdeki kişilerin fiziksel ve ruhsal durumları uzun uzun anlatılmaz; sadece olayla ilgili belirgin yönleri verilir.
Öykü kişileri yalnızca insanlar arasından seçilmez.
Canlı, cansız bütün varlıklar öykünün kişisi olabilir.

Olay:

Öykü kahramanının başından geçen olay veya durumdur.
Öyküde belirli bir düzen içinde verilen olay tektir ve ayrıntılardan arındırılmıştır.
Durum öykülerinde olay yok denecek kadar belirsizdir.
Bu tür öykülerde yazar, olaydan çok,gözlem ve izlenimlerini anlatır.

Zaman:

Olayların başlaması, gelişmesi, son bulması belli bir zamanda olur.
Bazı öykülerde zaman verilmez, sezdirilir.
Öykücü zamanı bir düzen içinde vermeyebilir.
Olayın veya durumun son bulmasından başlayarak olayın başlama noktasına doğru gelinebilir.
Yer:

Öykülerde olay veya durum belli bir yerde geçer.
Çevre, uzun betimlemelerle verilmez; öyküyü ilgilendiren yönüyle verilir.
Olay veya duruma bağlı olarak öyküdeki yer değişse de çevre betimlemesi kısa tutulur.

Dil ve Anlatım:
Öyküde akıcılığı sağlayan dildir.
Bu da yazarın dili kullanma yeteneğine bağlıdır.
Dilin kullanımı yazardan yazara değişir; çünkü her yazarın üslûbu farklıdır.
Öykü, ya birinci tekil kişinin ağzından ya da üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılır.
Öyküde bütünlüğü sağ layan öğelerden biri de dil ve anlatımdır.

HİKAYE TÜRLERİ

Durum ( Kesit ) Hikayesi:
  • Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz
  • Belli bir sonucu da yoktur. 
  • Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. 
  • Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
  • Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikaye” de denir. 
  • Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.

Olay öyküsü “Maupassant tarzı öykü”

  • Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
  • Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
  • Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
  • Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.
  • Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.
  • Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.
DEDE KORKUT HİKAYELERİ GENEL ÖZELLİKLERİ

Korkut destanı veya hikâyeleri Orta Asya'da şekillenmeye başlamış; Türklerin Müslüman olmalarından ve Anadolu'ya gelmelerinden sonra din ve çevre motiflerine göre bazı değişikliklere uğramıştır. Dede Korkut'un hikâyeleri, parça parça ve değişik versiyonlarda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşamaktadır. Bugün Türkiye'de en yaygın olarak bilinen ve en geniş Dede Korkut hikâyeleri, 15-16, yüzyıllarda meçhul biri tarafından kâğıda geçirilmiştir. "Kitab-ı Dede Korkut" adlı bu eser, Azerbaycan ve doğu Anadolu'daki Oğuz Türklerinin arasında yaşayan Dede Korkut hikâyelerini kaydetmiştir.
Dede Korkut simgesi, hikâyelerin değişmeyen motifidir. Oğuz boylarının başı derde girdiğinde veya sevinçli bir durumu olduğunda "Oğuz bilicisi" Dede Korkut'a danışır; o ne derse o yapılırdı. Çocuklara ad konulacağı zaman Dede Korkut çağrılırdı.

Büyük Türk destanının yaratıcısı Dede Korkut'un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur.
Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır.
Dede Korkut'un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlu'lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:
(Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. O kişi, Oğuz'un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi...)
(Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi...)
Reklamlar
(Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur...)
(Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler çalınca çalmasa daha iyi... Çala bilen yiğide, ok'la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi... Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi...)
Dede Korkut'un kitabında bir önsüz ile on iki destansı hikâye vardır. Bu destanlar, Türk dilinin en güzel örnekleri olduğu gibi, Türk ruhuna, Türk düşüncesine ışık tutan en açık belgelerdir. 

Bunlar: (özetleri için hikaye adına tıklayınız)

1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han
2. Salur Kazan'ın Evi Yağmalanması
3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek
4. Kazan Bey Oğlu Uruz'un Tutsak Olması
5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul
6. Kanlı Koca Oğlu Kanturalı

7. Kazılık Koca Oğlu Yegenek
8. Basat'ın Tepegöz'ü Öldürmesi
9. Begin Oğlu Emren
10. Uşun Koca Oğlu Segrek
11. Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması
12. İç Oğuz'a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü

Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.
Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Hile-hurda bilmezler, tok sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin eder.
Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu'da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu'nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut'un izleri ve büyük etkileri vardır.
Millî Destanımızın ana kaynağı olan Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden'de, öteki Vatikan'da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı memleketlerde çeşitli dillere de çevrilmiştir.

HALK HİKAYESİ ÖZELLİKLERİ MADDELER HALİNDE...

1-Aşıklar tarafından anlatılan manzum ve mensur böümlerden oluşan anonim ürünlerdir
2-Hikayelerde konu çoğunlukla aşktır. Bunun yanı sıra İslam’ı yayma düşüncesi ile yapılan savaş ve mücadelenin anlatıldığı kahramanlık konulu hikayelerde vardır. Bu dönemde din ve tasavvuf düşüncesi de hikayelerde önemli bir yer tutar.
3-Dil sade, anlatım açıktır.
4-Hikayeler anonimdir. Aynı hikayenin birden çok varyantı bulunur.
5-Hikayeler şiir ve düzyazı karışıktır. Hikaye anlatıcısı olan ozan, halk aşıkları duygunun en yoğun olduğu bölümlerde şiir, türkü okur.
6-Dinin etkisi ile anlatılarda sihir ve büyünün yerini keramet ve mucizeler alır.
7-Olağanüstü özellikler azalmıştır.

Halk hikâyeleri; Türk, Arap ve İran-Hint Kaynaklı olmak üzere üç grupta toplanır:Kaynağı Türk olan hikâyeler: Dede Korkut Hikâyeleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Emrah ile Selvihan vb.
Kaynağı Arap olan hikâyeler: Yûsuf u Züleyhâ, Leyla ile Mecnun vb.
Kaynağı Hint-İran olan hikâyeler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne vb.



TANZİMAT I. DÖNEM ROMAN VE HİKAYE
  • Teknik açıdan eserler kusurludur.
  • Romantizmden etkilenilmiştir.
  • Konu olarak genellikle yanlış batılılaşma işlenmiştir.
  • Yazarlar romanın akışını kesip, konu ile ilgili kendi düşüncelerini savunmuşlar ve bu şekilde okuyucuya ders vermeyi amaçlamışlardır.
  • Karakterler tek yönlü olarak seçilmiş iyiler daima iyi,kötüler daima kötüdür.
  • Eserlerin sonunda iyiler kazanır ve ödülünü alır, kötüler de kaybeder ve cezalandırılırdı.
  • İlk görüşte aşk, abartılı konular, olağan dışı rastlantılara yer verilmiştir.
  • TANZİMAT II. DÖNEM ROMAN VE HİKAYE
  • Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.
  • Konu olarak duygusal ve acıklı şeyler işlenmiştir.
  • Realizm ve naturalizm akımları etkili olmuştur.
  • Gözleme dayalı gerçekçi betimlemeler yapılmıştır.
  • Abartılı konular seçilmemiş ve olağan üstü raslantılardan kaçınılmıştır.
  • Olayların akışını kesmemeiş ve kendi fikirlerini öne sunamamışlardır.
  • Konularda genellikle esirlik ve cariyelik işlenmiş; yer olarak ise İstanbul'un zengin kesimi seçilmiştir.




MİLLİ EDEBİYAT HİKAYESİNİN ÖZELLİKLERİ

YAPISI: OLAY ÖRGÜSÜ ,YER ZAMAN VE KİŞİLERDEN OLUŞMUŞTUR.
TEMA: MİLLİ VE MİLLİYETÇİ TEMALAR
DİL VE ANLATIM : SADE VE ANLAŞILIR BİR DİL

GENEL ÖZELLİKLERİ 
  1. Tanzimat ve Servetifünûn döneminde İstanbul'un dışında hemen hemen hiç çıkmayan roman ve hikaye bu dönemde Anadolu'ya da açılmıştır
  2. Bu dönem roman ve hikayecileri eserlerinde yurt sorunlarını gözleme dayalı olarak anlatmıştır
  3. Yakup Kadri ile Refik Halit'in Milli Edebiyata katılması ile bu dönemin hikaye ve romanı daha da güçlenmiştir
  4. Roman ve hikayenin teknik bakımdan son derece geliştiği bu dönemde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır
  5. Yakup Kadiri, Refik Halit, Halide Edip ve Reşat Nuri'nin öncülüğünde “ Memleket edebiyatı” çığırı açılmıştır
  6. Eserlerde kahramanlık, vatan sevgisi, aşk ve Kurtuluş Savaşının zorlukları anlatılmıştır...

Artikel Terkait

1 yorum so far

;-( Off ben ne yapacağım ? Edebiyat neden bu kadar zor Allah'ım ?

YORUM YAPARAK SORU SORABİLİR veya KATKIDA BULUNABİLİRSİNİZ...

1) Yaptığınız yorum biz onayladıktan sonra görülecektir.
2) Yazım kurallarına mümkün olduğunca dikkat ediniz.
3) Kullandığınız üslubun kişiliğinizi yansıttığını unutmayınız.
4) Yorumunuza emoji eklemek için "Emoticon" butonuna tıklayın.
5)Yorumunuza gelecek cevabı takip etmek beni bilgilendir kutucuğunu işaretleyebilirsiniz.


EmoticonEmoticon