GÖRMEK İLE BAKMAK ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR ?

GÖRNEK İLE BAKMAK ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR ?

Mustfa Nihat ÖZÖN’ün Yazma Sanatı Kitabından bir yazı;
Görmek İle Bakmak Arasındaki Fark
Etrafımızda olanları, gözlerimizde bir sakatlık yoksa» görürüz; Fakat bunlara bakmayabiliriz. Onun için “görmek” ile “bakmak” aracındaki farkı unutmamalı.
Görmek bilinçdışı bir hal ya da harekettir. Göz açık bulunduğu saman dıştaki nesneler, ister istemez, ona çarpar. Hiçbir şey düşünmeyerek gezdiğimiz zaman, gökyüzünü, ağaçları, akarsuyu görürüz; evleri, insanları görürüz, yağmur ya da kar yağdığını görürüz. Bunların isleri birbiri peşi sıra gelir, birbirini silerek geçer. Biraz sonra bu görmüş olduklarımızı zar zor, eksik gedik hatırlarız.
Bakmak, iradeli ve düşünceli, bir fiildir. Bir anıt, güzel bir yapı önünde dururuz, eğer kendimizi ona bakmaya zorlarsak, onun güzel taraflarını çıkartırız; üslubuna, nispetlerine bakarız. Bir bahçeden geçerken, bir asker geçişini seyrederken, eğer onlara bakacak olursak öteki bahçelerden, başka askerlerden onları ayırt eden noktalar bulunur.
Bir şeye bakan, yani gözünün önünde yayılmış şeyleri düşünceli bir bakışla görmeye çalışan bir kimse, onları tanımaya, ilerisi için karşılaştırma noktalan çıkarmaya, az çok, açık ve sürekli bir izlenim elde etmeye çalışan kimse demektir.

Görmek, organlarımızdan birinin doğal bir işidir. Nefes almayı nasıl öğrenmiyorsak, görmeyi de öğrenmek zorunda değiliz. Bakmak ise görüşümüzün eğitimi ile olur. Gayet sade, normal olan bu eğitim, çok defa önem verilmemek yüzünden yapılmıyor ve insanların çoğu bakmayı bilmiyorlar.
öğretmenlerden çoğu, bir ödev düzeltirken tasvirlerin bayağılığından, örneklerin kuruluğundan bezmiş halde bulunurlar. Sanki öğrenci anadan doğma kördür ya da sanki çölde yaşamış bir kimse gibi hiçbir şey görmemiş, hiçbir şey duymamıştır.
Bir yazma ödevinde : “O gün bahçedeydik…” diye başlayan öğrencilere sorunuz. Hiç bahçe görmüşler mi? Görmüşlerdir elbet, Fakat bu bahçe nasıldır? Etrafı ne ile çevrilmiştir? içinde hangi ağaçlar, ne gibi çiçekler vardır? Bahçeyi hangi mevsimde görmüşlerdir? Size belli belirsiz cevap vereceklerdir; çünkü “alıcı gözüyle” bakmamışlardır, bu yüzden de hatırlarında kalan “basmakalıp bir bahçe”dir.
Bir yolda gidiyorlar, ana yol mu, sade bir yol mu olduğunun farkında mıdırlar, manzarayı bir kaç, gerekli ayrıntıyla, açıkça anlatabiliyorlar mı? Hayır. Bu, onlar için sadece bir yoldur- oradan arabayla? geçer, gürültü yapar ve toz çıkarır, o kadar!
Belki yüz kere çay, bir dere, bir havuz görmüşlerdir. Fakat onların içinde sadece bir şey olduğunun farkındadırlar, o da yalnız su. Hele anıtlar, eskiden kalma değerli yapılar, eski bir yıkıntı ya da çiftlik olursa bu berbatlık kendini daha açık gösterir. Belki bunu, çok yakından incelemedikleri bir konu şeklinde öldüğüne verirsiniz; bu çeşit resimler görmüşlerdir; bu resimlere bir göz atıp, geçmişler, akıllarında tutmaya değer bir nokta bulamamışlardır.
Bakmaya ve baktığı şeyleri incelemeye alışmak, yem bir âlem bulmak, yeni hazlar verecek şeylerle karşılaşmak demektir. Çevremi dikkatle bakar, incelersek, onu daha çok ve anlayarak severiz.
Mustafa Nihat ÖZÖN (Yazma Sanatı, 1943)

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.