DRİNA'DA SON GÜN ROMAN ÖZETİ,OLAY ÖRGÜSÜ,KİŞİLER ,YER VE ZAMAN,İNCELEMESİ

DRİNA'DA SON GÜN ROMANI
FAİK BAYSAL

GENEL BİLGİ: 
Faik Baysal, Pertevniyal Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı sırada roman kahramanı Rıza Selmanoviç’in oğlu ve aynı zamanda kendi öğrencisi Kazım Yenerer’den bu hikâyeyi dinleyerek romanlaştırır. Romanın başında yer alan açıklamada da anlatılanların gerçekliğine şöyle dikkat çekilir: “Bu roman gerçekten yaşanmış olan olayların bir yansısıdır; kahramanlarından bir kısmı aramızda yaşamaktadır. Bir kısmı da Tanrı‟nın rahmet ve mağfiretine kavuşmuştur. Adlar değiştirilmemiştir.

Drina'da Son Gün romanı Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildiği sırada (6–8 Aralık
1971), aynı gazetede Selman Paşa’nın torunlarından Rıza Selmanoviç’le (Yenerer) yapılan bir
röportaj yayımlanır. Romanın kahramanı, olayın canlı tanığı olarak bilgiler verdiği için,
Baysal’ın bu eserine belgesel roman demek mümkündür. 



ÖZETİ:

Yaz akşamları daima kırmızı akan Çeotina Suyu boyun­ca bir otobüs Taşlıca, Priboy, Vişigrad yolcularını aldıktan sonra batıya doğru yol almaktadır. Çok eski ve sürekli bozu­lan Fiat marka otobüste yolcular iç içedir. Birden korkunç bir şey olur. Hitler’in askerleri otobüse doğru yaklaşmaktadır.

Yolcular tedirgin olur. Korkudan ne yapacaklarını bilemezler. Çünkü Alman askerleri o günlerde Yogoslavya’da suçsuz pek çok kişinin hayatına son vermiştir. Askerler gelir ve sakallı bir adama doğru silahlarını doğrulturlar. Adamın hâli onları şüphelendirmiştir. Adamın her yerini kontrol ederler, zorla es­kimiş botlarını dahi çıkarttırırlar. Hiçbir şey bulamayınca öf­kelenirler ve işkence yapmak için adamı yanlarına alırlar. Birkısım Alman askerleri de otobüsün üstündeki tavukların tamamının kafasını koparıp onları ezer. Bu manzara yolcu­ların midesini bulandırır. Tavukların yerinde kendilerinin ola­bileceğini düşünürler. Götürülen adamın adı Popoviç’tir. Sırp, Hırvat, Türk, her milletten insanın olduğu otobüste Alman askerlerine, yaptıkları zulümden dolayı lanetler yağdırılır. Fa­kat kısa süre sonra Hırvat, Türk ve Sırplar arasındaki düş­manlık, kavgalarla ortaya çıkar. Bir Türk olan Mehdi Azamo-viç Balkanlara çıktığı söylenilen ve kahraman sanılan Neniç ve Mihailoviç’e lanet eder. Onların Türkleri oradan kovmak­tan başka bir şey istemediklerini söyler. Çocuğu hasta olan bir Sırp kadın, Neniç’in kahraman olduğunu haykırınca Türk­ler neredeyse onu öldürecek hâle gelir. Sonra anne olduğu İçin affederler.
Otobüsteki pipolu adam daha sonra Mehdi ile görüşmek istediğini söyler. Mehdi, Selmonoviçlerin evinde kaldığını söy­leyince birden bütün otobüs susar. Bu eski, köklü bir aile olan Selmonoviçlerin herkes üzerinde etkin bir rolü vardır. Türk­lerin sonsuz cesaret ve ümit kaynağıdırlar. Neniç ve Mihailo-viç, Almanlardan çok bu aileden korkmaktadır.
Otobüs sakin bir şekilde yoluna devam ederken Çentik­ler arabayı pusuya düşürür. Sırp kadın bağırmaya başlar: “Kahrolsun Türkler, Kahrolsun Almanlar!” Kadın âdeta Türk­lerden öç almaktadır. Kapıları kırarak giren Çetnik haydutları herkese bağırarak paralarını almaya başlar. Haydutlar çocu­ğu ağladığı için en çok Sırp kadına işkence yaparlar. Herke­sin bütün değerli eşyalarını aldıktan sonra çekip giderler.
Otobüsün ilk durağında Mehdi Azamoviç iner. Evine gider. Savaştan nefret etmektedir. Yol boyunca yaşadığı tehlikeler onun moralini iyice bozmuştur.
Azamoviç, evinde dinlenmek üzere yattığında birinin kendisine doğru yaklaştığını duyar. Çok korkar. Ölümü yanı başında hisseder. Gelen on iki yıllık arkadaşı Sırp Mordaç’tır. Mordaç, beş ay önce aniden kaybolmuştur. Bir Türk çiftliğin­de çalıştığı için öldürüldüğüne İnanılmaya başlanmıştır. Fakat şimdi çökmüş bir hâlde de olsa sapasağlam karşısındadır. Ar­kadaşı yanlarından ölümle tehdit edildiği için ayrılmıştır. Şim­di herkesin kahraman sandığı katil, hırsız Neniç’in yanında Almanlara karşı savaşmaktadır. Azamoviç, arkadaşına ne ka­dar Neniç’in bir kahraman olmadığını anlatsa da Mordaç ona inanmaz. Neniç’in Alamanların işini bitirdikten sonra Türkleri de bu topraklardan atacağını söyler. Bir süre sonra çiftliği de basacaklardır. Tek şartları çiftliğin sahibi Rıza Selmanoviç’in kızı Elmasa’y1 vermeleridir. Çetenin önde gelenlerinden Gor-li, kıza göz koymuştur. Ayrıca Almanlar atılına kadar çeteyi beslemelerini istemektedirler. Azamoviç, Mordaç’in bu kadar nankör olabildiğine inanamaz. Selmanoviç yıllarca Mordaç’ı her kötülükten korumuştur. O yüzden, Azamoviç çok sinirle­nir onun tekliflerine. Böyle ahlaksız bir örgütün Yugoslav­ya’nın bağımsızlığı için çalıştığına inanmaz. Mordaç gider git­mez Alman askerleri kapıya dayanır. Azamoviç, hayatının tehlikeye girmesine rağmen Mordaç’ı ele vermez. Almanlar adamı bulamayınca çeker giderler. Fakat giderken arabaları ile yüzlerce insanı besleyen tarlaları çiğnerler. Azamoviç bunu yapmamaları için yalvarsa de bir işe yaramaz. Toprağı öl­müştür. Aç kalacak çocukları düşünerek ağlamaya başlar.
Rıza Selmanoviç gece rahat bir uyku uyuyamamıştır. Türklerin hâlini düşünmektedir. Bir de Almanların sürekli bombaladığı Londra’da olan oğlundan uzun zamandır mek­tup alamamaktadır. Sabah bir gazeteyi okurken yakından tanıdıkları Mirza adındaki bir kadının Almanlar tarafından kurşuna dizildiği haberini okurlar. Herkes şok olur. Namuslu bir kadın olarak bildikleri Mirza, Neniç’in metresi olduğu için öldürülmüştür. Rıza Selmanoviç artık doğru ile yanlışı ayırt e-dememektedir. Aynı gün kötü haberlerin devamı gelir. Aile dostları Osmaniç, Neniç’in adamları tarafından dövüle dövüle kemik torbasına dönmüş bir hâlde evinde can çekiş­mektedir. Kısa süre sonra da ölür. Rıza Selmanoviç’in içinde­ki nefret iyice büyümektedir.
Birkaç hadiseden sonra Selmanoviç, eli silah tutan Türk­leri toplayarak Balkanlarda savaşmaya karar verir. Yardımcısı Nezir’le çiftliğe giderler ve Mehdi Azamoviç’i bulamazlar. Te­kerlek izlerinden Almanların Mehdi’yi götürdüklerini anlarlar.
Mehdi Azamoviç, Alman askerlerinin elindedir. Askerle­rin elindeki tek esir Mehdi değildir. Mirza da ellerindedir. Al­man komutan, kadına karşı kötü niyetlidir. Mirza kötü emel­lere alet olmamak için direnmektedir. Alfons Karr adındaki komutan, Mirza’ya emellerini açıkça söyler. Kabul edilmeyin­ce onun Neniç’in metresi olduğunu itiraf etmesini söyler. Mir­za suçsuz olduğu hâlde mecbur kalır ve kurşuna dizilmek üze­re hücreye gönderilir. Alfons Karr, bununla da yetinmeyerek öldürüldükten sonra çocuklarının getirilip annelerinin ceseti-ni görmelerini emreder. Mehdi, bu olanlar karşısında buz ke­silmiştir. İnsanlığa, zavallı kadına yardım edemediği için la­netler yağdırır. Mirza az sonra kurşuna dizilir ve çocuklarının anneleri öldürülürken seyretmeleri sağlanır. Tam bir vahşettir. Azamoviç de aynı akıbete uğrar.
Türkler,Türk Divisia adlı bir örgüt kurmaya karar verirler. Örgütün başı Rıza Selmanoviç’tir. Selmanoviç Belgrad’a gi­der. Belgrad yıkılmış, herkes işsiz kalmıştır. Savaş, her yeri mahvetmiştir. Burada şehrin en zenginlerinden Türk iş adamı İstanbuloviç’ten yardım istemeye gider. İstanbuloviç ve diğer iş adamları her türlü yardımı yapacaklarını vaat ederler. İşler iyi gitmesine rağmen Selmanoviç havaya uçan insan parçalarını ve Belgrad’ın bombalarını unutamaz. Selmonovİç’İ da­ha sonra uğradığı Nevesni’de daha kötü sahneler beklemek­tedir. Yüzlerce insan ölmüştür. Cesetlerden başka bir şey gö­rülmemektedir.
Bu arada Dündar Selmanoviç, ailesinin yanına dönme­ye karar verdiği gün öldürülür. Türk Divisia örgütü de Bal­kanlarda Türklere yapılan kıyıma boyun eğmeyerek, halkı korumaya çalışmaktadır. Başta Selmanoviç olmak üzere örgütün baştaki üyeleri her zorluğa göğüs germektedir,
Selmanoviç ve arkadaşlarını etkileyecek bir olay meyda­na gelir. Mordaç örgütün önde gelenlerinden Çavuş’u öldü­rürken, daha sonra da Selmanoviç’in kızı Elmasa’yı kaçırır­ken yakalanmıştır. Mordaç, Neniç’in Alman uşağı olduğunu anlamış, artık Gorli için çalışmaktadır. Selmanoviç ve arka­daşlarının elinden kurtulur; fakat bu sırada onun çok sevdiği katil Gorli de layık olduğu şekilde öldürülmüştür.
Bahar geldiğinde Drina’da havalar çok serttir. Türkler gittikçe zor duruma düşmektedir. Her gün onlarca Türk öldü­rülmektedir. Savaş, pek çok ülkeye sıçramış, Hitler’in galip çı­kamayacağı belli olmaya başlamıştır. Mihailoviç ve grubu ön­lerine gelen her Türk’e olmadık işkenceleri yapmaktadır. Os-maniç’in karısı, kızı, Şevvale Ana, Elmasa yurtlarından, evle­rinden ağlayarak kaçmaya başlamışlardır. Peder Yuvan, ka­dın ve çocuklardan oluşan bu Türklere yardım eder. Onların kaçması için her şeyi yapar. Fakat yolda Mihailoviç’in adam­ları arabaya baskın yaparak pederi öldürürler. Bir Hristiyan papazı kendi dininden olmayanları kurtarmak için ölmüştür. Bu arada Türk askerlerinin yardımı ile kurtulurlar ve papazı ağlayarak gömerler. Başta Şevvale Ana olmak üzere hepsi ağlayarak Fiat marka otobüse binerler Türkiye’ye gitmek üze­re; fakat vatanlarına tekrar dönmek üzere.

KARAKTERLER VE ÖZELLİKLERİ
Rıza Selmanoviç: Yugoslavya’daki en köklü Türk ailesinin büyüğü. Londra’da ziraat öğrenimi gör­müştür. Tüm aile çiftliklerinde yaşarlar. 
Elmasa, Müberra, İstemi: Rıza Selmanoviçın kızları ve oğlu.
Şevvala Ana: Rıza Selmanoviç’in karısı. 
Hatipoviç:Türk gizli örgütü. 
Mihailoviç: Sırpların Türk düşmanı Çetnik örgütünü kuran lideri, general. 
Neniç: Haydut, çocukları öldüren, kadınlara saldıran bir haydut, Almanlar’a karşı savaşmıştır.
 Goril İpan: Neniç’in sağ kolu.
 Mariç: Türk düşmanı papaz.
Mehdi Azamoviç: Miç lakaplı, kâhya. 
Mordaç: Azamivoç’in on iki yıllık arkadaşı.


Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.