SİS ŞİİRİ İLE SİSTE SÖYLENİŞ ŞİİRİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

SİS ŞİİRİ İLE SİSTE SÖYLENİŞ ŞİİRİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

HAZIRLAYAN : www.edebiyatfatihi.net yayın ekibiBir bunalım, sıkıntı ve lanet şiiri olan T.Fikret’in “Sis” şiirindeki öznenin, içinde yaşadığı başkent uzamıyla bir dostluğu yoktur; tersine, bu uzamdan kaçmak, Yeni Zelanda’ya ya da Manisa’ya sığınmak ister, bu uzama lanetler yağdırır. “Sis” bir başkente, İstanbul’a bir lanet şiiridir. Kent burada bir imgedir. Kişileştirilen kent üzerinden lanetlenen Abdülhamit dönemi ve Abdülhamit yönetimidir. “Türk edebiyatında İstanbul ilk defa “Sis” ile menfur ve mel’un bir şehir olarak ele alınmıştır” (Kaplan, 1998: 110). Bundan sonra da romanlarımızda İstanbul ahlak olarak çökmüş, rezil bir kent olarak yerini alacaktır: Sözde Kızlar, Sodom Gomore, Üç İstanbul.. bu çöküntüyü anlatan romanlardır. “Sis” şiiri baştan sona karamsar, kötümser, lanet okuyan bir şiirdir. Tevfik Fikret’in bundan önce de karamsar şiirleri vardır. “Ömr-i Muhayyel” “İktirâb” şiirleri karamsar, kötümser şiirlerdir. Fikret, bu şiirlerinde kaçmak, başka ülkelere gitmek, hatta ölmek ister. “İktirâb” adlı şiirinde “Leyl-i gamnisâr” (Gam saçan gece) şairin “hayâlini tevhîş” eder (vahşete boğar). Bu nedenle “hasretle seher-i mevte intizâr” eyler. Bu şiirler bir içe kapanıştır. Sis şiiri ise dışa dönük, başkasını kovmaya, kaçırmaya çalışan, başkasına lanet okuyan bir şiirdir. 

Yahya Kemal’inse  en karakteristik tarafı, İstanbul’a dâir yazdığı şiir­lerdir. Onun İstanbul’a bakış tarzını en iyi ifade eden ve onu diğer şâir­lerden, bilhassa Tevfik Fikret’ten en fazla ayıran şiiri bence Siste Söyle’niş’tir. Siste Söyleniş ile Sis, konu ve hayal bakımından aynı, fakat bakış tarzı bakımından çok farklıdır. Sis’teki nefret ve bedbinlik, Yahya Ke­mal’in şiirinde yerini hayranlık ve sevgiye bırakır:

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler..
Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?
Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden
Fîrûze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

Yahya Kemal, İstanbul’un semtlerini, Boğazın mavi suyunu hasret­le, sevgiyle, adetâ çocuğuna gösterdiği bir ilgiyle aramaktadır. İstanbul’u o kadar sever ki onu hiç bir yere benzetmek istemez. Yine de İsviçre göllerini hatırlar:

Benzetmek olmasın sana dünyâda bir yeri;
Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

Şâir, ister istemez Fikret’in Sis’ini ve lanetini de hatırlar :

Bir devri lânetiyle boğan şâirin Sisi,
Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi.

Hülyama bir ezâ gibi aksetti bir daha;
-Örtün! Müebbeden uyu?. Ey şehr! -O beddua…

Halbuki Yahya Kemal İstanbul’un değil ebediyen kaybolması, sis al­tında geçici gizlenişine bile tahammül edemez. Şiirde aynı sevgi ve şef­kat dolu ifade devam eder:

Hayır bu hâl uzun süremez, sen yakındasın;
Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.
Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl
Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.

Bu mısralarda sevginin yarattığı bir benimseyiş görülüyor. Yahya Kemal, İstanbul’un hüznünü de çekmeye razıdır. Bütün bu duygular, Sis’teki şiddetli nefret ve kinle tezad teşkil eder.

Kaynakça: 
Bilge Ercilasun'un Yahya Kemal ve Şiiri makalesi
HİLMİ UÇAN “SİS” “SİSTE SÖYLENİŞ” VE “SONUÇ” ŞİİRLERİ ÇERÇEVESİNDE ÜÇ ŞAİR: TEVFİK FİKRET, YAHYA KEMAL VE BAUDELAIRE 

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.