MİSKİNLER TEKKESİ ÖZETİ,KONUSU,OLAY ÖRGÜSÜ,KİŞİLER,YER VE ZAMAN ,TAHLİLİ


REŞAT NURİ GÜNTEKİN
 MİSKİNLER TEKKESİ

TÜRÜ: ROMAN /TÖRE ROMANI

KISA BİLGİ: 
Miskinler Tekkesi (1947), Reşat Nuri Güntekin’in geçmiş, eski hayatın birçok özelliklerini ustaca belirttiği bir töre romanıdır. Reşat Nuri'nin sanatında önemli bir atılım sayılır.

KİŞİLER, KARAKTERLER:
İSMAİL: Anasız, babasızdır. Annesi, kandırılmış bir evlâtlıktır. İsma­il'e yedi yaşına kadar bakmış, sonra bırakıp gitmiş­tir. İsmail'i, Kocabaşların torunu olan dilenci büyütür. İsmail, çalışkandır. İki yılda üç sınıf atlayarak dördüncü sınıfa geçer. Bir gün, baba saydığı kişinin dilencinin biri olduğunu öğrenince onuru kırılır/so­kaktaki arkadaşlarıyla oynamaz olur. İsmail, okumaya düşkündür, onurludur, başı hiç .eğilmez. Yatılı okulda okur. Sonra parasız yatılı sınavını kazanır. Avrupa'ya giderek mühendis olur. Nelerden sonra İsmail, kendisini büyüten kişiye saygı duymaya başlar. Uyuşuk, devinimsiz, sorumsuz, başkalarının kazançlarıyla geçinir, sessiz, susku içinde, dikkatleri üstüne çekmeyen, başkalarından aldıklarını yadırgamayan, bunlardan erinçsizlik duymayan ve bu ortam içinde kendini haklı gören biridir.


OLAY DİZİSİ , ÖZET:

“Kocabaş Kazasker Şemsettin Molla’nın torunu, gençliğe geçiş yıllarında bir sevi serüveni geçirir, komşu konağın kılına karşı bir zorlu eğilim duyar. Kızın gözüne girmek için ozanlığa özenir, sonra ud çalma çabalarına girişir. Kız, ona karşı hiç bir eğilim duymaz.

Meşrutiyet'in ilânı sırasında bu zengin konağın düzeni dağılır. Aile daha küçük bir eve geçmek zorunda kalır. Tüm giderlere kesesini açan büyük­anne ölünce, konağın eski yaşamı bu küçük evde süremez.

Kocabaşların torunu, kendi geçimini sağlamak için bir görev bulur. Bu sırada Darülfünuna girer fakat siyasaya karıştığı ileri sürülerek Sinop'a sürülür. İstanbul’a dönünce, eski arkadaşı Talât'ın yardımıyla Nur-ı İrfan adlı, amacı öğrenci babalarını kandırarak para çekmek olan özel okula yazman olarak yerleşir. Burada istemeyerek uygunsuz işlere karışır. Bu arada, savaşta yakınlarını yitirmiş çocuklar için para toplar.

Bir süre sonra askere alınır, Mısır’a gönderilir. Orada kolu kırılır. Çeşitli yerlerde ölümden kurtulur, savaş sonunda zorlukla İzmir'e gelir. Hastadır, bitkindir. Giyinişi, duruşu bir dilenciye benzemekte­dir. Bu nedenle kendisine para verenler olur. Böy­lece dilenciliğe alışır.

İzmir'de Temaşalık semtinde bir odaya sığınır. Burası, dilencilerle dolu bir yerdir. Her yerde dilenerek, paraca güçlenir. Mesule Bacı denen bir ka­dını, daha sonra annesinin bırakıp kaçtığı İsmail ad­lı çocuğu yanına alır, onu okutur.

İstanbul' a göçer. İsmail'i yatılı okula yazdırır. Süleymaniye’de bir eve yerleşir. İstanbul’un çeşitli yerlerinde dilenmeyi sürdürür. Bu arada dilencilik üzerine oluşturduğu düşüncelerini de ileri sürmeye baslar. Bu sırada durumu kötüleşen arkadaşı Talât’a yardım eder, ona ev alır. Parasıyla iyi bir yaşam sürmeye başlar. Miskin bir doğulu olarak evinde okumaya dalar.

İsmail, Avrupa’ya gider, mühendis olur. Bunu Kocabaşların torunu, gazetelerden öğrenir. İsmail, bir gün eşiyle kendisini büyüten dilenciye ziyarete gelir. Bu romanın kahramanı için büyük mutluluk teşkil eder.”


(İbrahim Zeki BURDURLU, Reşat Nuri Güntekin, Toker Yayınları,İstanbul 1977, s.69)
“Tanınmış bir ailenin son torunu olduğu halde, gerek karakteri ve gerek talihin zalim cilvesi yü­zünden dilenciliğe düşen ve dilenciliğin her şeklini tecrübe ederek onu bir meslek haline getiren bir zavallının hayatı. Aklı ve mantığı kendisini ayıplarken, miskinliğiyle zayıf iradesi, onu bu pasif hayatın, içine hapsetmiş­tir. Romanın asıl kahramanı olan adsız dilenciyi canlan­dırmaya yarayan tiplerden biri eski bir konak kalfası ol­duğu halde konak hayatı kapandıktan sonra dilenciliğe düşen bacı, öteki de yine böyle bir konakta yetişen bir delikanlının, aynı konakta büyüyen bir evlatlıktan olan çocuğudur. Küçük Bey'den gebe kaldığı için, evin iffeti bozulmasın diye kovulan evlatlık, sefaletle doğurduğu ço­cuğunu beş altı yaşına kadar büyüttükten sonra kaybolup gider. Dilenci ile bacı, bu çocuğu yanlarına almışlar ve görülmedik bir şefkatle büyütmüşlerdir. Fakat çocuk, kendini tanımaya başlayıp da, babası sandığı adamın bir dilenci, kursağına giren lokmaların da birer sadaka oldu­ğunu anlayınca, babalığına düşman kesilir; ama büyüyüp de kendi gücüyle parasız yatılı okula girdikten, nihayet bir mühendis olup büyük bir mevki kazandıktan sonra, evlendiği karısıyla beraber, yetiştiği yere gelmekten ve babalığının elini öpmekten kendini alamaz. Delikanlının bu kadirbilirliği, dilenci için şimdiye kadar topladığı sa­dakaların en güzelidir. “

(Agâh Sırrı Levend ,Sanat ve Edebiyat Gazetesi, 9 Ağustos 1947)

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.