ATTİLA İLHAN'IN "BEŞ ŞEHİR"İ

Şairin, istifhamla kapısını araladığı keyfiyet, 80 yıllık sergüzeşt-i ömrünün anahtarıdır. Şimdi, Attila İlhan’ın yazın hayatını şekillendiren şehirlerine gitmeye ne dersiniz? Bakalım, nerelerde Attila İlhangi hatıraları iliştirmiş mısralarının yakasına?


Şair, ‘Şahane Serseri’de “Büyük şehirler büyük aşklar/Çığlık çığlığa terk edilir…” diyerek yontar içindeki hasretin, gurbetin, özlemin ve gitmenin heykelini. Onun nazmı ve nesri üzerine arkeolojik kazı yapıldığında, girişteki mısraın ne denli mühim olduğu anlaşılacaktır. Attila İlhan, modern Türk şiirinin en güçlü seslerindendir kuşkusuz. Edebiyatın hemen her alanında eser vermiş, velut bir şahsiyet olmasına rağmen, kendisinin de hoşuna giden ‘şair’ hüviyetini çokça önemser. Zaten ona yakışan da odur. Burada dikkatleri çekmek istediğim husussa mahlasının ‘kaptan’ olmasıdır. İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitaplarının arka fotoğrafı, söz konusu lakabın görselidir. O, kalmaktan çok gitmenin şairidir. Şiirlerini yakından tanıyanlara yabancı olmayan sahnede, köşkünde yüzleri birbirine karışan, yani ‘sarışın başlanıp, esmer biten’ kadınlar vardır, evet; ama dümende tek başınadır. Bu haliyle Behçet Necatigil’in evcimenliği yoktur onda. Rumlara ait hanlardaki odalar, nesli tükenmiş Ermeni teyzelerin sahibelik yaptığı ev pansiyonları, şairin geçici duraklarıdır. Bu bakımdan Teoman’ın ‘Rüzgâr Gülü’nde, “Hayalimdeki adsız kadın/Sanki ağzımda tadın/Eminim ki sen de/Hep kendini aradın/Evimin yolu beni unutmuş/Otellerin soğukluğunda/Tüm bu garip duygular/Bir tür iç kanama…” sözleriyle hikâyesini anlattığı şarkıdaki resmin kahramanını çağrıştırır. O yüzden onlarca şiiri, birçok romanı ve denemesi olmasına rağmen şehirlerini anlattığı ki aslında kendine seyahattir bu, ‘Abbas Yolcu’ adlı gezi yazısı bir tanedir. ‘Başka Yerde Olmak’tanın notunu şu cümlelerle düşer meraklısına, “İlk gençlik yıllarımın bir başka heyecanı: yolculuk!” Ve devam eder halet-i ruhiyesinin fotoğrafını çekmeye, “O zaman dilimizden düşürmediğimiz bir deyimle ‘dünya halinde yaşamak’ dibi kurcalansa, kitaplığımda bugün bile sakladığım Jules Verne’nin Esrarlı Ada’sına, R. L. Stevenson’ın Define Adası’na kadar gider mi? Bilmem.” Şairin, istifhamla kapısını araladığı keyfiyet, 80 yıllık sergüzeşt-i ömrünün anahtarıdır. Şimdi gelin, Attila İlhan’ın yazın hayatını şekillendiren şehirlerine gidelim. Bakalım, nerelerde Attila İlhangi hatıraları iliştirmiş mısralarının yakasına?
İzmir: 15 Haziran 1925 senesinde, İzmir’in Menemen ilçesinde dünyaya gelen şair için bu şehir, ömrünün geri kalanında memleketi olmasının yanı sıra saklı bir sesi olan ilk şarkısıdır. Tahsil hayatına, Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ile Karşıyaka Ortaokulu’nda başlar. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıftayken sevdiği kıza aşk mektuplar yazar. Ve bu utangaç cümlelerin kenarına isminin telaffuzu bile polis baskını yemeye neden olan Nâzım Hikmet’ten mısralar nakşeder. Hemen hatırlatalım: Nâzım, Tek Parti döneminde, ‘komünizm propagandası yapmak’ suçlamasıyla hapis yatıyordur. Ve onun toplumcu gerçekçi şiirleri başta Attila İlhan olmak üzere bir kuşağı derinden etkileyecektir. 1941 senesinde yazdığı mektuplar okul idaresi tarafından ele geçirilince 16 yaşında, ‘gizli örgüt kurmaktan’ dolayı şair tutuklanır ve okuldan uzaklaştırılır. Babasının olaya müdahalesi trajiktir: Oğlunu Manisa Akıl Hastanesi’nde üç hafta kadar müşahede altına aldırır. Ailesinin ‘Bu çocuk, akıl hastasıdır.’ demesine karşın suçlu bulunur ve iki ay hapis yatar. Üstüne bir de Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilir kendisine. Ancak bu insan haklarına aykırı hadise, 1944’te Danıştay’dan döner, okuma hakkını yeniden elde eder. Ve İstanbul Işık Lisesi’ne kaydolur. İzmir, hayatında hep vardır, çok şehirler görür, birçok yerde ikamet eder; ama sanki İzmir’de yaşar. Mesela Paris dönüşünde, 1965-1973 yılları arasında Demokrat İzmir Gazetesi’nde genel yayın müdürlüğü ve başyazarlık vazifelerini üstlenir. ‘Yasak Sevişmek’ kitabındaki şiirlerin büyük bir çoğunluğunu burada kaydeder defterine. Yine içinde, ‘Bir yağmur üstümüze yıkılırken/Yolculuk dedik durduk yolculuk…’ mısralarının geçtiği ‘Tension a smyrne’ şiirinin büyük bölümünü bu şehirde kaleme alır. 1973’te basılan ve bir sene sonra Türk Dil Kurumu şiir ödülüne layık görülen ‘Tutuklunun Günlüğü’ kitabının bütün şiirlerini İzmir’de yazar. Şair, “Öyle sanıyorum ki…” der, “Şiir kitaplarımın içinde bütün şiirleri aynı şehirde yazdığım tek kitaptır.” ‘Zincirleme Rubailer’e epigraf olarak seçtiği şu mısralara dikkat lütfen “Uğultulu loşluklarından şimşekli çatlamalar gelir/Yaz yağmuru sanırsın birkaç sonbahar gelir/Öyle gezegenler savrulur ki imgeleminde/Uzay avcunda küçülür evren sana dar gelir.” İzmir, şairin hayatı için de kendisini var eden mısralara ev sahipliği yapması adına da önceliklidir. Bu şehrin faslını Attila İlhan’ın kendi cümleleriyle nihayete erdirelim mi? “İzmir şiirlerinden, önemi nerede biliyor musunuz, o zamana kadar hiç denenmemiş bir şeyi yapmaya çalışmasında, sadece İstanbul’a uygulanan büyük şehir şiirini bu kez İzmir’e uygulamak istemesinde… İlk kez ben, İzmir’de bir liman şehrini, bir büyükşehir havasını saptayıp şiire aktarmaya çalışıyorum… Bunda haklıyım da: limanlık, dışarı açık olmak, kozmopolitik ve komprador kapitalizminin serpildiği bir yerleşme merkezi olarak İzmir’in, gerek geçmişinde, gerek son dönemlerinde İstanbul’dan kalır yeri yoktur. Nedense bu işlenmemiş, edebiyata aktarılmamıştır.”
atilla-2
Paris: Fransa’nın bu asil başşehri, Osmanlı aydınlarının da memleketi olmuştur. Denebilir ki ‘yeryüzü cenneti’ne kavuşma cehdi, Yakup Kadri’nin ‘Bir Sürgün’deki kahramanı Doktor Hikmet’in Kordon’dan Fransız gemisine zor bela atlayarak gitmesinde mücessem hale bürünür. Attila İlhan’ın ise Paris ile karşılaşması Nâzım’ı kurtarmaya gitmekle olur. Jön Türkleri, Tanzimat ve Meşrutiyet kuşağını bilen şair, ilk Paris seyahati sonrasında ‘Başka Adam’ şiirini yazar. Ve sanki bütün bu Batıcı Türklerin serencamını hülasa eder, şu mısralarıyla: “Bir türkünün kıyısından çocuklar geçer/Ellerini tertemiz yağmurda yıkamış/Yalınayak macera gözlü çocuklar geçer/ Gülmüş gülmüş/Ağlamış ağlamış/… Bir hızlı bulutlar/Kırmızı kuşlarla süslenmiş yün eldivenlerin/gökyüzü kaldırımlar sen ve Paris şehri/ Sen ve Paris şehri sevgilim/Ve her biri bir başka türlü çığrışan/Yol-culuk-lar…” O, Fransız toplumunu öyle tahlil eder ki, bu deneysel süreç, onun eserlerine de yansıyacaktır. Büyük bir metropolün dağdağasını yaşayan bir adamın yaşantısı, çarpıcı kesitler halinde sunulur. 
YAZININ DEVAMI İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.