Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma

Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma
Bilim ve sanatı doğası, amaç ve yöntemleri bakımından karşılaştırma

Ayrıca BİLİM VE SANAT ile ilgili eba.gov.tr yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz...
Adamın biri bir elma ağacının altında dinleniyormuş. Başına bir elma düşmüş. Elmayı yemiş. Adamın biri bir elma ağacının altında dinleniyormuş. Başına bir elma düşmüş. “Buldum!” diye bağırmış. Yerin çekim gücünü fark etmiş. Adamın biri bir elma ağacının altında dinleniyormuş. Başına bir elma düşmüş. Ağaca bakmış. Ne kadar güzel ağaç, diye düşünmüş. Doğanın güzelliğine hayran kalmış ve gördüğü güzelliğin resmini çizmiş. İnsanların çoğu başına ağaçtan bir elma düşerse onu hiç düşünmeden yer. Çünkü o, sadece bir elmadır. Oysa elmayı farklı görebilen iki tip insan var: Biri bilim insanı, diğeri de sanatçı. Bilim ve sanat, insanın kendini, evreni, olay ve olguları algılama ve bunları diğer insanlarla paylaşma ihtiyacından doğar ama farklı iki temel etkinliktirler. Bilim: * Gerçektir. * Deneyseldir. * Yasalar ortaya koyar. * Nesneldir. Sanat ise, **Hayal gerçeğinde dolaşır. ** Laboratuvara sokulamaz. **Çoğu zaman kural tanımaz. **Özneldir. **Kişiye, topluma, zamana göre değişir. Böyle olunca elbette bilim insanı ve sanatçı da kendini veya dış dünyayı birbirinden çok farklı algılar. Bir doğa olayı olan “yağmur” karşısında bilim insanı sebep-sonuç-fayda çerçevesinde düşünür. “Yağmurun sebebi nedir? Sonucu nedir? Yağmurdan nasıl korunabiliriz?” ya da “Doğanın bu nimetinden nasıl daha çok faydalanabiliriz?” Bu sorulara cevap arar bilim insanı. Yaptığı araştırma ve deneylerle sonuca ulaşmayı hedefler. Oysa sanatçı, dış dünyadaki gerçekliği hayal gücü ile kendi gerçekliğine dönüştürür. Sonuç: “yağmur” la ilgili bir şiir, bir şarkı, bir resim, bir tiyatro ve hatta dans Şebnem Ferah, yağmurları aşkına ulaştıracak bir vasıta olarak anlatırken, Necip Fazıl Kısakürek “geçen zaman”ı “yağmur”la simgeleştirir: “Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince, Nefesten yumuşak yağan bu yağmur... Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince. Aynalar yüzümü tanımaz olur. Gerçek, yeniden kurgulanır sanatçının yüreğinde. Yüreğinde… Çünkü sanatta duygu vardır. Sanatta estetik vardır. Sanat eseri muhatabının sadece aklına değil, yüreğine de seslenir. Bilimsel bir metin ise sadece akla seslenir. Bir tarih metninin, bir fizik kanununu anlatan metnin amacı sadece öğretmektir. Faydacı bir yaklaşım vardır. Oysa bir edebî metinde çoğu zaman faydacılık ve öğreticilik söz konusu bile değildir. Aynı durum, sanatın diğer dalları için de geçerli. Bir mimar, taşı kullanışlı, rahat bir ev inşa edecek bir malzeme olarak görür. Bir heykeltıraş için ise “taş” hayalindeki bir güzelliği ortaya çıkaracak malzemedir. Bunun gibi aynı malzemeyi, yani dili kullansalar da edebî bir metni bilimsel metinden ayıran en önemli özellik bu malzemeyi nasıl kullandığıdır. Bilimsel metin, sözcükleri “öğretmek” amacıyla bir araya getirir. Edebî metinde ise “dil” her şeyden önce bir güzellik ortaya koymalıdır.

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.