Ebubekir Hazım Tepeyran Küçük Paşa roman özeti , konusu , kişileri , yer ve zaman , değerlendirmeler , TAHLİLİ


EBUBEKİR HAZIM TEPERAN -KÜÇÜK PAŞA ROMAN ÖZETİ 
ROMAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER ve ÖZETİ
1900'lü yılların başlarında, Anadolu'nun küçük bir köyünde yaşayan yeni anne olmuş Selime, İstanbul'daki bir paşanın evine sütannelik yapması için çağrılır. Kocası da İstanbul'da, Nişantaşı karakolunda memur olan Selime, bebeği Salih ile İstanbul'a gelir. Selime'nin sütanalık yaptığı bebek ile birlikte büyüyen Salih, ailesi köye döndükten sonra da konakta yaşamaya devam eder. Paşa'nın ölümünün ardından Salih'i artık konakta istemeyen eşi Naime Hanım, Salih'i babasının yanına, doğduğu köye geri gönderir. Salih'in hazin öyküsü bundan sonra başlayacaktır...

Ebubekir Hazım Tepeyran, Küçük Paşa romanında, yirminci yüzyıl başlarındaki kırsal kesim gerçekliğimizi ayrıntılı biçimde sergiler. Romanda, köylünün durumu, yüzyıllardır ihmal edilmiş ve ezilmiş olması, canlı ve çarpıcı bir tahlil gücüyle, ülke sorunlarıyla iç içe tasvir edilir; ülke gerçeklerinin, dönemin sorunlarının altı çizilir. Köy-kent çelişkisi, yönetimin despotik tutumu, savaşların getirdiği yıkımlar ve bütün bunlar içinde Anadolu insanının dramı, zengin bir gözlem gücünün ürünü olarak romanda yansıtılır. Bu özellikleri nedeniyle, edebiyat tarihimizin üstünde en çok durduğu romanlarımızdan biri olan ve ilk kez 1910 yılında basılan Küçük Paşa, 100 yıl sonra tekrar okuyucu karşısına çıkıyor.


Ebubekir Hazım Tepeyran – Küçük Paşa Kitap Özeti

Ebubekir Hazım Tepeyran’ın Küçük Paşa adlı kitabı konusu, yorumlar, kısa özeti, tanıtımı. Küçük Paşa kitabı ile ilgili bilgi.

Kitabın Adı: Küçük Paşa
Kitabın Yazarı: Ebubekir Hazım Tepeyran

ROMANIN GENİŞ ÖZETİ

Niğde’nin bir köyünden Keleşoğlu Ali askere çağrılır. Kurada İstanbul’u çeker. Orada hemşehrisi Kamil ile karşılaşır. Kamil, Sadrazam Suat Paşa’nm yanında çalışmaktadır. İki arkadaş oturup dertleşirler. Ali karısının doğurmak üzere olduğunu söyler. Bunu duyan Kamil, Paşa’nın yengesinin de bu günlerde doğuracağını, güçlü kuvvetli bir sütanne aradıklarını bildirir. Durum Paşa’ya iletilir ve Ali’nin karısı Selime konağa getirtilir.


Selime kendi oğlu Salih’i haftada iki gün, Paşa’nın yeğeni Haldun’u ise her gün emzirir. Haldun konuşmaya başlayınca, Suat Paşa’ya «Paşababa» der. Selime’nin oğlu Salih de aynı şeyi yapınca, Paşa’nın karısı bundan hoşlanmaz. Üstelik, Salih’i de sevmez. Paşa ise, çocukları olmadığı için, bütün sevgisini bu iki çocuğa vermiştir, onları ikiz gibi giydirir.

Selime konakta Anadolu şivesi, saflığı ve temizliğiyle kendini sevdirir. Ali, ayda bir konağa gelerek onu görür.

Paşa, evladı yerine koyduğu Salih’in okuması için bir Fransız mürebbiye tutar. Fakat bir görevle Anadolu’ya gidince, karısı, çocuğun eğitimini baltalar, mürebbiyeyi kendi yanına alır.

Paşa uzun bir ayrılıktan sonra İstanbul’a döner. Hastalanarak ölür. Teskere alan Ali de eşi Selime ile köyüne dönünce, Salih büsbütün desteksiz kalır. Naime Hanım sevmediği bu oğlanı hemen köyüne gönderir.

Bu arada Ali, köyde iken, istanbul’dan bir mektup alır. Mektupta, karısının konaktaki arabacıyla oynaştığı yazılıdır. Ali eşini boşar, bir başka kadınla evlenir. Selime ortada kalır. Sonunda, yakın köyden bir adama varır.

Salih köye gelince, kendisini, annesi yerine üvey annesi karşılar. Köyü düşündüğü gibi bulamayan çocuk, bir de üvey anasının zulmüne göğüs gerer. Babası Ali yeniden askere gidince, üvey ana bütün hıncını Salih’ten çıkarır. Bir kış gecesi, öksürerek kendisini uyandırdı diye, onu kapının önüne koyar. Dışarıda iyice öksürdükten sonra içeri girmesini öğütler.

Salih, bu soğuk ve karlı havada üşür. Sağlığı bozulur. Anasının cefasından usanır. Köyden kaçmaya karar verir. İmamım ahırında sabahladıkdan sonra yola çıkmağı tasarlar.

Öte yandan, Paşa’nın karısı Naime Hanım, kocası ölünce genç bir adamla evlenmiş, bir de çocuk doğurmuştur. Bir gün düşünde Paşa’yı görür. Salih’e yaptığı haksızlıktan ötürü Paşa onu azarlar. Aynı gece Salih’i de düşünde görür. Karlı, tipili bir meydanlıkta birtakım hayvanlarla boğuşan çocukcağız, sonunda yere yuvarlanarak hareketsiz kalır. Naime Hanım korkuyla uyanır. Yaptıklarından pişman olmuştur. Ertesi gün Salih’in geri getirtilmesini kocasından ister. Telgraflarına gelen cevapta, iki gece önce Salih’i kurtların parçaladığı yazılıdır.

Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı

«Küçük Paşa, edebiyatımızda, Kara Bibik’ten sonra köye yönelen ikinci eserdir. Orta Anadolu’nun (belki Niğde’nin) yoksul köylerinden birinin yaşama koşulları, bir ana ile oğulun başmdan geçenlerin çevresinde verilmiştir. Eserde, ikide bir konu dışına çıkılır. Bunlar dışında, gerek çevrenin ve olayların anlatılışı, gerek kişilerin ruh hallerinin çözümlenmesi bakımlarından eserde, yer yer, gerçekten başarılı noktalar vardır. Fakat bütünüyle, Kara Bibik’teki başarıya ulaşılabilmiş değildir. Dil bakımından, baştan sona kadar ikilik göze çarpmaktadır. Edebiyat-ı Cedide devrinde yetişen ve o devirde yazmağa başlayan Ebubekir Hazım, kendi ağzından anlattığı yerlerde yabancı sözcük ve dil kurallarını çok kullanmış; onlar dışında, halkın, özellikle köylülerin konuşmalarını kendi dilleriyle vermeğe çalışmıştır.» (Cevdet Kudret).

«Roman tekniği bakımından eksiğine karşılık eser, çevrenin ve olayların anlatılışı, kişilerin ruh durumlarının çözümlenmesi ve konu bakımından ‘köy romancılığında’ yeni ve sayılı kilometre taşlarından biridir. Burada ilgimizi çeken konulardan biri de, Nabizade Nazım’ın edebiyata, özgün (orijinal) ve gerçekçi bir roman verme kaygısına karşılık, Ebubekir Hazım Tepeyran’ın, Anadolu köylüsünün çektiklerinin hiç olmazsa ilk ağızda söylenmesi gerekenlerini vermek istemesidir. Böylece o, roman yazmış olmaktan çok aydınlara, köy ve köylü konusunda bir ‘muhtıra’ vermek ister.» (Mehmet Bayrak).

ROMANLA İLGİLİ AŞAĞIDAKİ AKADEMİK MAKALELERİ OKUMALISINIZ...
  1. EBUBEKİR HÂZIM TEPEYRAN’IN KÜÇÜK PAŞA ROMANINA YANSIYAN KÖY HAYATI
  2. YAZARIN NİYETİ-OKURUN BEKLENTİSİ ÇATIŞMASINDANDOĞAN İHMALE VE İSTİSMARA MARUZ KALAN BİRÇOCUĞUN ROMANI: KÜÇÜK PAŞA
  3. Nuran ÖZLÜK  Bu makalenin özeti aşağıda :
  4. Özet Ebubekir Hâzım Tepeyran, 1910 yılında yayımladığı Küçük Paşa’yı Anadolu insanının dramını gözler önüne sermek niyetiyle yazmıştır. Ancak şartların da etkisiyle okurun beklentisine cevap veremeyen eserini dil, üslup ve muhteva bakımından gözden geçirerek üzerinde önemli değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler, metnin anlamının yazarın niyetini aşmasına ve okuyucu nezdinde Anadolu insanın dramından çok eserin başkahramanı Küçük Paşa’nın/Salih’in dramının ön plana çıkmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada Küçük Paşa, yazarın niyeti, okurun niyeti, metnin anlamı bağlamında ele alınarak köylülerin yürek parçalayan alınyazısının değil Salih’in alınyazısına, ihmale ve istismara uğrayan bir çocuğun alınyazısına nasıl dönüştüğü irdelenmiş ve tüm boyutlarıyla ortaya konmuştur.

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.