Fuzuli gazel incelemesi Aşk derdiyle hôşem el çek ilâcumdan tabîb/ Kılma dermân kim helâküm zehri dermânundadur


FUZULİ GAZEL İNCELEMESİ
Gazel 13
 (Fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün)

Âşiyân-ı murg-i dil zülf-i perîşânundadur
Kande olsam ey perî gönlüm senün yanundadır

Aşk derdiyle hôşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma dermân kim helâküm zehri dermânundadur

Çekme dâmen nâz edüp üftâdelerden vehm kıl
Göklere açılmasun eller ki dâmânundadur

Gözlerüm yaşın görüp şûr itme nefret kim bu hem
Ol nemekdendür ki la’l-i şekker-efşânundadur

Mest-i hâb-ı nâz ol cem’ et dil-i sad-pâremi
Kim anun her pâresi bir nevk-i müjgânundadur

Bes ki hicrânundadur hâsiyyet-i kat’-ı hayât
Ol hayât ehline hayrânem ki hicrânundadur

Ey Fuzûlî şem’ veş mutlak açılmaz yanmadan
Tâblar kim sünbülinden rişte-i cânundadur

AÇIKLAMASI ve YORUMU

“Aşiyân-i mürg-i dil, zülf-i perişânundadur
Kande olsam ey peri, gönlüm senün yanundadur”

Anlamı: Ey sevgili. Gönül kuşunun yuvası, saçlarının içindedir. (Sevgili saçlarını topuz yapar ve konulacak bir kuş yuvasını andırır. İşte saçının o hali ve o yuva, âşığın gönül kuşunun yuvasıdır.) Ve ey sevgili, ben nerde olursam olayım, gönlüm senin yanındadır. (Dizinin dibinde sana Yemen kadar uzak değilsem eğer, bu, Yemen’de de olsam, dizinin dibi kadar sana yakınım demektir. İster çok uzaklarda yaşa, isterse kilometreler girsin araya, ey sevgili, sana uzak değilim ki. Gözlerinin daldığı yerdeyim…)

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma derman kim helâkim zehri dermânumdadır.”

Anlamı: Ey tabip. Ben, aşk derdinden mecnunum. Bana ilaç vermekten vazgeç. Çünkü benim derdim, dermânımdır. Derdim, bana güç veren, beni ayakta tutan, yaşadığımı hissettiren şeydir. Beni öldürecek olan zehirse, senin ilâcındır. Çünkü gönlümdeki aşk ateşi söndüğünde, artık bu gönül’ün bir anlamı kalmamıştır. Artık hiçbir işe yaramaz. Ey tabip, benim derdimin ilacı, derdimin kendisidir. Ben derdimden hoşnutum. Ben sevgiliye senden gelen her dert başım üzre diye ahd verenlerdenim. Ben, ey sevgili, lütfun da kahrın da hoş diyen âşıklardanım. Ben Kabe’de “bana Leyla’yı unuttur!” diye dilek sunmak yerine “Derdimi artır!” diyen bir kalbin Kevser’iyim. O halde hoşnut olduğum ve artık gönlümün ayrılmaz bir parçası olan derdime dokunma! Çünkü benim devâm, derdimde gizli…

İSKENDER PALA'NIN BU BEYİTLE İLGİLİ YORUMU ŞÖYLE: 
Hekimlerin ilacını bulamadığı, derman olamadığı tek derttir aşk. Hatta onlar çare bulsalar bile âşık bu ilacı istemez. Bu açıdan bakıldığında Mecnun, modern tıbbın bütün tedbirleriyle bile asla tedavi edilemeyecek bir aşk hastasıdır.

Fuzulî'nin aşk derdine tabip istemeyen tavrı da biraz bu yüzdendir. Hani der ya:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb

Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır


Demek olur ki: "Ey tabib! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır." Çünkü eğer aşk yarası iyileşirse sevgiliden uzaklaşmış olacak, belki de onu sonsuza dek kaybedecektir. Oysa aşk öyle bir şeydir ki acılar içinde lezzet, elem içinde mutluluk olunca gerçekliğine erilir. Şair bir yandan aşksız yaşayamayacağını, asıl ölümün aşksız kalmak olduğunu vurgularken diğer yandan ilaçların genellikle acı (zehir gibi) olduğunu zikrederek sanat da yapmaktadır.


Aşk hastasının can ve gönül derdine en hazık hekim, hiç şüphesiz sevgilinin ya kendisi (yakın olsun diye) veya dudağıdır (bir çift söz ederek, tıpkı Hz. İsa gibi ölü gönülleri diriltsin diye). Öte yandan sevgilinin aşkı hem derttir, hem de o derdin dermanı, veya tabibi. Gamzesi bir cerrah olup âşıkın bağrını yarınca gerekli aşk tedavisi de başlamış demektir. Yahut bunun tam tersi; dudaklarından çıkıverecek bir çift söz ile canını alma. Bu söz, sitem de olsa hatta!


“Çekme dâmen nâz idüp üftâdelerden vehm kıl
Göklere açılmasun eller ki dâmânundadır.”


Anlamı: Nazlanarak düşkünlerin eteğini çekme. Eteğine sarılıp yalvaran ellerin göklere açılıp bedduâ etmesinden sakın. (Unutma ki cehennem, âşığı ağlatan kalpsiz sevgililerle doludur. Eziyet ettiğin bu gönül, nerden biliyorsun, Tanrı çok seviyordur. Bu yüzden sadece mazlûmun değil âşığın bedduasından da sakın!)

“Mest-i hâb-i nâz ol cem et dil-i sad pâremi
Kim anun her pâresi, bir nevg-i müjgânundadur”


Anlamı: Naz uykusuna dal, gözlerini kapa ve kirpiklerini bir araya getir ki yüz parça olan gönlüm de derlenip toparlanabilsin. Kirpiklerini birleştirdiğin gibi ben de yüz parçaya bölünen kalbimi birleştirmek için içimde istek bulunsun. Çünkü gönlümün her parçası, senin kirpiklerinin ucunda asılı.

“Bes ki hicrânundadur hâsiyet-i kât’i hayât
Ol hayat ehline hayrânem ki hicrânundadur”


Anlamı: Madem ki ölüm denilen hâdisenin doyulmaz zevki, ancak senden ayrı düşmekle yaşanabilirmiş, o halde senden ayrı oldukları halde bu zevki tatmayan, yani hâlâ yaşayanlara ve onların aşklarına şaşırıyorum.

“Ey Fuzûlî, şem’ tek mutlak açılmaz yanmadan
Tâblar kim sünbülünden rişte-i cânundadur”


Anlamı: Ey Fuzûlî. Fitil yanmadıkça mumdan nasıl ayrılmazsa; sevdiğin güzelin senin can ipliğine sarılıp bükülmüş olan saç kıvrımları da, sen mum gibi yanmadan can ipliğinden ayrılmaz hiç korkma. (Çünkü gönül de can da artık sevgiliden bir parçadır. Zülfü, can ağacının dallarına dolalıdır. Can mum gibi yanıp erimeden, yani göğüs kafesini terk etmeden, korkma, o nazlı sevgili hep kalbinin içinde olacak. Et tırnak ayrılmazsa, sevgili de yârin gönlünü terk etmez. Kendisi gitse bile sevdâsı terk etmez…)

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

DİKKAT: FUZULİ'NİN "USANMAZ MI" REDİFLİ GAZELİ VE TAHLİLİ İÇİ TIKLAYINIZ


Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.