11.SINIF DİL VE ANLATIM TÜM DERS NOTLARI

11. SINIF DİL ANLATIM KONU ANLATIMI
İÇİNDEKİLER

ÜNİTE I
METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

Metinlerin Sınıflandırılması


ÜNİTE II
ÖGRETICI METİNLER

1.Mektup
2.Günlük (Günce)
3.Anı (Hatıra)
4.Biyografi (Hayat Hikâyesi), Otobiyografi
5.Gezi Yazısı (Seyahatname)
6.Sohbet (Söyleşi)
7.Haber Yazıları
8.Fıkra
9.Deneme
10.Makale
11.Eleştiri (Tenkit)

ÜNiTE III
SÖZLÜ ANLATIM

Röportaj
Mülakat (Görüşme)
Söylev (Hitabet, Nutuk)


ÜNiTE I
METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

Metinler gerçeklikle ilişkileri, anlatım biçimleri, işlevleri ve yazılış amaçlarına göre öncelikle sanat metinleri ve öğretici metinler olarak iki gruba ayrılır.

I.      SANAT METİNLERİ
ü Sanat metinleri, gerçeklerin sanatçının hayal, duygu ve düşünce dünyasında yeniden yorumlanması ve şekillenmesiyle meydana gelir.
ü Sanat metinlerine edebî metinler de denir.
ü Bu metinlerde estetik ön plandadır.
ü Sezdirmek ve hissettirmek esastır.
ü Her okunduğunda yeniden yorumlanmaya açıktır.
ü Edebiyat biliminin içerisinde yer alır.

Sanat metinleri kendi içerisinde:
A.    Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler)
B.     Olay çevresinde oluşan edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.
A.    Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler): Duyguları, izlenimleri, coşkuları dilsel bir anlatım içinde ve özellikle dizeler hâlindeki ritimlerle, uyumlarla ve imgelerle açıklayan metinlerdir.
B.     Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler:
·       Kurmacanın (hayal ürünü) imkânlarından yararlanır.
·       Yoruma dayanır.
·       Bir olay örgüsü vardır.
·       Olay örgüsü hayalî olarak düzenlenir.
·       Kişi, zaman, mekân gibi ögeler yer alır.
·       İnsana özgü soyut durumlar somutlaştırılır.
Olay çevresinde oluşan edebî metinler:
1.     Anlatmaya bağlı edebî metinler
2.     Göstermeye bağlı edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.
Anlatmaya bağlı edebî metinler ve göstermeye bağlı edebî metinler arasındaki en büyük fark; birisinin anlatmaya ve okumaya diğerinin ise göstermeye ve seyretmeye bağlı olmasıdır.
1. Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler
a)     Destan
b)     Masal
c)      Halk hikâyesi
d)     Mesnevi
e)     Manzum hikâye
f)      Hikâye
g)     Roman

2. Göstermeye Bağlı Edebî Metinler;
a)     Geleneksel Türk tiyatrosu (Orta oyunu, Meddah, Karagöz, Köy Seyirlik Oyunları)
b)    Modern Tiyatro (trajedi, komedi, dram)

II. ÖĞRETİCİ METİNLER
Öğretici metinlerde amaç gerçeğin yeniden yorumlanması değil olduğu gibi anlatılmasıdır. Önemli olan okuyucuya bilgi vermek ya da bilgiyi paylaşmaktır. Bu nedenle öğretici metinlerde ifadeler açık ve nettir. Her okunduğunda farklı yorumlanmaz.
Öğretici metinler;
v Tarihî metinler (tarihî konuları anlatan ve belgelere dayanan metinler)
v Felsefî metinler ( felsefî konuları anlatan metinler)
v Bilimsel metinler (bilimsel gelişmeleri anlatan metinler)
v Gazete çevresinde gelişen metinler (makale, deneme, sohbet, fıkra, eleştiri, haber yazısı, röportaj vb.)
v Kişisel hayatı konu alan metinler (anı, mektup, günlük, gezi yazısı, biyografi, oto biyografi vb.) olarak gruplandırılır.
Öğretici metinler içerisinde edebiyatın ilgilendiği edebî metin türleri "gazete çevresinde gelişen metinler" ve "kişisel hayatı konu alan metinler" içerisinde yer almaktadır.

II.    ÜNITE
ÖĞRETİCİ METİNLER
1)     Mektup
2)     Günlük (Günce)
3)     Anı (Hatıra)
4)     Biyografi (Hayat Hikâyesi), Otobiyografi
5)     Gezi Yazısı (Seyahatname)
6)     Sohbet (Söyleşi)
7)     Haber Yazıları
8)     Fıkra
9)     Deneme
10) Makale
11) Eleştiri (Tenkit)









ÖĞRETİCİ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ
·       Öğretici metinlerde amaç; gerçeğin yeniden yorumlanması değil, olduğu gibi anlatılmasıdır. Önemli olan okuyucuya bilgi vermek ya da bilgiyi paylaşmaktır. Bu nedenle öğretici metinlerde ifadeler açık ve nettir. Her okunduğunda farklı yorumlanmaz.
·       Öğretici metinlerde dil, göndergesel işlevdedir.
·       Bu tür metinlerde gerçeklik söz konusudur.
·       Sözcükler genellikle gerçek ve somut anlamda kullanılır.
·       Gerçek yaşamda karşılığını bulan nesnel bir anlatım vardır.
·       Üslup kaygısı yoktur.
·       Cümleler açık, net ve kısadır.
·       Yazar, olanı yansıtır.

Öğretici metinler aşağıdaki gibi gruplandırılır:
·       Tarihi Metinler (tarihî konuları anlatan ve belgelere dayanan metinler)
·       Felsefi Metinler (felsefî konuları anlatan metinler)
·       Bilimsel Metinler (bilimsel gelişmeleri anlatan metinler)
·       Kişisel Hayatı Konu Alan Metinler: (Mektup, Dilekçe, Günlük/Günce, Anı/Hatıra, Biyografi/Hayat Hikâyesi, Otobiyografi, Gezi Yazısı/Seyahatname)
·       Gazete ve Çevresinde Gelişen Metinler: (Sohbet/Söyleşi, Haber Yazıları, Fıkra, Deneme, Makale, Eleştiri/Tenkit)

TARİHÎ METİNLER
·       Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim dalına tarih, tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir.

FELSEFÎ METİNLER
·       Felsefe konularını ele alan, felsefi problemler üzerinde duran metinlere felsefî metin denir. Yunanca “seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum” anlamına gelen phileo ile “bilgi, bilgelik” anlamına gelen sophia sözcüklerinin birleşmesinden oluşan felsefe kavramı üzerinde herkesin uzlaştığı net bir tanım yoktur.
·       İnsan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara cevap bulmaya, bu konularda ortaya çıkan problemleri çözümlemeye çalışır.
·       Felsefi düşünce, araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan bir düşüncedir.
·       Felsefi düşünce, kendisine veri olarak aldığı her türlü malzemeyi aklın eleştirici süzgecinden geçirir.
·       Felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.

BİLİMSEL METİNLER
·       Bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlere bilimsel metin denir.
·       Bu yazılarda açıklık ve kesinlik önemlidir.

·       Alanında gerekli donanıma sahip kişilerce kısa, öz ve hemen anlaşılabilir tarzda yazılır.
·       Bu yazıların en önemli amacı bilimsel iletişimi gerçekleştirmektir.
·       Bilimsel metinler; bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı özetleri olarak gruplandırılabilir.
·       Bu metinler; başlık, özet, giriş, asıl metin, sonuç ve tartıma bölümlerinden oluşur.

MEKTUP
·       Mektup, birbirinden uzakta bulunan kişi ya da kurumların aralarında haberleşmeyi sağlayan yazı türünün adıdır. Genel anlamda kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır.
·       Özel mektup, edebi mektup, açık mektup, iş mektubu ve resmi mektup türleri vardır.
·       Mektupların türlerine bağlı olarak içerik ve üslupları da değişir.
·       Mektup, Divan edebiyatında da kullanılmıştır. Fuzûli’nin “Şikâyetname” adlı eseri bu türdendir.
·       Tanzimat’tan sonra gazetelerde yayımlanan birçok açık mektup görülür.
·       Bazı yazarlar mektuplardan oluşan romanlar da yazmışlardır. Halide Edip’in “Handan” romanı bunlardan biridir.

MEKTUP TÜRLERİ
1.    Özel Mektuplar:
Birbirleriyle tanışan kişilerin çeşitli konularda birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Samimice, içten yazılır. Eş, dost, akraba, anne, baba, kardeş, arkadaş arasında yazılan haberleşme mektupları; teşekkür, çağrı, geçmiş olsun, kutlama, baş sağlığı, özür dileme gibi mektuplar birer özel mektuptur.
2.    Edebi Mektuplar:
Anlatım güzelliği ve sanat değeri taşıyan, bizim yazdığımız özel mektuplardan ayrı bir niteliği bulunan mektuplardır. Ünlü kişilerin, özellikle edebiyatla ilgili yazarların, şairlerin birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Sanatçının sanat görüşüne yer verilir. Bu tür mektuplar, zamanla gazete, dergi ve kitaplar da yayımlanarak edebiyat tarihine kaynaklık teşkil eder.
3.    Açık Mektuplar:
Sanatçıların edebiyatla ya da başka konularla ilgili düşüncelerini yazdıkları, belli bir adrese göndermeyip, herkesin okuması amacıyla gazete ve dergilerde yayımladıkları mektuplardır.
4.    İş Mektupları:
Bir işi gerçekleştirmek amacıyla kişilerin şirketlere, kurumlara veya birbirine yazdıkları mektuplardır. Siparişler ve telgraflar bu türe girer.
5.    Resmi Mektuplar:
Resmi dairelerin kendi aralarında ya da özel kurumlara yazdıkları mektuplardır. Dilekçeler ve resmi yazılar bu türe girer.
     






DİLEKÇE
·       Dilekçe; bir bireyin herhangi bir konu hakkında dileğini, isteğini ya da şikâyetini resmi ya da özel kurumlara, özel ya da tüzel kişilere iletmek amacıyla yazdığı resmi bir mektuptur.
·       Dilekçe üç bölümden oluşmaktadır: Tespit, İstek, Arz.
·       Tespit: Dilekçeye sebep olan durum tam olarak belirtilmelidir. Ancak mümkün olduğu kadar kısa tutulmalı, mektup gibi uzun ve ayrıntılı olmamalıdır.
·        İstek: Dilekçenin en önemli bölümlerinden biridir. Açıkça belirtilmemiş bir istek yoruma açık demektir. Dolayısıyla dilekçeden beklenen sonuç alınamaz. Bu da dilekçenin amacına ulaşmaması anlamına gelir.
·       Arz: Dilekçenin kalıplaşmış son ifade bölümüdür. Her dilekçe aynı kalıp ifade ile biter: "Gereğini arz ederim." Bu ifadede yer alan "gereğini" sözcüğü, yapılması gereken iş için gerekli olan her şeyi ifade eder. Arz ederken makam sırası gözetilmek zorundadır.
·       Resmi kurumlar arası yazışmalarda üst makamlar alt makamlara rica ederler. Bu yazışmalarda rica kibarlık ifadesi değildir. Rica yarı emir niteliği, taşır.
·       Alt makam üst makama arz eder; makamlar eşit ise arz/rica birlikte kullanılır.
·       Resmi kurumlar arasındaki dilekçeler tarih ile başlar. Yasal süreden dolayı tarihin ilk önce fark edilmesi amacıyla tarih üst sağ köşeye atılır.
·       Makamın tamamı büyük harfle yazılır ve noktalama işareti kullanılmaz; makam dilekçe metnine dâhil olmadığından noktalama işareti kullanılamaz.

GÜNLÜK/GÜNCE
·       Hangi gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin, sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılara günlük (günce) denir.
·       Günlükler; yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtır.
·       Her gün yazıldığı için kısa olan bu yazılar, yazarının hayatından izler verdiğinden içten ve sevecendir.
·       Birinci kişi ağzından yazılır.
·       Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
·       Gerçekler, yaşanılanlar çarpıtılmadan yazılır.
·       Batıda Andre Gide’nin günlükleri; bizde ise Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu ve Cemil Meriç’in günlükleri kitap halinde yayımlanmıştır.

ANI/HATIRA
·       Bir yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılara anı (hatıra) denir.
·       Üslup yönüyle gezi yazısına benzerse de, yazarın dış dünyadan çok kendinden söz etmesi anıyı belli eder. Zaten eski edebiyatımızda anı, gezi yazısı hatta tarih iç içedir.
·       Anılar belli bir dönemin yorumlandığı yazılar olduğundan tarihi bir belge özelliği de gösterir. Ancak bu, bilimsel olamaz; çünkü yazarın olaylara kişisel bakışı söz konusudur.
·       Anı, yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
·       Anının en önemli koşulu, anıya konu olan olay ya da olayların önem derecesidir. Anı yazısına konu olacak olay, anımsanmaya değer olmalıdır. Ayrıca bu olay ilgi çekici olmalıdır.
·       Anılarda olay kadar olayın anlatış biçimi de önemlidir. Dil sanatlı olmalı, yazar sanat kaygısını da ön planda tutmalıdır.
·       Anılar edebiyatımızda genellikle devlet adamları, siyasetçiler ve askerler tarafından kaleme alınır.
·       Özellikle Tanzimat’la başlayan anı türündeki yazılar Cumhuriyet döneminde önemli bir tür olmuştur. Anılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ziya Paşa (Defter-i Amal), Halit Ziya (Kırk Yıl, Saray ve Ötesi), Hüseyin Cahit Yalçın (Edebi Hatıralar), Falih Rıfkı Atay (Çankaya),  Y.Kadri Karaosmanoğlu (Zoraki Diplomat, Vatan Yolunda), H.Edip Adıvar (Türk'ün Ateşle İmtihanı), Y.Kemal Beyatlı (Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım) önemli anı yazarlarıdır.

      Anı ile Günlüğün Benzer ve Farklı Yönleri
·       Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür.
·       Günlük yaşanırken anı yaşandıktan sonra yazılır.
·       Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır.
·       Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen anlık duygu ve düşüncelerdir.
·       Anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
·       Günlükler ise kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.

BİYOGRAFİ/HAYAT HİKÂYESİ
·       Bir kişinin hayatının anlatıldığı yazılara biyografi denir. Biyografilerde amaç o kişiyi tüm yönleriyle (hayatı, eserleri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmaktır.
·       Biyografi; açık, sade bir dille, anlatılan kişinin devrini, çevresini dikkate alarak yazılır.
·       Biyografi yazılmadan önce çok geniş bir araştırma yapılması gereklidir. Yazı yazılacak kişinin yaşamı ile ilgili her türlü bilgi, belge, haber, yazı ve fotoğraflar araştırılır ve tüm ayrıntılara ulaşılır.
·       Biyografiler, tarafsız ve gerçekçidir.
·       Biyografiler de asılsız bilgiye yer verilmez.
·       Gereksiz ayrıntılar ayıklanır, bilgi verme amacı ön planda tutulur.
·       Genelde açıklayıcı, örnekleyici, öğretici anlatım türleri kullanılır.
·       Dil, göndergesel işlevde kullanılır.
·       Biyografiler, iki şekilde ele alınıp yazılır:
1. Ansiklopedik Tarz: Kronolojik sıra takibi ile sadece bilgi vermeye yönelik yazılardır. Sanat yönleri çok kuvvetli değildir.
2. Sanatsal Tarz: Yazının sanatsal değerini ön plana çıkaran roman ya da öyküsel bir üslupla yazılan biyografilerdir. Daha yaygın olanı bu tarzdır.
·       Divan edebiyatında özellikle şairlerin hayatını anlatan bu tür eserlere “tezkire” denirdi. Türk edebiyatında bunun ilk örneğini Ali Şir Nevai (Mecalis’ün-Nefais) vermiştir.
·       Türk edebiyatında; Ahmet Cevdet Paşa (Kısas’ül-Enbiya), M.Fuat Köprülü (Türk Edebiyatındaki İlk Mutasavvıflar), Mehmet Kaplan (Tevfik Fikret), Ali Nihat Tarhan (Mehmet Akif Ersoy’un Hayatı), Oğuz Atay (Bir Bilim Adamının Hikâyesi), Beşir Ayvazoğlu (Eve Dönen Adam, Yahya Kemal) biyografi yazmışlardır.

OTOBİYOGRAFİ
·       Yazar eğer kendi hayatını anlatmışsa yazıya otobiyografi denir.
·       Otobiyografilerde çoğu zaman sanatçı kendiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlarından da söz eder.
·       Otobiyografiler üslup yönüyle anıya benzer; ancak anı otobiyografi içinde bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografi daha uzun bir dönemi içine alır.
·       Muallim Naci (Ömer’in Çocukluğu), Ahmet Rasim (Falaka) otobiyografi yazmışlarıdır.

      Anı-Biyografi Farkı:
·       Anı hayatın belli bir kısmı ve yazarın kendi hayatını konu alır.
·       Biyografi ise hayatın tamamı ve başkasının hayatını konu alır.

      GEZİ YAZISI/SEYAHATNAME
·       Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılara gezi yazısı denir. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnasında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikâye edilir.
·       Eskiden gezi yazılarına seyahatname, seyahat yazıları denirdi. Gezip gören insana da seyyah denirdi. Bugün gezen gören kimseye gezgin, onların gezip gördükleri yerleri anlattıkları yazılara da gezi yazıları denmektedir.
·       Gezi yazıları ister mektup, ister anı şeklinde yazılsın isterse gezilen yerlerdeki insanlarla röportaj yapılsın mutlaka, bütün gezi yazılarında edebi bir özellik, ilginç bir yaklaşım, farklı bir gözlem gücü bulunmalıdır.
·       Gezi yazıları belli bir plan dâhilinde yazılır. Genellikle yazıya gezinin başlandığı günden başlanır ve dönüş gününe kadarki zamanı içine alan olaylar anlatılır. Ancak tersi bir sıralama yapmak da mümkündür veya gezide görülen en önemli özellikler belirlenip önemsizden önemliye doğru bir sıralamaya gidilir.
·       Gezi yazısında görülenler genellikle birinci kişinin ağzından yani gezenin ağzından anlatılır. Gezi yazılarının dili sade ve yalındır.
·       Gezi yazısında; gezilen yerlerin hiçbir yere benzemeyen özellikleri, tarihi, mimari ve uygarlık özellikleri, ekonomik ve teknolojik özellikleri ve oralarda yaşayan insanların kültürel özellikleri ayrıntılarıyla anlatılır.
·       Yazar, gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.
·       En eski ve uzun bir geçmişi olan yazı türünün önemli ve tanınmış iki ismi Venedikli Gezgin Marco Polo ile Arap gezgin İbni Batuta' dır.
·       Bizim edebiyatımızda ilk gezi kitabı ünlü denizcilerimizden Seydi Ali Reis' in Miratül-Memalik (Ülkelerin Aynası) adlı eseridir.
·       Evliya Çelebi’nin on ciltlik “Seyahatname (Tarih-i Seyyah)” adlı eseri ünlüdür. Ancak asıl gezi yazarları Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidilen Avrupa şehirleriyle ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.
·       Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi (Avrupa’da bir Cevelan), Cenap Şehabettin (Hac Yolunda, Avrupa Mektupları), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi), Reşat Nuri (Anadolu Notları), Falih Rıfkı Atay (Denizaşırı, Zeytindağı, Taymis Kıyıları), Atilla İlhan (Abbas Yolcu) bunlardan bazılarıdır.

SOHBET/SÖYLEŞİ
·       Herhangi bir düşünceyi, konuyu, yazarın karşısında biri varmış gibi günlük, sıradan ve rahat bir dille anlattığı fikir yazılarına sohbet (söyleşi) denir.
·       Gazete çevresinde gelişen sohbet yazıları, düşünce yazılarıdır. Sohbetlerde de bir düşünce açıklanır, bilgi verilir.
·       Sohbet yazarı ele aldığı konuda fazla derinleşmez, ileri sürdüğü görüşlerini kanıtlama yoluna gitmez, ancak sezdirmeye çalışır; bu yönüyle makaleden ayrılır.
·       Dilindeki sadelik ve rahatlık yönünden de denemeyi andıran söyleşiler daha uzun soluklu yazılardır.
·       Söyleşiler bazen röportaj ile de karıştırılırlar. Ancak aralarında çok temel bir fark vardır. Söyleşiler tek kişilik yazılardır. Oysa röportaj, bir uzmana ve bir de, röportajı yapacak kişiye ihtiyaç duyar.
·       Sohbet yazarı kişisel görüşlerini özgürce ifade edebilme özelliğini taşır. Başkalarının o konuda ne düşündükleri önemli değildir. Herkesin sevdiği bir şeyden berbat bir şey olarak söz edebilir.
·       Sohbetlerin çoğu günlük sanat olaylarını, kültürel olayları ve genel konuları ele alır.
·       Bu türün dili yalın konuşma dili, anlatımı da konuşma havasında rahat ve samimidir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi verir.
·       Diğer düşünce yazılarının planı sohbet yazı türü için de kullanılır. Giriş bölümünde ele alınacak konu tanıtılır. Gelişme bölümünde okuyucuyu sıkmadan konu açılır. Bu bölümde tanımlamalar, çözümlemeler, örneklemeler yapılır. Yazar kendi görüşlerini okuyucuya sezdirir. Sonuç bölümünde ise ulaşılan son karar bildirilir.
·       Sohbet türünün en önemli ismi Ahmet Rasim’dir.

HABER YAZILARI
·       Günlük gazetelerde, belli aralıklarla yayınlanan dergilerde, meslek kuruluşlarının belli aralıklarla yayınladığı bültenlerde; radyo ve televizyonlarda belli zaman aralıklarıyla sunulan bültenlerde halka duyurulmak üzere yayımlanan yazılara haber yazısı denir.
·       Haber, kaynağını yaşamdan alır. Genel olarak bu kaynaklar üçe ayrılır: Resmi Haberler, Özel Haberler, Ajans Haberleri.
·       Resmi haberler, resmi ve özel kuruluşlardaki yetkili kişilerden alınan haberlerdir.
·       Özel haberler, halk arasından toplanır.
·       Ajans, haber toplama ve yayma işleriyle uğraşan kuruluştur.
·       Haberde; yurtiçindeki ve yurtdışındaki önemli ya da ilginç olaylar kısa ve özlü bir biçimde halka sunulur, haberler gerekirse resimle, fotoğrafla desteklenir.
·       Haber yazıları, anlattığı olayın türüne göre ad alır: Siyasal haberler, ekonomik haberler, bilimsel haberler, teknoloji haberleri, sanat haberleri, spor haberleri, sosyal haberler… vb.
·       Skandal ve dedikodu haberleri… gibi halk arasında heyecan yaratan haberler vardır, böyle haberlere sansasyonel haber denir.
·       Haber toplayana, haber yazana muhabir denir.
·       Gazete haberlerinde uyulması gereken ilkeler vardır. Bir haberde bunların eksiksiz verilmesi gerekir: “Kim/Kimi; Ne/Neyi; Nasıl; Niçin; Nerede; Ne zaman?” sorularının yanıtları haberde bulunmalıdır. Buna habercilik dilinde 5 N 1 K denmektedir.
·       Haber yazılarında inandırıcılık, belgelere dayanma, olayı tüm boyutlarıyla aktarma, yansız davranma, okuyucunun farklı yorumlamasına imkân vermeyecek şekilde, açık ve anlaşılır bir dil ve üslûpla aktarılması gibi unsurlara dikkat edilir.
·       Bu türün ilk temsilcileri: Namık Kemal, Ziya Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem, Şinasi.
FIKRA
·       Hayatın içinden herhangi bir konunun daha çok sosyal, siyasal ve kültürel olayların kişinin penceresinden görüldüğü şekliyle yazılan ve kanıt esasına dayanmayan, kısa, günübirlik yazılara fıkra denir. (Bu tür yazılar; olay çevresinde oluşan, anlatmaya bağlı nükteli hikâyecikler biçimindeki Nasrettin Hoca fıkralarıyla karıştırılmamalıdır.)
·       Gazetenin belli bir köşesinde genel bir başlıkla yazılan fıkralarda mesele kısaca incelenir ve mutlaka bir sonuca varılır.
·       Daha çok alaylı bir dille, bazen eleştiri bazen sohbet tarzında yazılır. Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava hâkimdir yazılarda.
·       Fıkralar yazanın bakış aşısı ve dünya görüşü doğrultusunda şekillenir.
·       Bir kamuoyu oluşturmayı hedefleyen bu yazılar, okuyanlarda etki yaratırlar. Kanıt esası taşımamasından dolayı kısadırlar.
·       Yazarın ilgisini çeken hemen her konu fıkranın konusu olmakla beraber daha çok toplumu yakından ilgilendiren günlük olaylar fıkra konusu edilir.
·       Konu derinlemesine ele alınmaz, ancak konunun can alıcı noktasına parmak basılır. Konu kısa ve topluca yani yüzeysel ama ustalıkla ele alınıp okuyucuların düşünmeleri sağlanır.
·       Fıkrada ele alınan konu hakkında bilgi vermek değil, o konu ile ilgili düşündürmek önemlidir. Bu nedenle fıkra okuyucuların belli konularda düşünmelerini sağlayan, tetikleyen bir ateşleyici rolündedir. Konunun böyle ele alınması fıkra yazısının kültür birikimi ile yakından ilgilidir.
·       Fıkralarda kesinlikten çok; güzel, hoş, dokunaklı bir sonuca varmak gayesi güdülür.
·       Fıkralarda körü körüne taraf tutmak hoş karşılanmaz. Fıkracı gerçeği olduğu gibi yansıtır. Fıkra yazarının taraf tutup tutmaması fıkranın en can alıcı noktasıdır.
·       Dil olarak sade bir şekilde yazılmasına rağmen iddialı bir yapısı vardır.
·       Fıkranın dili herkesin rahatça anlayabileceği şekilde yalındır; fıkralarda gereksiz sözlerden uzak durulmaktadır. İnandırıcı, etkileyici bir anlatımı vardır. Fıkraların üslûbundaki bu rahatlık onu makalenin ciddi ve ağırbaşlı üslûbundan ayırır.
·       Fıkra da klasik yazı planına göre yazılır. Giriş, gelişme ve sonuç. Ancak fıkralar kısa olduğu için bu bölümler makaleye göre daha az yer tutar. Gelişme bölümünde konu makaledeki gibi geniş işlenmez ve ispatlama yoluna başvurulmaz. Sonuç bölümünde ise bir sonuca bağlamaktan ya da kesin yargıya ulaşmaktan çok dokunaklı bir sonla bitirmek esastır.
·       Pek çok edebiyatçı başka türler yanında fıkra türündeki yazılarıyla da ün yapmışlardır.
Edebiyatımızda özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınır. Refik Halit Karay, Ahmet Haşim, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Hasan Ali Yücel, Yaşar Nabi Nayır, Burhan Felek, Haldun Taner, Ahmet Kabaklı, Oktay Akbal, Çetin Altan, Ahmet Turan Alkan tanınmış fıkra yazarlarımız arasındandır.
MAKALE
·       Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak kanıtlamaya çalıştığı ve böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçladığı yazı türüne makale denir.
·       Makalede temel unsur düşüncedir.
·       Makalenin iki önemli özelliği vardır. Bunlardan birincisi konuya yeni bir açıdan bakıyor olması ikincisi ise ispat kaygısı taşımasıdır. Bu yüzden makalelerin dili akıcı ve ciddidir.
·       Klasik makale planı; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Giriş bölümünde bilgi verilecek, açıklanacak konu veya savunulacak fikir açıklanır. Makalenin en kısa bölümüdür. Gelişme bölümünde ortaya konulan konu veya savunulacak düşüncenin ayrıntılarına girilir. Konu gerekli görülen yönlerden işlenir, açıklanır. İleri sürülen görüşlerle ilgili belgeler, istatistikler, tarihi gerçekler, özdeyişler, atasözleri, sosyal olaylar ve bilim-teknik alanındaki çalışmalar, buluşlar vb. ortaya konulur. Makalenin en uzun bölümüdür. Sonuç bölümünde, gelişme bölümünde açıklığa kavuşturulan görüşler doğrultusunda bir sonuca ulaşılır. Bu bölümde giriş gibi kısadır.
·       Makalede amaç bilgi aktarmak ya da görüşlerine okuyucuyu inandırmak olduğundan açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır.
·       Makale her konuda yazılabilir. Bu konu günlük olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ama edebi makale elbette sanatla ilgili olanıdır.
·       Makale, gazete ile birlikte ortaya çıkmış bir gazete yazı türüdür. Bizde de ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkmasıyla görülür. İlk makale de aynı gazetede Şinasi tarafından (Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi) yazılmıştır.
·       Edebiyatımızda Tanzimat döneminden beri görülen makale türünde Namık Kemal, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi ünlü birkaç isimdir.
FIKRA İLE MAKALE ARASINDAKİ BENZERLİKLER
FIKRA İLE MAKALE ARASINDAKİ FARKLAR
·      Her ikisi de fikir yazısıdır.
·      Her ikisi de gazete ve dergilerde yayınlanır.
·      Her ikisinde de konu zenginliği vardır.
·      Özellikle gazete makalelerinin toplumu yakından ilgilendiren güncel konuları ele alması ve fıkranın da güncel konular üzerinde yoğunlaşması iki ortak noktalarındandır.
·      Her iki tür de aynı plana göre yazılır.

·     Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken, fıkra yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.
·     Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kullanabilir.
·     Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kullanılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.


DENEME
·       Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüne deneme denir.
·       Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi içiyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.
·       Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanını ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır.
·       Bu türün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir: "Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum." Buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
·       Denemede “ben”li anlatım ön plandadır.
·       Eskiden denemeye verilen "muhasebe" adı, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. Çünkü denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle fıkra türünden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme iç dünyanın samimi itirafı gibidir.
·       Deneme, Avrupa edebiyatında Fransız Montaigne ile başladı. Türk edebiyatında ise Tanzimat sonrasında özellikle de Servet-i Fünûn döneminde karşımıza çıkar. Ancak asıl gelişmesini Cumhuriyet döneminde gerçekleştirir. Bu türde Ahmet Haşim (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan), Nurullah Ataç (Karalama Defteri, Günlerin Getirdiği), Suut Kemal Yetkin(Edebiyat Üzerine, Günlerin Götürdüğü), Sebahattin Eyüboğlu (Sanat Üzerine Denemeler) güzel örnekler vermişlerdir.





ELEŞTİRİ/TENKİT
·       Bir sanatçının, bir sanat eserinin iyi ve kötü yanlarını ortaya koyarak onun gerçek değerini belirleyen yazılara eleştiri denir.
·       Günümüzde eleştiri denilen bu türe eskiden tenkit, eleştiri yazan kimseye de "münekkit" denirdi.
·       Bugün eleştiri yazan kimseye eleştirmen denilmektedir. Eleştirmen eser hakkında okuyucuyu bilgilendirir; hem eserin yazarına hem okura yol gösterir.
·       İki tür eleştiri vardır: İzlenimsel (öznel) eleştiri ve Nesnel eleştiri.
·       İzlenimsel (öznel) eleştiri, Anatole France’in ilkelerini belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk ölçülerini göz önüne alarak incelediği eleştiri türüdür. Bu tür eleştirilerde öznel yargılar çok olacağından günümüzde bu tür pek rağbet görmez.
·       Nesnel eleştiride ise her eserin değerlendirilmesinde kullanılabilecek belli ölçütler vardır. Eleştirmen mümkün olduğunca kişisel yargılarda bulunmaktan kaçınır. Bilimsel araştırmalardan yararlanarak, eseri ister beğensin ister beğenmesin, tarafsız bir gözle onun değerini ortaya koyar.
·       Eleştiri en çok makaleye benzer. Her ikisinde de inceleme ve araştırmaya yani belgelere dayanarak değerlendirme yapılır. Makalede yazar bir fikri, bir görüşü açıklar, bildirir veya bir iddiayı kanıtlarken; eleştirmen, bir eseri veya sanatçıyı inceler, tanıtır, onlar hakkında okuyucuları bilgilendirir ya da eser veya sanatçıyla ilgili görüşler ileri sürer ve kanıtlar. Eleştiri ve makale türlerinin dilleri resmi, anlatımları ciddi ve bilimseldir.
·       Eleştirinin planı da makale gibi giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.
·       Giriş: Eser tanıtılır ve eserle ilgili kişisel veya ortak görüşler belirtilir. Eserin bağlı bulunduğu alana getirdiği yenilikler, orijinaliteler incelenir, zamana göre açıklaması yapılır. Ayrıntıları göz önüne serilir.
Gelişme: Eserin ortak zevklerine, bağlı bulunduğu ortam ve alana uygun olup olmadığı araştırılır. Bu araştırma yapılırken yavaş yavaş bir değerlendirmeye doğru gidilir. Bu değerlendirmenin ilmî ve tarafsız olması için eserin diğer eserlerle karşılaştırması yapılır, ekoller ve akımlarla ilgisi üzerinde durulur. Bu alanda eserin konusuna uygun belgesel açıklamalara başvurulur.
Sonuç: Eser üzerinde kesin bir yargıya varılır.
·       Avrupa’da Boielau, Saint Beuve, Taine, France eleştirileriyle tanınır.
·       Türk edebiyatında bugünkü anlamda ilk eleştiri örneğine Tanzimat edebiyatında rastlanır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa bu türde eserler vermişlerdir. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ile Muallim Naci arasında şiir üzerine yapılan tartışmalar eleştiri türünün gelişmesine hizmet etmiştir.
·       Servet-i Fünûn döneminde de eleştiri türünde eserler verilmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın ve Cenap Şahabettin özellikle dikkat çeken isimlerdir. Millî Edebiyat döneminde milli bir edebiyat ve sade Türkçe üzerinde yoğunlaşan eleştiri yazıları ile Fuat Köprülü, Ali Canip Yöntem ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu önemli isimlerdir.
·       Cumhuriyet döneminde ve sonrasında eleştiri türü diğer sanat dallarına da yönelerek gelişmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Doğan Hızlan gibi yazarlar eleştiri türünde örnekler vermişlerdir.

   BİR METNİN DİL VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ NASIL İNCELENİR?
1. Öncelikle parçanın anlatım biçimini belirlemek
2. Varsa kullanılan düşünceyi geliştirme yollarını tespit etmek
3. Anlatımın niteliklerine göre incelemek: Kolay okunuyorsa akıcıdır, gereksiz sözcük yoksa durudur, yabancı sözcük çok kullanılmamışsa ve süslü/sanatlı, değilse yalındır, kolay anlaşılıyorsa açıktır vb.
4. Son olarak da parçanın kendine özgü niteliklerine bakmak: Sıfatların bol kullanılması, soru cümlelerinin, devrik cümlelerin çok kullanılması, benzetmelerden, kişileştirmelerden yararlanılması vb.



ÖRNEK DİL VE ANLATIM İNCELEMESİ:
BAHAR GETİRDİM SANA (Can DÜNDAR)
“Neyi arıyorsan sen, o’sundur.” der Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan âşık... Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size... Aşk denilen kaleydoskopun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, bin bir cam rengârenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça...
Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskopu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
Yoksa hâlâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır. Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. Narcissusu’u bilirsiniz; öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanamazmış kendine. Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O’nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş; Narcissus, nergis olmuş.
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize. Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi “Bahar getirdim sana.” deyin.
Baharın elinizde olduğunu unutmadan... Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin. Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin.                                                                                                                                                                 
                                                                                                                           


Yukarıdaki örnek metnin dil ve anlatım özellikleri:
1.    Tartışmacı anlatım biçimi kullanılmıştır. Çünkü yazar kendi görüşlerini öznel bir biçimde aktarmış, kanıtlamaya çalışmıştır.
2.    Coşku ve heyecana bağlı, yani lirik anlatım ön plandadır. Çünkü aşk duygusundan söz edilmektedir.
3.    Pek çok cümlede emredici anlatım kullanılmıştır: "Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size... "
4.    Tanımlamadan yararlanılmıştır: "Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır."
5.    Mevlana tanık gösterilmiştir: “ ‘Neyi arıyorsan sen, o’sundur.’ der Mevlana.”
6.    Narcissus örnek verilmiştir.
7.    Doğa unsurlarından yararlanılmıştır: bahar, ırmak...
8.    Şiirsel bir anlatımı vardır.
9.    Devrik cümlelerle anlatım zenginleştirilmiştir: "Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... "
10. Yalın, duru, açık, akıcı bir anlatımı vardır.

ÇÖZÜMLÜ ÖRNEK SORU:
Gün erken doğar baharat kokulu ülkede, iyi ki doğar. Yoksa milyonlarca esmer, kara gözlü insanın yaşadığı ülke nasıl aydınlanır? Kara gözlü insanların, baharat kokulu kentlerindeki çelişkilerse yürek burkucu. Okyanustan gelen esinti bile sokaklara taşan yoksulluğun, derme çatma evlerdeki yaşamın sıkıntısını hafifletmiyor. Muson yağmurları ansızın sizi ter ve sivrisinek sarmalı içinde bırakıyor. Muson yağmurlarıyla yıkanan şehir mi yoksa insanlar mı ayırt edemiyorum, insana değer verilmeyen ve emeğin ucuz olduğu bu ülkede.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?

A) Yinelemelere başvurulmuştur.
B) Anlatımda tekdüzeliği kırmak için devrik cümleler kullanılmıştır.
C) Sözde soru cümlesine yer verilmiştir.
D) Karşılaştırmalarla anlatım somutlaştırılmıştır.
E) Anlatıcı, duygularını yansıtmıştır.
                                                                              (2008/ÖSS)
CEVAP: D
Parçada “doğar, ülkede, kara gözlü, Muson yağmurları” sözcükleri yinelenmiş; ilk ve son cümle devrik olarak oluşturulmuş; “Yoksa milyonlarca esmer, kara gözlü insanın yaşadığı ülke nasıl aydınlanır?” cümlesinde soru soruluyor gibi görünse de aslında cevap beklenmemiş ve cümlenin yüklemi “aydınlanmaz” anlamında kullanılarak sözde soru cümlesine yer verilmiş; özellikle “yürek burkucu” ifadesinde ve parçanın tamamında anlatıcı, duygularını yansıtmıştır. Karşılaştırma ise parçada kullanılmamıştır.

ÜNITE III
SÖZLÜ ANLATIM
Röportaj
Mülakat (Görüşme)
Söylev (Hitabet, Nutuk)

RÖPORTAJ/DERİN HABER
·       Röportaj, sözlü anlatımla gerçekleşmekle birlikte gazete ve dergilerde yayımlanın yazı türlerinden biridir.
·       Röportaj, aynı zamanda öğretici yazı türüdür. Bir olay, bir durum; yerinde gezip görülerek, olayla ya da durumla ilgili değişik kişilerle konuşularak, söyleşilerek, soruşturularak yazılır.
·       Röportajlar, düşünsel plânla gerçekleştirilir ve yazılır.
·       Sorulacak soruların tarzı, içeriği yazının başarısını doğrudan etkiler. Bu amaçla röportajı yapan kişi, bir planlama yapar ve yazıyı kendisi şekillendirir.
·       Röportaj yapılırken farklı yöntemler uygulanabilir: Sorular önceden röportaj yapılacak kişiye ulaştırılır ve kişi bunlara kendince bir yanıt metni hazırlar. Diğer yöntemde ise sorular doğrudan sorulur ve yanıtlar kaydedilerek sonradan yazıya geçirilir. Bu uygulamada bir kayıt cihazına ihtiyaç vardır. Her iki yöntemde de röportajı yapan bir giriş ve sonuç bölümü hazırlar. Ancak hiçbir şekilde verilen yanıtlar üzerinde tasarruf hakkına sahip değildir. Onları kısaltamaz, ekleme yapamaz, özetleyemez ya da tümden çıkartamaz.
·       İşlenen konu; toplumsal ve sanatsal bir olay ya da olgu olabilir.
·       Röportaj yazarı; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmacı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanır.
·       Röportaj hem gezi yazılarının hem makalenin özelliklerini taşır. Makale gibi dayandığı sağlam bir düşünce ya da bir tez vardır. Yazar; sorunu yerinde inceleyerek, gezip görerek, halkla, varsa mağdurla ve yetkili kişilerle konuşarak; fotoğraf, belge, istatistik bilgiler… gibi bilgilerle destekleyerek okuyucunun bilgisine sunar.
·       Röportajın çok yönlü anlatım olanakları vardır. Bu yönüyle diğer düşünce yazılarından zengindir. Uzunluğu çoğu zaman makaleden çoktur. Bazen bir röportaj yazısı, gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlanır. Okuyucunun sıkılmadan, merakla, okuduğu bir yazı bir türüdür.
·       Türk edebiyatında röportaj türünün ilk örneklerini Evliya Çelebi vermiştir. Modern anlamda ise Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” (1918); adlı çalışması bu türde verilmiş ilk örnekler arasındadır. Türkiye gazetelerinde röportaj çalışmaları yayımlanan başlıca gazeteciler arasında şunları sayabiliriz: Fikret Otyam, Yaşar Kemal, Vasfiye Özkoçak, Füsun Özbilgen, Leyla Umar, Nuriye Akman, Ayşe Arman, Fehmi Koru, …

MÜLAKAT (GÖRÜŞME)
·       Kendi alanının uzmanı ünlü kişileri etraflıca tanıtmak veya toplumu ilgilendiren önemli bir konuyu aydınlatmak üzere uzmanlarla (veya ünlülerle) yapılan görüşmelerin aktarıldığı gazete yazılarına mülâkat (görüşme) denir.
·       Mülâkat, yazılı kompozisyon türlerindendir. Ancak günümüzde gazetelerden çok, radyo ve televizyonlarda (çoğunlukla da canlı olarak) yapılan mülâkatlar ilgi çekmektedir.
·       Mülâkatlar stüdyoda veya başka mekânlarda kameralar (veya mikrofonlar) önünde yapıldığı için bu türdeki görüşmeler gazetelerde veya dergilerde genellikle yer almaz. İstenirse bu görüşmeyi yazıya aynen aktarmak da mümkündür. Bu durumda görüşülen kişi ve yer tanıtılır, konu belirtilir, sorulan sorular ve alınan cevaplar yazılır.
·       Mülâkat metninin soru-cevap şeklinde düzenlenmesi de mümkündür.
·       Mülâkatta kararlaştırılan konunun dışına çıkılmaz, özel görüş ve yorumlara yer verilmez, ayrıntıya girilmez. Dilin açık ve sade olmasına özen gösterilir.

SÖYLEV (HİTABET, NUTUK)
·       Bir konuşmacının belli bir topluluğa hitaben yaptığı etkileyici ve coşkulu söyleve hitabet (söylev) denir. Konuşmacıya da hatip denir. Söylevde konuşmacı ve dinleyici iki önemli unsurdur.
·       Söylevde amaç; dinleyicilere bir düşünceyi aşılamak, bir konu hakkında açıklama yapmak veya bir fikir etrafında toplanan dinleyicileri coşturmak, harekete geçirmektir.
·       Hitabette giriş, gelişme, sonuç olmak üzere üç bölüm bulunur. Girişte konuşmanın konusu belirtilir. Orada hangi amaçla toplanıldığı açıklanır. Gelişmede verilmek istenen mesaj, çeşitli hikâyeler, tarihi olaylar ve örnekler desteklenir. Sonuçta mesaj açıkça vurgulanır ve söz ustaca bitirilir.
·       İyi bir hatip; seyircilerle, onları istediği gibi yönlendirebileceği bir iletişim kurmalıdır.
·       Hitabenin dili sade, açık ve anlaşılır cümlelere dayanır. Bu cümlelerin büyük kısmı hitap ve ünlem cümleleridir.
·       Hitabetlerde konu sınırlaması yoktur. Gerekirse konu belgelere dayandırılmalıdır. Hatip nerede ne söyleyeceğini iyi bilmelidir.
·       Siyasal, dinsel, hukuksal ve akademik olmak üzere dört çeşit söylev vardır.
·       Belli bir günü anma, kutlama törenleri sırasında yapılan konuşmalar ise bilgilendirici niteliktedir. Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, dinleyenleri bilgilendirmeye yönelik söylevdir. Onuncu Yıl Nutku’nda olduğu gibi söylevler dinleyicilere hitapla başlar.
·       Topluluğun psikolojisi gereği zaman zaman ses tonu, mimik ve jestlerle seyirci kontrol edilir.
·       Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük söylevcisi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun “Gençliğe Hitabesi” ve “Onuncu Yıl Nutku” ölmez bir yapıt olan “Nutuk”ta yer almaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise hitabetin önemli isimlerinden biri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver; TBMM kürsüsünde ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği Konya, Antalya gibi yerlerde hitabetin etkili örnekleri olan konuşmalar yaptı. Konuşmalarından seçmeleri "Dağ Yolu" (1928- 1931, 2 cilt) adlı kitapta topladı.




Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.