1984 romanının özeti,kişiler,yer ve zaman (incelemesi)


ESERİN ADI: 1984
YAZARI: GEORGE ORWELL (1903-1950)

GENEL BİLGİ:
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikayesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader) kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen "düşünce polisi" gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır.

Başlıca Karakterler:
Winston Smith: Okyanusya’nın propaganda fabrikası Hakikat Vekâletinde çalışan vasat zekâlı, küçük bir memur.
Julia: Hakikat Vekâletinin Kurgu Dairesinde çalışan güzel, isyankâr bir genç mekanik.
O’Brien: Parti yüksek kademesindeki küçük çevreye mensup çirkin, yüksek ölçüde zeki bir üye. 
Mr. Charrington: Londra’da, mazinin zevkli ve cazibeli kalıntılarıyla dolu bir eskici dükkânının yaşlı sahibi.
Büyük Birader: Okyanusya’nın, her şeyi gören, her şeye kaadir ve manyetik gözleri ile her ilân ve reklâm tahtasından bakan hükümdarı.
Emmanuel Goldstein: Okyanusya’nın baş düşmanı, yarı-mistik bir adam.
Hikâye:
Winston Smith, 4 Nisan 1984 günü, Hakikat Ve-kâletindeki işi başından bir müddet için ayrılarak hâtıralarını gizlice kaydetmek üzere evine gider. Bir kaç gün öncesi, Mr. Charrington’un eskici dükkânından, önceki yıllardan kalma güzel bir not defteri satın almıştı. Mazinin gizli düşüncelerinin ve kalıntılarının yasaklandığı 1984′de, bu, tehlikeli bir hareketti.
Winston Smith Londra’da oturur. Burası şimdi, İngiltere ile Kuzey ve Güney Amerika’yı ihtiva eden Okyanusya’nın bir parçası olan Hava Alanı Bir’in başlıca şehridir. Dünyanın öteki iki muazzam devleti -Eurasia ve Eastasia- gibi Okyanusya da, Ingsoc, yani İngiliz Sosyalizminin prensiplerine sıkı sıkıya bağlı, değişmez totaliter bir polis devletidir.
Bu ülkedeki halkın ekseriyeti Prol’lar (proletarya) diye isimlendirilir; üzerlerinde durulamayacak kadar aptal olduklarına inanılır. Parti, üyelerinin tam sadakatini temin etmek için, her odaya gidiş-gelişi kontrol eden bir televizyon ekranı koymuştur. Parti dış çevresinde küçük bir memur olarak çalışan Winston’un odası öylesine yapılmıştır ki, odanın belirli bir noktasında durduğu zaman, bir an için dahi gözlerini kapamayan televizyondan kendisini gizleyebilir. Not defterini açtığı zaman, odanın bu belirli köşesindedir ve hatıralarına, vatana bir kaç defa hıyanet sayılacak şu cümle ile başlar: «Kahrolsun Büyük Birader.» Sert, bıyıklı yüzü ile her reklâm tahtasından sokaklardakileri süzen Büyük Birader, Okyanusya’nın Eastasia ve Eurasia ile yaptığı nihayetsiz harplerin esrarengiz kahramanıdır. Yüzünü gören yoktur, ama Aşk (Sevgi) Vekâletinin işkence odalarında ve zindanlarında, Devlete karşı gelen herkese, onun ne güçte bir adam olduğu gösterilir.
Hakikat Vekâletindeki işinin başına dönen Winston, tekrar her günkü işine eğilir. Bu iş, Okyanusya’nın şimdiki siyasetine uydurmak için, Times gazetecinin eski sayılarının muhtevalarını değiştirmektir.
Winston, bu işin uzmanı olmakla beraber, işinden ve Okyanusya’nın resmî dili Yeni konuşma’nın lügatinin yeni bir baskısını hazırlamakla meşgul olan gayretkeş işçilerin çoğundan nefret eder.
Winston’un bu kasvetli, ruh-yıkıcı işi, her işçinin katılmağa mecbur kaldığı iki Dakikalık Nefret anı ile kesintiye uğrar. Büyük bir salonda, Eurasia’lıların yaptıkları işkenceleri gösteren bir film seyrederler. Partinin hemen hemen efsanevî düşmanı, karşı ihtilâlci ve Partinin bütün askerî, sosyal ve ekonomik başarısızlıklarının sebebi olarak gösterilen Emmanuel Goldstein’in perdede görünmesiyle, salondakilerin nefreti zirveye erişir. Şimdi hepsi bir ağızdan perdedeki Emmanuel Goldstein’e lanet okur, küfrederler. Bu birlikte lânetlemeye katılmayanlar, derhal Düşünce Polisine ihbar edilir ve ardından «buharlaştırılır».
İki Dakikalık Nefret ânında Winston, Julia adındaki sevimli, sakin, kara saçlı kızı görür, Kızın, nefret edilen Düşünce Polisinin bir mensubu olduğunu ve bu yüzden de kendisini takip ettiğini sanır. Herkesin giymeğe mecbur olduğu tulum-gömleğe bürünmüş (kız, proletarya sınıfı için ucuz romanlar çıkaran makineleri tamir eder) Julia, vücuduna, Anti-Seks Derneğinin sancağını sarmıştır. Kız, Winston’a gizlice, üzerinde «Seni Seviyorum» yazılı bir not gönderir. Winston ve Julia, şehir dışında, televizyon ekranından uzakta, kuytu ve sessiz bir yerde buluşmak üzere anlaşırlar.
Winston, bir zamanlar evli idi. Ateşli bir Parti işçisi ve Anti-Seks Derneği üyesi olan karısı, seks’i katı Parti düşüncelerine göre, ancak Devletin yararı uğruna girişilen bir icraat olduğu için tahammül, edilen bir görev olarak ele alıyordu. Çocukları olmayınca, kadın Winston’u terk etti. Winston, yegâne sevgiyi, senelerce önce kaybolan, muhtemelen buharlaştırılan annesinde görmüştü.
Julia ve Winston şehir dışında buluştuklarında birbirlerine âşık olurlar ve günü sırlarını birbirlerine ifşa etmekle geçirirler. Julia ona, ancak güvenlik sebeplerinden ötürü Anti-Seks Derneğinin üyesi ve zahiren sadık bir Parti işçisi olduğunu söyler. Gerçekte, şehvetli bir kadındır, hayatı sever ve Partiden nefret eder. Winston gibi, proletaryanın yönettiği ve Parti üyelerinin hiç bir zaman gitmemeleri gereken karaborsa dükkânlarında alış-veriş etmeyi çok sevdiğini anlatır. Buralarda, bazen, Parti dış kademelerinin kullandıkları sanılan «Zafer» sentetik kahve ve çikolataları yerine gerçek kahve ve çikolata bulunabiliyordu.
Mr. Charrington’un eskici dükkânı Winston’u hayret içinde bırakır. Tekrar tekrar oraya gider, şimdiki zamandan daha mutlu geçmiş olduğuna ve hiç bir zaman Parti tarih kitaplarının anlattığı kadar berbat geçmemiş olduğuna inandığı mazi hakkında ipuçları arar. Gizlice yaptığı bu ziyaretlerinden birinde, Mr. Charrington Winston’a, dükkânının üstünde gizli bir yatak odası gösterir. Oda, Ingsoc ihtilâlinden önceki hâlini muhafaza etmektedir.
Oda, oldukça pis olmasına rağmen rahattır ve en iyi tarafı, televizyon ekranı yoktur. Bir an için doğru düşünme yeteneğini kaybeden Winston, burasını Mr. Charrington’dan kiralar, Julia ile zaman zaman burada buluşur.
Birbirine duydukları aşkın tesiri altında, Winston ve Julia, 1984′ün baskıcı Devletine karşı gizlice isyan etmiş başkalarının da bulunabileceğini düşünürler. Ah, onlarla bir temas kurabilselerdi! O’Brien adında birini düşünen Winston Parti iç çevrelerinin üyesi bulunan bu adamın çirkin ve zekâ fışkıran yüzünde, Partiden tiksindiğini anlatan bir ifade sezdiğini hatırlar. Winston ve Julia, O’Brien’ın gayet göz alıcı bir şekilde döşenmiş apartmanına gider ve ona, gerçekten bir karşı-ihtilâl plânının hazırlanıp hazırlanmadığını sorarlar. O’Brien, onların bu sorusuna evet cevabını verir, bu karşı-ihtilâlin saflarına onları da kaydeder; fakat ideallerinin gerçekleşmesinden çok önce öldürülebileceklerini de ilâve eder. O’Brien, iki âşığa Emmanuel Goldstein’in mevcut bulunduğunu ve okuması için Winston’a ödünç olarak verdiği heretik bir kitabın da müellifi olduğunu söyler.
Maamafih Winston, Goldstein’in kitabını okumadan önce, kendisini Nefret Haftasının hazırlıkları içinde bulur. Okyanusya, aniden ve hiç bir sebep gösterilmeksizin, harpte saf değiştirmiştir. Şimdi Eurasia ‘müttefiktir, Eastasia da düşman. Yeni dostluğa halel getirecek bütün belgelerin derhal değiştirilmesi gerekmektedir.
Nefret Haftasından sonra, Mr. Charrington’dan kiraladığı odada Julia ile istirahat eden Winston, Goldstein’in kitabım okumaktadır. Kitap, Devletin giriştiği sayısız işkenceleri, yalanları ve sahtekârlıkları bir bir sıralar. Birdenbire, nereden geldiği bilinmeyen bir ses, Winston ve Julia’nın tevkif edilmelerini emreder. Dehşet içinde kalan Winston, odada gizli bir televizyon ekranının bulunduğunu ve Mr. Charrington’un da, Düşünce Polisi mensubu olduğunu öğrenir. Muhafızlar derhal odaya gelirler. Bir tanesi, Julia’nın karnına bir tekme indirir. Winston, Aşk Vekâletinde, küf kokan bir mahzene atılır.
Winston, burada günlerce bin bir türlü işkenceye maruz kalır ve dövülür. Artık kendisinin nerede olduğunu bilmez. Ardından, O’Brien’ın önünde, haftalarca süren «konferans»lara tâbi tutulur. Bu «konferans» lar sırasında, kendisine devamlı elektrik şoku verilir ve ancak, hatasını itiraf edecek kadar canlı tutulur. Maamafih O’Brien, Winston’un itiraftan da öteye geçmesini ister. Winston’un, ruhunun derinliklerinde. Büyük Biraderin her şeye kaadir olduğuna, her yararın ondan çıktığına, fertlerin özel düşüncelere sahip olamayacaklarına ve eğer Parti, iki kere ikinin beş ettiğini söylerse, bunun doğru olduğuna inanmasında ısrar eder. Winston’a, isyankârlara tuzak kurmak için, Goldstein’in kitabım kendisinin yazdığını da ilâve eder.
Bütün bu işkenceler sırasında Winston, gururunu ayakta tutacak bir sebebe sarılır: Julia’ya hissettiği aşk. Onun şimdi hayatta olup olmadığım bilmemesine rağmen, bu aşkı kimsenin kendisinden alamayacağım sanır. Fakat Düşünce Polisinin başvurduğu yollardan biri, kurbanlarını en fazla dehşete düşüren şeyin ne olduğunu öğrenmektir. O’Brien, Winston’un farelerden son derece tiksindiğini bilir. İçinde koca koca aç farelerin bulunduğu büyük bir tel kafes, Winston’ın yanına konur. O’Brien, fareleri serbest bırakacağını söyler. Winston, sebepsiz bir panik ânın-da, farelerin Julia’nın önünde serbest bırakılmaması için yalvarır. Artık yaşaması için hiç bir sebebin kalmadığını bilir.
Bu büyük hıyanetinden sonra, Winston serbest bırakılır. Şimdi fiziken, zihnen ve ruhen parça parça olmuştur. Ağzına yediği tekmelerle dişleri kırılmış, saçları dökülmüştür. Buharlaştırmaya lâyık bir kimse olarak görülmediğinden, kendisine küçük bir iş verilir. Şimdi yapayalnızdır, kendisinden nefret edilir, günlerini bir kahvehanede Zafer içkisi içerek geçirir. Bir gün, kendisi gibi her türlü işkenceye tâbi tutulan ve böylece bambaşka bir insan haline gelen Julia’yı görür. Her ikisi de, birbirine hıyanet ettiklerini söyledikten sonra, söyleyecek başka bir şeyleri kalmadığını anlar ve ayrılırlar.
Winston, bir” gün televizyon ekranından, Okyanusya’nın, Afrika’da büyük bir zafer kazandığını duyar, önceleri, bu tür haberlere inanmazdı, ama şimdi inanır. Beyin yıkama işlemi ve şok tedavisi başarılı olmuştu. Winston, ruhunun derinliklerinde. Büyük Biraderi artık gerçekten sevdiğini anlar.

Tenkid:

Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı gibi, 1984 de, tersine çevrilmiş bir ütopyadır: istikbalin, bir cennet’ olmaktan ziyade kâbuslu bir görüntüsü. Şurası belirtilmelidir ki, Huxley kitabını yazdığı zaman, kendi ütopyasının altı yüz sene sonra gerçekleşebileceğini sandı. Huxley’den on yedi sene sonra yazan Orwell, beyin yıkamanın, katı sosyal kontrollerinin ve siyasî hayvanlığın çok daha yakın bir zamanda gerçekleşeceğini sandı ve bu kâbuslu devletinin sadece otuz beş yıl sonra meydana çıkacağını söyledi.
Satıhtan bakıldığında birbirinin benzeri görünen bu iki kitap arasındaki bir diğer fark şudur: Huxley, ilmî «gelişmeler» üzerinde dururken Orwell, devletini, bilhassa siyasî açıdan ele alır. Huxley’nin devletinin idealleri, «Topluluk, Beraberlik, istikrar» dır. 1984, bunların mevcut olduğunu kabul eder, fakat siyasî mutlakıyet onları çok daha kötü gösterir.
Orvell’in devletinin sloganları şunlardır: «Harp Barıştır», «Hürriyet Köleliktir» ve «Cehalet Kuvvettir». Harp, Huxley’nin istikbaldeki dünyasını ilgilendirmez; Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası’na musallat olan en büyük belâlar, sosyal kaderin kasvetliliği, ilmî âletler ve materyalizmdir. Sonra kitap hiciv ve nüktelerle dolu. Orwell’in dünyası ise, soğuk ve acıdır.
İstikbalin, yirminci asırdan görülen bu iki görüntüsü arasındaki farkı, Huxley’in kitabının yazıldığı 1932 ile, Orwell’in kitabının yayınlandığı 1949 tarihinin hadiseleriyle izah edebiliriz Bu onyedi yılda dünya, Moskova’daki büyük tenkilleri ve yargılamaları, İspanyol Dahilî Harbini, diktatörlerin yükselişini, dünyayı kana boyayan İkinci Dünya Harbi’ni, silâh altındakiler ve sivil halk arasında milyonlarca insanın öldürülüşünü ve soğuk harbin başlamasını gördü. Böylece, Okyanusya’daki hayat, sadece kasvetli ve neşesiz bir hayat değil; dehşet saçıcı bir hayattır da.
Aslında bir makale yazan ve polemikçi olan Orwell, 1984′ün polis devletinin kendine hâs mekanizma ve tekniklerini anlattığı zaman bilhassa başarılı. Onun bulduğu «düşünce suçu», «yem konuşma», «Büyük Birader» ve «İkiz düşünce» gibi terimler, günlük ingiliz diline girdiler. Bu kelimeler onun, sadece Nazi Almanya’sı ve Bolşevik Rusya’sında değil, daha yumuşak olmakla beraber, hiç de daha az tehlikeli sayılmayacak şekilde, «hür dünya» ülkelerinde olup bitenlerin, derin sezgi gücü ile analizinden çıkarılmıştı. Bu kitap, insanlar, kendilerini devletin baskıcı gücü altına sürüklenmelerine müsaade ettikleri takdirde, hayatın nasıl bir şekle dönüşeceğini hem kâhince gösteriyor hem de ikaz ediyor.
Yazar:
George Orwell’in hakiki adı Eric Blair idi. 1903′te Hindistan’da doğdu. Kötü yönetilen snob bir İngiliz mektebinin «hiç de fazla yetenekli» sayılmayan bir öğrencisi oldu. Bu mektep yıllarının dehşetinin «İşte, bizim neşemiz bunlardı» başlıklı bir yazısında anlattı. Maamafih, meşhur Eton mektebinin giriş imtihanını kazandı.
Üniversiteye ve daha fazla snobluğa tahammül edemeyeceğini anlayan Orwell, l921′de Burma’ya gitti, beş sene polislik yaptı ve Burma Yılları adlı ilk romanını yazdı. Emperyalizmin ne olduğunu böylece çok yakından gören Orwell, polislikten ayrıldı, Paris ve Londra lokantalarında çalışarak karnını doyurmağa çalıştı. Bütün bu tecrübelerini, 1933′te yayınlanan Paris ve Londra’daki Sefalet Yılları adındaki ilk büyük kitabında topladı.
Bu tarihten itibaren Orwell, bir gazeteci ve yazar olarak hayatını kazanmağa çalıştı. Büyük iktisadî kriz sırasında, solun üzerinde dunluğu muhtelif meselelerin şampiyonluğunu yaptı ise de, ferdin temel haklarını çiğneyen her siyasî doktrine şüphe ile baktı. Siyasî idealizmden ötürü, İspanyol Dahilî Harbi’nde, Kralcıların safında çarpıştı ve yaralandı, ingiltere’ye döndüğü zaman yazdığı Catalonia’ya Selâm (Homage to Catalonia) adlı kitabında, ispanyol Dahilî Harbi’nde, Kralcıları yalnız bırakan Komünistlere şiddetle hücum etti. Orwell ispanya’da, italya’da, Almanya’da ve Rusya’da polis devletlerinin gelişmekte olduğunu görüyordu. Bu gördüklerini muhtelif makalelerinde belirtti. Demokrasi ve totaliterlik arasında bir çatışmanın yaklaşmakta olduğunu söyledi ise de, hem İngiliz solcuları hem sağcıları, onun bu sözlerine ya sırt çevirdi veya hücum ettiler.


Ciğerlerinden devamlı rahatsız bulunmasına rağmen Orwell, İkinci Dünya Harbi sırasında, orduyu alınmayınca hava korunma şiltesinde çalıştı, bu yorucu iş kendisini daha da zayıflattı. Harp sona erdiği zaman, Orwell’in de ölümü yaklaşıyordu. Bu hastalığına rağmen Hayvan Çiftliği (1945) ve 1984 adlı iki şaheserini bitirmeğe muvaffak oldu ve 23 Ocak 1950′de öldü. Gariptir ki George Orwell, hakikî başarısına, ölümünden sonra, 1984 adlı eseri ile erişti. O günden bu yana kitap popülaritesinden kaybetmedi, bilâkis, her geçen gün, gittikçe artan sayıda okuyucu buluyor.

Hiç yorum yok


Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Blogger tarafından desteklenmektedir.