SPONSORLU BAĞLANTI

Home » , , » FIRAT 10.SINIF EDEBİYAT KONUSU TÜRKÜ,TÜRKÜ ÇEŞİTLERİ,TÜRKÜ ÖRNEKLERİ

FIRAT 10.SINIF EDEBİYAT KONUSU TÜRKÜ,TÜRKÜ ÇEŞİTLERİ,TÜRKÜ ÖRNEKLERİ

Written By edebiyat fatihi on 24 Mar 2013 | 24.3.13



TÜRKÜ,TÜRKÜ ÇEŞİTLERİ,TÜRKÜ ÖRNEKLERİ
Türkü kelimesinin kaynağı Türk kelimesidir. "Türk" kelimesinin sonuna nispet eki (î) eklenerek Türkî sözü elde edilmiş, bu söz zamanla "Türkü" bi­çimini almıştır. Halkın neşesini, derdini, özlemini, sitemini, dünya görüşünü, inancını vb. yansıtan; hece ölçüsüyle söylenen ana bölümüne bağlantıların eklenmesiyle oluşturulan ezgili anonim ürünlere "Türkü" denir.
Türkünün Özellikleri:
·         Türkü nazım şeklinin diğer halk şiiri türleri içinde ayrı bir önemi vardır. Diğer halk şiiri türlerinde ferdî (kişisel) niteliğine karşılık türkülerde sos­yal yan ağır basar.
·         Türkülerin anonim özellik kazanmasında gurbet, göç, gezgin halk şair­leri ve günümüzde de kitle iletişim araçlarının etkisi rol oynamıştır.
·         Türküler, hece ölçüsünün bütün kalıplarıyla söylenir, en çok yedili, se­kizli ve on birli hece ölçüsü kullanılır.
·         Bir türkü iki bölümden oluşur: Bent ve Bağlantı (kavuştak).
·         Bent, türkünün asıl sözlerinin olduğu bölümdür. Bağlantı ise her bendin sonunda tekrarlanan "nakarat" bölümüdür.
·         Bentler ve bağlantılar kendi içinde uyaklanır.
·         Türküler, başlangıçta söyleyeni belli ürünler iken, zamanla türkünün asıl sahibi unutulur, sözlü gelenek içinde farklı yörelere yayılarak ano­nim nitelik kazanır. Ancak söyleyeni belli türküler de vardır. Buna örnek olarak âşık tarzı halk şiirinde türkü nazım biçimini kullanarak şiir söyle­yen sanatçıları gösterebiliriz.
TÜRKÜLERİN ÇEŞİTLERİ VE TEKNİK ÖZELLİKLERİ

              Türkü metinleri Boratav’ın ifadesiyle, bölge ve konulara has özellikler ya da ezgi ve sözlerin çeşitlenmesine göre “şarkı”, ”deyiş”, “deme”, “hava”, “ninni”, “ağıt” gibi başka adlarla anılmıştır. Görülüyor ki, “türkü” kavramı içerisine ninni ve ağıtları da dâhil etmektedir. (Boratav 1988: 150 aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 192)
                  Yine Boratav tarafından türküler, konuları ve kullanıldıkları yerler, üstlendikleri görevler ya da söyleniş amaçları bakımından iki grupta toplanır
1.   Konularına Göre Türküler
           A. Lirik Türküler: Aşk, sevinç, özlem vb. duyguların ön alana çıktığı türkülerdir.
            a. Aşk ve Sevda Türküleri
            b.Gurbet Türküleri
            c.Ağıtlar
            d.Ninniler
            B. Satirik Türküler: Mizahın ve yerginin ön alana çıktığı türkülerdir.
            a.Mizahi Türküler
            b.Taşlamalar
            C. Olay Türküleri: Gerçek olaylara dayana türkülerdir.
            a.Tarihi Türküler
            b.Eşkiya Türküleri
            c.Hapishane Türküleri
            D.Tören ve Mevsim Türküleri
            a.Düğün ve Kına Türküleri
            b.Tarikat türküleri
            E. İş ve Meslek Türküleri
            a. Esnaf Türküleri
            F. Pastoral Türküler: Konularını doğa ve doğa güzelliklerinden alan türkülerdir.
            a. Doğa Türküleri
            G.Didaktik Türküler
            H. Oyun Türküleri
KONULARINA GÖRE TÜRKÜ ÖRNEKLERİ
Aşk Türküleri:

İki turnam gelir allı karalı,

Birisini şahin vurmuş yaralı,

O yauruya sorun aslı nereli.



İnme turnam inme sen bu pınara,

Avcı tuzak kurmuş, var yolun ara,

Cümlemizin işin Mevlâm kayıra.



İnme turnam inme burda kış olur,

Böyle kalmaz elbet sonu hoş olur,

Bastığım yerler donar taş olur.



İnme turnam inme haber sorayım,

Kanadın altına name sunayım,

Nazlı cananımdan haber alayım.




Yine akşam oldu bastı karalar,

Oturmuş sevdiyim zülfün taralar,

Herkes almış sevdiyini niceler.



Şaştım yolun hangisine varayım,

Hem varayım türlü hallar sorayım,

Üç dilberin hangisini sarayım.



Duman çökmüş kar yoluna, seçilmez,

Nazlı yarın edasından geçilmez,

Bile bile hasret zehri içilmez.



Yine akşam oldu bastı karalar,

Yarım aşkı ciyerimi paralar,

Yok mu dostlar buna hiçbir çareler?



(Bağırma)

Sevdiyim aklıma gelir,

Yanarım dost yanarım.
Asker Türküleri

Ey gaziler yol göründü, yine garib serime;
Da(ğ)lar taşlar dayanamaz, benim ahu-zarıma.

(Bağırma)
Kal selamet kömür gözlüm, bir yana sen bir de ben.

Dün gece yar hanesinde, yastıcağım taş idi;
Altım toprak üstüm yaprak, yine göynüm hoş idi;
Bir elim yarım koynunda, bir elim boşa gitti.

Ben havada uçar iken, av ile tuttun beni;
Ben pahamı bilir iken, bir pula sattın beni;
Ne kapunda kul eyledin, ne azad ettin beni.

İndim yarım bahçesine, gülleri fincan gibi;
Gendanında üç beni var, deliksiz mercan gibi.
Bekçi ve Ramazan Türküleri
Eski kelamı neyleyim,
Yeni selamlar eyleyim,
 Efendimin hanesinde,
 Tembelleri vasf edeyim.


İş buyurmayın tembele,
Gülünç olursun ellere,
Üşenir yerinden kalkma(ğa),
Minderi döner sellere.

Herkes tembellere güler,
Yattığı yerde un eler,
Asla elini yumaz,
Elini kolt(uğ)na siler.

El ile ayak demişler,
Göz ile kulak demişler,
Meşhur bir kelamdır bu,
Tembele dayak demişler.

Tekkelerde çeker demi,
Kötü sözlerden gel beri,
Davulcunuz reca eder,
Evde varsa kov tembeli.


Çeşitli Konuları İşleyen Türküler
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir sarraf isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Onda altın çoktur, saydırır bana.

Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir bakkal isteyor, vereyim ona,
Ama ben varmam ona,
Bakkalın yemişi çoktur, yedirir bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir kasab isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Kasabda et çoktur, kıydırır bana.

Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir hallaç isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Hallacın pamuğu çoktur, attırır bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir terzi isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Terzinin dikişi çoktur, diktirir bana.

Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir sarhoş isteyor, vereyim ona.
Ana ben varırım ona,
Onu(n) işi yoktur, yaptırmaz bana.
            Halk kendisini yani insanı, insanla-insanı, insanla-doğayı, insanın yaşam karşısındaki
duruşunu çoğunlukla türküler aracılığıyla anlatmıştır. Bu da türkülere, öteki
halk yaratılarında olduğu gibi etik, sosyolojik, psikolojik ve giderek de ekonomik
bir boyut katar.

Örneğin;

"Yolcu ile Gelin" türküsünün yalnızca şu dört bendinde bile bu boyutları
açıkça görmek mümkündür.

Yolcu -             Pınar başında duran gelin
Ellerin suya vuran gelin
Her yiğide su veren gelin
Gelin bir su ver içeyim.

Gelin -             Pınar başında duramam
Ellerim suya vuramam
Her yiğide su veremem
İn pınara iç efendim.

Yolcu -             Çıksam dağın yücesine
Çadır kursam pecesine
Beşyüz altın gecesine
Kondur beni allı gelin.

Gelin -             Çıksan dağın yücesine
Seyran etsen pecesine
Beşbin versen gecesine
Konduramam yiğit seni.
Yolcu ile gelin arasında geçen bu karşılıklı konuşmada görüldüğü gibi etik değerler
sınanmakta ve ekonomik güç karşısında bu değerlerin dayanıp dayanamayacağı
denenmektedir. Psikolojik bir olgu olan paranın gücüyle kendine güven duygusu,
sosyolojik ve etik değerleri sınamakta ve satın almayı denemekte; ama sonuçta başarılı
olamamaktadır. Burada "gelin" namuslu, direşken, örnek bireyi temsil etmekte
ve onun kişiliğinde, bu türkü aracılığıyla halka olumlu bir ileti verilmektedir.
Bu ileti özetle şöyledir: Paranın satın alamayacağı şeylerin başında "insanlık onuru"
gelir-gelmelidir. Türkünün devamında görüyoruz ki, bu gelinin gurbette, yıllardır
beklediği bir "hasret"i (eşi) vardır. Beklediği hasreti, yıllar sonra döndüğü için tanıyamadığı,
işte bu yolcudur ve bu eş, kendisini tanıtmadan önce, genç karısını "namus
sınavı"ndan geçirmektedir. Gelin bu sınavdan yüz akıyla çıktıktan sonra, kocası
kendisini tanıtır ve mutlu sona ulaşılır. (Bu namus sınavları ve kendisini sonradan
tanıtma, efsanelerde ve masallarda da çok görülen bir motiftir.)
2. Ezgilerine Göre Türküler
A.   Usullü Türküler (Kırık havalar)
B.   Usulsüz Türküler
                  Nevzat Gözaydın, bu konuda şunları yazmaktadır: “Usullü türküler genellikle oyun havaları olup Konya’da “oturak”, Urfa’da “kırık hava”, Ege’de “zeybek”, Ordu, Giresun, Trakya ve Marmara’da “karşılama”, Harput’ta “şıkıltım”, Karadeniz kıyılarında “horon”, Isparta ve Eğridir’de “datdiri”, Kars ve Erzurum’da “Sümmani ağzı” adlarıyla da anılmaktadırlar. Bunlar, belli süre birimlerine bağlı kalınarak yakılmış türküler olduğundan ölçülü türküler de denir. Bu oyun havalarından başka, “güzelleme”, “koşma”, “ninni”, “taşlama” ve “yiğitleme” de bu bölüm içinde yer almaktadır.
                  Usulsüz olanlar, süre birimine bağlı kalmaksızın nota değerleri ile usulsüz olan türkülerdir. Uzun havalar şeklinde genel bir ad taşıyan bunların ayrıca “ağıt”, “bozlak”, “Çukurova”, “divan”, “hoyrat”, “kayabaşı”, “koşma”, “maya”, “türkmani” adları taşıyan çeşitleri de bulunmaktadır.” (Gözaydın 1989: 27, aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 193)

Paylaşmak İsterseniz :
SON YAZILARDAN HABERDAR OLMAK İÇİN TWİTTER'DA TAKİP EDİN

Yorum Gönder

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

 
Support : roman özetleri | ŞİİR TAHLİLLERİ |
Copyright © 2011. edebiyat fatihi - All Rights Reserved
Template Created by Published by EDEBİYAT FATİHİ
Altyapı by Blogger
Yandex.Metrica