SPONSORLU BAĞLANTI

ZAMBAK 10.SINIF EDEBİYAT 182-219.SAYFA CEVAPLARI

Written By edebiyat fatihi on 18 Şub 2012 | 18.2.12




4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
B. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler
2. Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Temaşa)
HAZIRLIK
1. Daha önceki yıllarda tiyatro oynadınız mı? Tiyatro oynarken nelere dikkat ettiniz? Açıklayınız.
1. insanların gözüne bakarak konuşmak
2.Mümkün olduğu kadar sıcak ve dostça tebessüm edilmesi.
3Karşınızdaki konuşurken sık sık başınızı aşağı yukarı hareket ettirerek onu anladığınızı ve dinlediğinizi hissettirmek
4. Çok aşırıya gitmeden jestlerin kullanılması. Ellerinizi cebinizde tutmaktan ve kollarınızı kavuşturmaktan, ellerinizle ağzınızı örtmekten kaçınmak.Açık ve anlaşılır jestlerin tercih edilmesi
5-İnsanlara daima onları rahatsız etmeyecek, mümkün olanın yakın mesafede durmaya gayret etmek
6-Çok fazla ve çok hızlı konuşmaktan kaçınma,
2. Yakın döneme ait seyrettiğiniz bir tiyatro ile Türk halk tiyatrosunu karşılaştırınız. Sonuçları yazılı olarak ifade ediniz.
3. Tiyatro ile Türk halk tiyatrosu arasındaki farkları belirtiniz. Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz. Dekor, kostüm, dil, kullanılan müzik birbirinden farklıdır.
4. Türk halk tiyatrosunun neden önceki yüzyıllardaki kadar rağbet görmediğini tartışınız. Sonuçları açıklayınız.
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak bu tiyatrolara birçok alternatiflerin bulunması bu tiyatroların gözden uzak düşmesine neden olmuştur.

5. Karagöz, meddah ve orta oyununun tarihî gelişimi hakkında bir sunum hazırlayınız.
İNCELEME
1. Etkinlik
Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve Anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü Hacivat ve Karagöz’ün kişiliklerine uygun olarak şekillendirilmiştir. Metindeki olay güldürü unsuru üzerine Karagöz üzerinden verilmiştir.  Bu olay örgüsünde yanlış anlamalar önemli yer tutmaktadır.
Metnin başlıca kişileri Hacivat ve Karagöz’dür. Hacivat, Karagöz’e göre biraz daha kültürlü bir kişidir. Karagöz’de Hacivat’a göre cahil bir tiptir. Söylenen her sözü yanlış anlamaktadır. Metin genel olarak bu iki karakter üzerinde şekillenmiştir. Bu karakterler olay örgüsüyle tam bir uyum içerisindedirler.
Metnin dili-giriş kısmı hariç- genel olarak sade ve anlaşılır bir dildir. Günlük konuşma dilinin özelliklerini metinde görmemiz mümkündür.
2. Etkinlik
Okuduğunuz oyundan hareketle Karagöz ve Hacivat'ın kişilik özelliklerini belirleyiniz.
Sonuçları aşağıya yazınız.
Karagöz’ün kişilik özellikleri
Hacivat’ın kişilik özellikleri
Oyuna adını veren esas tiptir. Tahsil görmemiş bir halk adamıdır, sokak dili ile konuşur. Hacivat’la birlikte oyunun iki temel kişisinden biridir. Cahil cesareti diyebileceğimiz bir cesarete ve gözü pekliğe sahiptir. Bu yüzden tekin olmayan kişilerle başı sık sık derde girer. Sürekli Hacıvat’ın yardımını görür. Okumamış ama zeki ve hazırcevaptır. Öğrenim görmüş kimselerin yabancı sözcük ve dil kuralları ile alay eder. Devamlı olarak anladıklarını anlamaz görünür, kelimelere ters anlamlar yükler. Böylece toplum içindeki iki ayrı zümrenin dillerinin çatışması ortaya serilir. Hacıvat’la söylediklerini yanlış anlıyormuş gibi eğlenir. Sözlerine farklı ifadeler yükler. Genelde işsizdir, boş gezer. Hacıvat’ın bulduğu işlerde çalışır. Yerinde duramayan, her şeye burnunu sokan meraklı bir tiptir. Bunun sonucu başı dertten kurtulmaz. Her şeye burnunu sokan Karagöz sokağa inmediği zaman pencereden kafasını uzatır veya evin içinden seslenerek işe karışır. Özü sözü bir, düşüncesini söylemekten çekinmeyen patavatsız bir kişi olduğu için kendini hep zor durumların içinde bulur. Yine de işin içinden sıyrılmasını bilir.
 Hacı İvaz, Hacı Ayvaz veya Bursalı Hacı Ivaz adları ile de anılır. Medrese eğitimi görmüş, Arapça ve Farsça kelimelerle, tamlamalarla konuşan, her konuda bilgi sahibi olan biridir. Karagöz’le sürekli bir didişme içindedir. Ders verir tavrı, bilgiçliğe döner. Bazen bu çokbilmiş tavırları başlarını derde sokar. Yine de çeşitli badireler onun sayesinde atlatılır. Kıyafetine yeşil renk hâkimdir.
3. Etkinlik
Karagöz ve Hacivat'ın zıt kişilikte tipleri temsil etmesi oyun üzerinde ne gibi etkilere sahiptir? Tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Bu özellikler oyuna güldürü unsuru olarak yansımaktadır. Bu özellik oyunu izleyenleri güldürmektedir.
4. Etkinlik
Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri
Of hay Hâk. (Perde gazelini okur, ko­nuşmaya başlar.) Huzur-ı hâzıran, cem'iyyeti irfan, vakt-i safa-yi merdan. Laindir, münafıkdır bî-edeptir şeytan. Şeytanın dinsizliğine, Rahmân'ın bir­liğine (yeri öper, kalkar) ve bizi temaşa eden ahibbânın sağlığına. Demem o demek değil, eli yüzü, sözü temiz bir yâranım olsa.

Hacivat : (Gelir.) Dün gece sofrada yedim iki lüfer bir ıstakoz. (Gider.)
Karagöz : (Atlar.) Kos kos neydi bu herifin dediği?
Hacivat : (Gelir.) Ne o Karagöz'üm, kos kos di­yorsun?
Karagöz : O dediğini anlamadım da.
Hacivat : Is ta koz. Karagöz : İşte öyle. Hacivat : Nasıl? Karagöz : lsta kokoros.
Hacivat : Anlaşıldı Karagöz'üm, sen okuyup yazmamışsın, mektebe gitmemişsin.

5. Etkinlik
Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevlerini aşağıya yazınız.
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
6.    Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Gruplar olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için  oyun  yazıya geçirilmiştir.
7.    Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
Karagöz : (Hem ağlar, hem okur.) Herif sinsileni is..
Hacivat : Te üstün te...
Karagöz : Te üstün te...
Hacivat : İste..
Karagöz : (Elini uzatarak.) Ver.
Hacivat : Ne vereyim?
Karagöz : İste demedin mi?
Hacivat : Yani sen de iste, diyeceksin.
Karagöz : Olur. İste...
Hacivat : Kefzeylâta koooz.
Karagöz : (Keserek) Vişneli kaymaklım var.
Hacivat : Oğlum, ne yapıyorsun?
Karagöz : Kâğıthâne'de dondurma satıyoruz.
Hacivat : Istakoz.
Karagöz : Defol şuradan a kokozoğlu kokoz... (Tokat atar, Hacivat gider.)
Hacivat : Kerata, kendi adam olmamış beni okutmaya kalkıyor.

8. Etkinlik
Oyunu bir kez daha okuyunuz. Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.

Hissettiklerim
9. Etkinlik
Karagöz metni sizce niçin yazılmış olabilir? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
10. Etkinlik
a.  Araştırmalarınızdan faydalanarak Karagöz'ün yazılı bir metninin olup olmadığını tartışınız.
Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
KARAGÖZ (ZILL-İ HAYÂL, HAYÂL-İ ZİLİ):
Kaynağı:
Genellikle Hindistan'dan, Cava'dan veya Çin'den çıktığı üzerinde görüşlerin paylaşıldığı hayal oyunu bizde, başlıca kahra­manlarından biri olan Karagöz'e adına izafeten "Karagöz" adı ile yaygın­dır. Müslüman ülkelerde, meselâ Mısır'da 12. yüzyıldan beri var­lığı kabul edilen ve bugün "gölge tiyatrosu" adı da verilen oyunu, menkıbeye göre, 14. yüzyılda Şuştar şehrinden Bursa'ya gelen Şeyh Muhammed Küşterî icat etmiştir.

Tarihî kaynaklara göre Türk-Osmanlı cemiyeti içinde 16. yüz­yıldan itibaren gelişen yerli gölge oyununun belli-başlı iki kahra­manı Karagöz ve Hacivat'tır. Karagöz, sanatı demircilik olan, klâsik tahsil görmemiş, neşeli şakacı, nüktedan, açık kalpli, bazen kaba bir insandır. Hacivat ise medrese kültürü ile yetişmiş, sofu, Osmanlı kibar zümresinin görgüsüne sahip, afyon tiryakisi bir şa­hıstır. Oyunlarda Osmanlı imparatorluğu içinde yaşamış aslî unsur Türkler, Müslüman kavimler, (Arap, İranlı, Arnavut), Ermeni, Rum, Yahudi gibi azınlıklar; masal, hikâye ve destan kahramanları da vazife görürler.

Günlük hayat hâdiseleri ile masal, hikâye ve destanlardan ko­nusunu alan Karagöz oyunu, giriş, muhavere (karşılıklı ko­nuşma), Fasıl (oyun) ve bitiş olmak üzere dört kısımdan ibarettir. Oyunun sahnesini, bir metre eninde, 65 santimetre boyunda "perde" adı verilen beyaz bez teşkil eder. Bu bez yağ lâmbası (bugün elektrik) ile arkadan aydınlatılır. Karagözcü, deve veya manda derisinden yapıl­mış 30 santimetre boyundaki değnekleri bu beze dayar. Değnekle­rin yontulmuş uçlarını mum ışığında biraz ısıtır, sonra tasvirlerdeki etrafı pekleştirilmiş deliklere sokar; böylece onları eğmeye doğrult­maya, sağa sola hareket ettirmeye muvaffak olur.
Oynanışı:
Perde aydınlatılınca "gösterme" denilen tasvir, kamıştan ve üf­lendiği zaman arı vızıltısı gibi ses çıkaran "nareke" çalınarak kaldırıldıktan sonra Karagözcünün yardımcısı "yardak" oyuna mahsus bir usul ile tef çalmaya başlar. (Yardak, şarkı veya türkü söyleyen, tasvirleri sırası ile karagözcüye veren, hareketsiz kalacak tasvirlerin değneklerini tutan adamdır). Sonra Hacivat semaî söyleyerek per­deye gelir. Oyuna bir nevi "giriş" mahiyetinde olan "Hay-Hak" hitabından sonra "perde gazeli" adını alan şiiri okur. Bu şiir, oyu­nun sembolik karakterini gösteren mistik bir eserdir. Buna bağlı olarak mutasavvıflar, "hayal oyunu"nu insan hayatının bir örneği saymışlardır. Bu âlemde onlara göre eşya ve hâdiseler birer gölge­den ibarettir. Varlıklar, Tanrı'nın kudreti elinde bir oyuncaktır. Eflâtun'un Kanunlar adlı eserinde de ifade edilmiş olan bu fikre bütün Karagözcüler uydukları için oyun gazelle başlar. Gazelden sonra Hacivat Allah'a hamt eder ve şeytanı lanetler, zamanının bü­yüğünü seci'li bir dile medheder, arkadaşı Karagöz'ü görmek iste­diğini söyler. Karagöz'ün kapısı önünde makamla arkadaşını çağırır. Karagöz kızar; kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yatar. Gülünç secilerle kendi hâlinden ve Hacivat'ın anlayışızlığından şikâyet eder. Hacivat gelir, muhavere başlar.

Muhavere, karşılıklı güldürücü bir konuşmadır. Hacivat'ın medrese kültürü ile Osmanlı terbiyesinden gelen dil ve ifadesine ters ve güldürücü cevaplar veren halk adamı Karagöz'ün nükte, cinas ve hicivleri ile beslenen muhavere bitince "fasıl" yâni drama­tik kısmı takip eder. Kalıplaşmış bir şekilde biten oyunun sonunda Karagöz Hacivat'a bir tokat atar. Hacivat da perdenin sahibine Ka­ragöz'ün perdeyi yıkıp viran eylediğini haber vermek üzere sahne­den çekilir. Karagöz gelir, seyircilerden sürç-i lisanından ötürü özür diler. Tehdit yollu, gelecek sefer Hacivat'a neler edeceğini söyleyip perdeyi terk eder. Böylece ertesi akşam hangi faslın oynanacağını haber vermiş olur.

Kısaca oynanış şeklini anlattığımız, zeki, hafızası sağlam ve taklit kabiliyeti yüksek tek bir oyuncu ile iki yardımcı çalgıcının idare ettiği Karagöz, saray muhitinden başlamak üzere, ramazan gecelerinde, bayramlarda, sünnet düğünlerinde bugünkü bilgimize göre 16. yüzyıldan zamanımıza kadar çocukların ihtiyarlara kadar seyirci kütlesi bulmuş ve birçok sanatkârlar yetiştirmiş bir halk tiyatrosudur.

Bölümleri:
Karagöz oyunu dört ana bölümden oluşur.
A.      Mukaddime (Başlangıç)
B.      Muhavere (Söyleşme)
C.       Fasıl
D.      Bitiş
 
A. Mukaddime: Oyun başlamadan perde ortasına göstermelik denen figürler (Limon ağacı, Çiçek saksısı, Gemi, Çeşme, Hamam vb.) yerleştirilir. Göstermelik hangi oyunun oynanacağına dair bir ipucu olabildiği gibi oyundan tamamen bağımsız da olabilir. Göstermelik Hayali ya da Yardağın çaldığı kamıştan yapılmış nareke ismi verilen düdüğün çıkardığı zırıltılı ses ve def velvelesi eşliğinde perdeden yavaş yavaş kaldırılır. Bu oyunun başladığına işarettir. Daha sonra seyirciye göre sol taraftan Hacıvat semai formunda bir şarkı söyleyerek gelir, şarkısını bitirdikten sonra perde gazelini okur.
Perde Gazeli: Perdeden Göstermelik na’reke vızıltısı ve def velvelesi eşliğinde kaldırıldıktan sonra Hacıvat tarafından söylenen uyaklı manzum şiirlerdir. Hayali perde gazeline başlamadan “Oof Hay Hak!” diye yaratana seslenir. Oyunların tasavvufî yönlerinin ağırlıklı olarak vurgulandığı perde gazellerinde, yaratanın varlığı ve birliği övülürken insanın aciz bir kul olduğunun altı çizilir. Karagöz’ün ibret perdesi olduğu ve gösterinin bir ders niteliğinde olduğu belirtilir.
Perde gazeli bitimiyle Hacivat seyirciyi selamlar ve Karagöz’ü çağırmak için teganniye başlar. Karagöz bağırmamasını söylese de Hacivat bağırmaya devam eder. Bunun üzerine Karagöz aşağıya atlayıp, Hacivat’la alt alta, üst üste kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yerde yatarken anlamsız sözlerden oluşan tekerlemesini söyler.
Karagöz Hacivat’a kızıp söylenirken, “Bir daha gel bak ben sana neler yaparım” der. Hacivat tekrar perdeye gelir ve Mukaddime biter, Muhavere (söyleşi – atışma) başlar.
B. Muhavere: Kelime anlamı karşılıklı konuşma olan muhavere, Karagöz ve Hacıvat’ın tüm özelliklerini bünyesinde barındıran bir bölümdür. Yanlış anlamalara dayalı, kelimelerin ses oyunlarıyla farklı anlamlarda kullanılmaları, ikilinin eğitim öğretim durumları ve kişilik özellikleri bu bölümde iyice belirginleşir. Eski oyunlardan günümüze ulaşan muhavereler asıl oyunun konusuyla ilgili değildir. Yeni yazılan muhavareler ise oyunla ilgili olabiliyor. Bu bölüm Karagöz’ün yabancı sözcükler kullanarak konuşan Hacıvat’ı yanlış anlaması ya da yanlış anlar görünmesi üzerine kuruludur. Böylece muhavere, ortaya türlü cinaslar ve nükteler çıkmasıyla sürer gider. Muhavereler her konuya açıktır, önceden bilinen bir muhaverenin içine günlük olaylar sokulabileceği gibi, günlük olayları şakacı bir dille eleştiren doğaçlama muhaverelerde olabilir. Bu Karagöz oynatan ustanın maharetine ve kültürüne bağlıdır. Evliya Çelebi’nin çok övdüğü Hayâlî Kör Hasanzade Mehmet Çelebi’nin akşamdan sabaha dek değişik taklitler yapıp herkesi hayretler içinde bıraktığı, 18. yüzyıl sonlarında yetişen Kasımpaşalı Hafız’ın da gece sabaha kadar sadece Hacıvat ile Karagöz’ü oynatıp konuşturduğu, dinleyenlerin çatlamak derecesine geldiği ve vaktin nasıl geçtiğini fark etmedikleri biliniyor. 18. yüzyıl sonlarında yetişen hayal küpü Emin Ağa’nın bir söylediği muhavereyi bir daha söylemez diye şöhreti vardır. Muhavere bölümü Hacıvat’ın Karagöz’den dayak yiyip kaçması, yalnız kalan Karagöz’ün “Sen gidersin de ben durur muyum. Ben de giderim evime bakalım ayine-i devran ne suretler gösterir” diyerek çıkması ile sona erer.

C. Fasıl: Oyunlara ad olan bölümdür. Karagöz oyunları isimlerini burada geçen olay örgüsünden alırlar. Karagöz ve Hacıvat dışındaki diğer tipler ağırlıklı olarak bu bölümde perdeye gelir, kendilerini gösterirler. Basit entrikalarla oluşan düğüm yine bu bölümde çözüme kavuşturulur. Hacıvat’ın Karagöz’e iş bulması, Karagöz’ün kendisini zor durumda bırakacak işler yapması en çok kullanılan temalardır. Akışa göre kendi kılık ve şiveleri ile çeşitli tipler perdeye gelip giderler. Gelen her tip kendi müziği eşliğinde şarkısını söyler.

D. Bitiş: Karagöz oyununun en kısa bölümü bitiştir. Fasıl bölümü sona erdikten sonra Karagöz ile Hacıvat perdeye gelirler. Burada kıssadan hisse söylenir. Gelecek oyunun adı, yeri ve zamanı konuşma arasında ilan edilir. Karagöz Hacıvat’ı tekrar döver, bunun üzerine Hacıvat, klasik sözü, “Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman” diyerek yukarı sola doğru perdeden ayrılır. Oyunu kapatan Karagöz’dür. “Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola! Bak yarın akşam ben sana neler ederim neler!” diyerek yukarı sağa doğru perdeden çekilir. Hayal perdesinde ışığın kararmasıyla oyun sona erer.

Karagöz oyun metinleri Kar-i kadim ve Nev icad olmak üzere ikiye ayrılır. Eski Karagöz oyunlarına (Kar-i kadim), yeni olanlara ise (Nev icad) denir.

b. Sınıfça bir Karagöz metni yazınız ve bunu canlandırınız.

4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
B. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler
2. Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Temaşa)
2.Metin-Meddah
11. Etkinlik
Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü metnin mesajına uygun olarak güldürü unsurlarıyla donatılmıştır. Metindeki olaylarda kopukluk yoktur. Olay örgüsü ile kişiler arasında da uyum vardır.
Metnin başlıca kişileri Kastamonulu, Aşçı ve Bir Başkasıdır. Metindeki bu kişiler yerel ağızlarıyla konuşmaktadırlar. Bu da eserin ilginç ve estetik yönüdür. Kişiler oyunun olay örgüsüne göre söz almakta ve güldürü unsurlarını yerel konuşmalarıyla ortaya koymaktadırlar.
Metnin dili sade ve anlaşılırdır. Metinde yerel ağız özelliklerini sıkça görmekteyiz.
12. Etkinlik
Okuduğunuz oyundan hareketle Kastamonulu ve Aşçı'nın kişilik özelliklerini belirleyiniz. Sonuçları aşağıya yazınız.
Kastamonulu: Cahil, Kastamonu ağzıyla konuşan, parası olmayan bir karakterdir.
Aşçı: Kastamonuluya yemek satmaya çalışan geveze bir karakterdir.
13. Etkinlik
Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri
-  Vay anam vay! Dört okka kuskus pilavını bir hamlede yedi be! Hey hemşerim, 975.
-  Ha?
-  975.
-  Ne 975'i?
-  Yemek yedin.
-  Eeeee?
-  Para!
-  Ne parası?
-  Yemek parası.
-  Bende para yok.
-  Nee?
-  Bende para yok.
-  Niye?
-  E yok!
-  Niye yemek yedin?
-  Ula beni sen çağırdın. Kapıda durup bir adam bir adama buyur derse para alır mı?
-  Sen deli misin?

-  Nedir o aşçı Mustafa?
-  Aman beyefendi bildiğin gibi değil.
-  Ne oldu?
-  Bu dev bütün buraları sildi süpürdü.
-  Ne yaptı pekiyi yıktı mı?
-  Hayır, ne kadar yemek varsa yedi.
-  Hemşerim sen mi yedin bütün yemekleri?
-  Evet, ben yidim.
-  Nasıl yedin?
-  Yanlışlıkla yedim.
-  Allah Allah! Yanlışlıkla yemek yenir mi, yahu? Ben gözümle görsem bu kadar yemek yiyene inanmam.
-  Efendim, ben doymadım.
-  Nasıl?
-  Karşıdaki aşçıya gitsek ya!
-  Eee?

-  Bi yiyip doysak.
-  Ay daha yer misin?
-  Öwv...Sen yemek göster. Ben sabaha kadar yerim.
-  Maaşallah, maaşallah, boşan da semerini ye!
-  Semerle doyulur mu hiç, olmaz!
-  Nerelisin sen?
-  Efendim Kastamonuluyum.
-  Eee?
-  Buraya iş için geldim.
-  Haydi uğurlar olsun.
-  Allah selâmet versin

14. Etkinlik
Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevlerini aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
15. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Grup olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için oyun yazıya geçirilmiştir.

16. Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
-  Selâmün aleyküm hemşerim.
-  Aleyküm selam.
-  Buyurun hemşerim.
-  Ne satıyon gardaşım?
-  Aşçıyım, yemek yapıyorum.
-  Benim de karnım aç. Ne var yiyecek?
-  Âlâ efendim işkembe çorbası var...
-  Ha!
-  Nohutlu yahni var.
-  Evet.
-  Tas kebabı var.
-  Siz bilürsünüz.
-  Efendim ekşili köfte var, İzmir köftesi var, terbiyeli çorba var, velhasılukelâm irmik helvası var, var oğlu var.
-  Var oğlu varu getür!
-  Efendim?
-  Var oğlu varu getür!
-  Var oğlu var ne?

17. Etkinlik
Oyunu bir kez daha okuyunuz. Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.
Hissettiklerim
18. Etkinlik
Meddah metni sizce niçin yazılmıştır? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
19. Etkinlik
Araştırmalarınızdan da faydalanarak meddahın hikâye anlatma geleneğiyle ilişkisini tartışınız. Sonuçları sözlü olarak belirtiniz.
MEDDAH
Eski ozanları, onların devamı saz şâirlerini hatırlatan meddah, hikâye anlatıcısı demektir. Meddah, kıssahân şehnâmehan ve mu­kallit! kelimeleri ile eş mânâda kullanılmıştır. Meddahlık, hikâye ve taklit yapma sanatıdır; perdesi, sahnesi, dekoru, esvapları ve şahıs­ları bir tek sanatkârda toplanan unsurları basit ve sâde bir temaşadır. Bu temaşanın sanatkârı olan meddah, bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâye anlatır. Bu hikâyelerin bir kısmı anonim eserlerdir; bâzılarının yazarları bellidir. Karagöz ve Ortao-yunu'nda görüleceği üzere günlük hayat hâdiseleri, masallar, des­tanlar, hikâye ve efsâneler meddahın repertuvarına girerler.
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa-bostan teşkil eder. O, umumiyetle güldürücü ve zaman zaman edebî ve ahlâkî bir netice çıkaracağımız hikâyesine birçok yazma ve basılmış hikâyelerde görülen klişeleşmiş "râviyân-ı ahbar ve nâkılân-ı asar ve muhaddisân-ı rüzigâr şöyle rivayet ederler ki" sözbaşı ile başlar. Bu ağdalı, tamlamalı nesir, dinleyicinin bir bakıma dikkat ve alâkasını toplayan gonk gibidir. Bu sözden sonra hikâyeci, vakaların geçtiği yeri ve zamanı anlatıp kahramanlarını saymaya ve hikâyeyi anlatmaya başlar. İşte meddahın zekâsı, hafızası, dil, ses, jest ve mimik taklidi birbirlerine bağlı olarak bu anda kendini gösterir.
Meddah, hikâyesinin kahramanlarını kendi muhitlerinin dilleri ve şiveleri ile konuşturan insandır. Bu konuşmaları arka-arkaya, hatâ yapmadan ve zaman kaybetmeksizin yürütme kabiliyetine sahip meddah, Karagöz ve Ortaoyunu'nda yer alan yerli Türkleri meselâ, Kastamonuluyu, Kayseriliyi, İmparatorluğumuza dâhil, Arab'ı, Arnavud'u, Ermeni, Rum, Yahudi gibi azınlıkları, İstan­bul'un muhtelif tiplerini, mirasyedi, zübbe, muhtekir, vb. dramatik bir sahne halinde ortaya koyar. Elindeki mendil, sesini değiştirip, çeşitli konuşmaları taklit edebilmek için ağzına istediği şekli vermekte kullanılır. Kısa sopası, kapı çalma veya sert vuruşla­rı ifade için lüzumludur.
Meddah, hikâyenin sonunda süreç-i lisânından ötürü af diler ve başka bir gün daha güzel hikâyeler anlatacağını vâdeder.
Çok şahıslı bir tiyatro eserinin tek artisti hüviyetindeki meddah, Doğu ve İslâm memleketlerinin çok eskiden beri tanıdığı bir şahıstır. Onun sözlü ve yazılı muhtelif kaynaklardan gelen hikâyelerinde irticai ve hikâyeciden hikâyeciye göze çarpan değiş­me, halk edebiyatı niteliğini teşkil eder.
Okumanın gelişmediği dinlemenin makbul sayıldığı zamanlar­da Osmanlı sarayında, şehirlerde, kasabalarda ramazan gecelerinde, sünnet düğünlerinde, kahvehanelerde Türk halkından alaka ve iti­bar gören meddah, 15. yüzyıldan zamanımıza kadar birçok sa­natkârlar yetişmiştir.

4.   ÜNİTE             

4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı Edebiyatı

 

4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
B. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler
2. Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Temaşa)
3. metin
20. Etkinlik
Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü metnin mesajına uygun olarak güldürü unsurlarıyla donatılmıştır. Metindeki olaylarda kopukluk yoktur. Olay örgüsü ile kişiler arasında da uyum vardır.
Ortaoyununda yer alan bütün tipler Karagöz oyununun tipleri gibidir. Ama Karagöz perdesinde gösterilme olanağı olan doğaüstü yaratıklarla, hayvanlar, sandal, araba gibi binek araçları ortaoyununda yer almaz. İki ana kahramanı vardır. Pişekâr kültürlüdür; Arapça, Farsça kelimelerle konuşur. Kavuklu ise onu yanlış anlayarak komik durumu ortaya çıkarır. Kadın rolünü de erkekler oynar ki buna Zenne denir. Ortaoyunu Karadenizli, Rumelili, Kayserili, Ermeni, Rum, Yahudi; Sarhoş, Bekçi vb. kendi şiveleri ve kılıklarıyla zengin tip çeşitliliğine sahiptir. Ortaoyunun ana tipleri olan Pişekâr ile Kavuklu Hacivat ve Karagöz'ün karakter olarak aynısıdır. Ama Pişekâr ile Kavuklu canlı kişiler olduklarından sözlerini vücut hareketleriyle, yüz mimikleriyle güçlendirmek olanağına sahiptirler. Karagöz metne daha çok bağlı kalmak zorundayken ortaoyunu oyuncuları oyunun akışına göre metinde çeşitli değişiklikler yapabilirler ve yeni espriler üretebilirlerdi.
Metnin dili genel olarak sade ve anlaşılır bir dildir. Günlük konuşma dilinin özelliklerini metinde görmemiz mümkündür.
21. Etkinlik
Okuduğunuz oyundan hareketle Kavuklu       ve Pişekâr'ın kişilik özelliklerini belirleyiniz.
Sonuçları aşağıya yazınız.
Kavuklunun kişilik özellikleri
Peşekâr’ın kişilik özellikleri
Kavuklu Pişekâr’ı yanlış anlayarak komik durumu ortaya çıkarır. Tahsil görmemiş bir halk adamıdır, sokak dili ile konuşur. Cahil cesareti diyebileceğimiz bir cesarete ve gözü pekliğe sahiptir. Sürekli Pişekâr’ın yardımını görür. Okumamış ama zeki ve hazırcevaptır. Özü sözü bir, düşüncesini söylemekten çekinmeyen patavatsız bir kişi olduğu için kendini hep zor durumların içinde bulur.
Pişekâr kültürlüdür, medrese eğitimi görmüş, Arapça ve Farsça kelimelerle, tamlamalarla konuşan, her konuda bilgi sahibi olan biridir. Bazen bu çokbilmiş tavırları başlarını derde sokar. Yine de çeşitli badireler onun sayesinde atlatılır.
22. Etkinlik
Kavuklu ve Pişekâr'ın farklı kişilik tiplerini temsil etmesi oyun üzerinde ne gibi etkilere sahiptir? Tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Bu özellikler oyuna güldürü unsuru olarak yansımaktadır. Bu özellik oyunu izleyenleri güldürmektedir.
22. Etkinlik
Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz. Bunların oyundaki işlevini belirtiniz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri

Kavuklu: Efendim bir müşkülünüz mü var dedim. Yani bir işiniz mi var?
Kavuklu: Evet bir dişimiz var, iki babamız. Sen bizi hindi çobanı mı zannettin?
Pişekâr: Hayır hindi çobanı mindi çobanı de­ğil. Ben sizi hiçbir şeye benzeteme­dim.
Kavuklu: Efendim sayenizde biz de adamız.
Pişekâr:Bir adam kendine iftira etmez. Yalan söylüyorsun. [Güler.]
Kavuklu: Sana adam olduğumuzu nasıl ispat edelim. İşte senin gibi başımız, eli­miz, ayağımız var.
Pişekâr: Dünyada her şey olağandır. Siz de neden adam olamayacakmışsınız!
Kavuklu: Yediği naneye bak.

Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevi:
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
24. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Grup olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için  oyun  yazıya geçirilmiştir.
25. Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
Pişekâr     : Ya gelin ne oldu, anlayamadım.
Kavuklu    : Gelin falan yok, gelincik var.
Pişekâr     : Ne gelinciği, gelin gelin.
Kavuklu : Gelin diye kimi çağırıyorsun? Gelin­cik dedim anlamadın mı? Şekercinin yanında çalışıyordum. Gelincik ma­cunu yaparken uyumuşum. Ustanın gelincik nerde diye bağırması üze­rine uyanmışım.
Pişekar     : Tuu... Allah müstehakını vermesin.
Ben de bunu olmuş bir vak'a gibi dinliyordum.
Kavuklu : Ben sana başlarken hayaldir deme­dim mi?
Pişekâr     : Hayır duymadım.
Kavuklu : Sen unutmuşsun. Hiç gelin, araba­dan kaçar da görünmez olur mu? Aslı olmadığı bundan da belli.
Pişekâr : Her ne hâl ise bu tarafa gelmekten, beni aramaktan maksadın ne?
Kavuklu : Ah! İsmailciğim, anlatayım. Pek acı­nacak bir hâldeyim. Konu komşunun delaleti ile evlendim. Evlendim ne demek, başımı belaya soktum.

26. Etkinlik
Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.
Hissettiklerim
27. Etkinlik
Orta oyunundaki Kavuklu ve Pişekâr'ın Karagöz oyununda hangi tiplere karşılık geldiğini belirtiniz. Bu tiplerin özelliklerini karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.

Tiplerin  özellikleri
Kavuklunun hangi tipi karşıladığı
 Karagöz’ü karşılıyor.
Pişekâr’ın hangi tipi karşıladığı
Hacivat’ı karşılıyor
28. Etkinlik
Aşağıdaki bilgileri metinden hareketle değerlendiriniz. Metinden bulacağınız örnek cümleleri sözlü olarak ifade ediniz.
Orta oyunu, Karagöz'ün kişiler aracılığıyla canlandırılmış şeklidir.
Orta oyununda değişmez tipler vardır.
Usta-çırak geleneği geçerlidir.
Tiyatro sahnesini andıran bir sahnesi vardır.


29. Etkinlik
a.  Orta oyununun yazılış amacını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
b. Sizce orta oyunu günümüzde de devam edebilir mi? Günümüzde orta oyununa benzer
geleneklerimiz var mıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.

30. Etkinlik
Araştırmalarınızdan da faydalanarak orta oyununun hikâye anlatma geleneğiyle ilişkisini tar­tışınız. Sonuçları sözlü olarak belirtiniz.
ORTAOYUNU
Oyunun Kaynağı ve Tarihçesi:
Meddah'ın çok sanatkârlı bir şekli veya Karagöz'ün perdeden yere inmiş, çeşidi olarak tarif edebileceğimiz Ortaoyunu Türkiye'ye eski kol oyunlarının temsili bir karakter alması ile ortaya çıktı.
Başlangıçta taklide, dansa ve söze dayanan oyunlar arasında bir unsur olan ve adının kaynağı henüz aydınlanmamış bulunan Or­taoyunu, 15. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış ve tam drama­tik karakterini 19. yüzyılın birinci yarısında kazanmıştır.
Kuvvetini "taklit", "mimik" ve "irtical'den alan; bir bakıma söz sanatları, (hususiyle cinas) düellosuna dayanan ve "Kol oyunu", "Meydan oyunu", "Zuhuri kolu"adları ile de yaygın "Orta­oyunu", bir şehir halk tiyatrosudur. Bu tiyatronun belli başlı iki kah­ramanı "Pişekâr" ile "Kavuklu"dur. Zenne ve Taklit ikinci plânda oyunculardır. Ortaoyunu'nun da konuları Karagöz'de olduğu gibi­dir: Kütahya, Kanlı Nigâr, Mandıra, Büyücü, Ferhad ile Şirin, Fo­toğrafçı, Yazıcı belli başlı konulardır. Bu oyunda "Yeni Dünya" adı verilen basit paravana, evi, yuvarlak bir masa da dükkânı temsil eder. Arkalıksız iki iskemle dekoru tamamlar.
Vaktiyle Ortaoyunu'nu eski Mehterhane’mizin baş musiki âleti olan zurna açardı. Oyunun mızıkasını "zurna, çifte na're, davul" teşkil ederdi. Önce saz köçek havaları çalardı. 12 kişi olan köçekler raksa çıkarlardı. Sivri külâhlı bir nekre, elinde "Şakşak" oyuncuları takip ederdi. Vazifesi raks sırasında tuhaflık etmekti. Bundan sonra kol takımının hepsi "curcuna"ya çıkarlardı. Nihayet başında dilimli bir kavuk, sırtında kenarları kürk çevrilmiş bir cübbe altında çakşır ve ayaklarında sarı mest pabuç, akıllı, okumuş, işgüzar, iyiyi kötü­den ayıran, yaşlı vakarlı bir şahıs olan Pişekâr ortaya gelip yerle bir temannâ ettikten sonra "...oyunun taklidini aldım, usûl ve ahenk ile efendilerime temâşâ ettireyim" derdi, elindeki "şakşak" ile zurnacı­ya, çal, işaretini verir, oyun başlardı.
Zamanımıza kadar birçok değerli sanatkârlar yetiştirmiş olan Ortaoyunu'nda bir bakıma rejisör sayılan Pişekâr'ın ardından Kavuklu gelir. Câhil görünüp ahmak geçinen, telâşlı, kurnaz, neş'eli bir halk adamı olan Kavuklu ile Pişekâr arasında Muhavere'nin ar­dından "tekerleme" başlar. Tekerleme, olmayacak bir şeyi olmuş gibi göstererek karşısındakini inandırmak için uydurulmuş ustalıklı sözlerdir. Tekerlemeden sonra aslında erkek olan, fakat kadın rolü yapan "Zenne" ortaya çıkar. Pişekâr'la konuşmaya başlar. Bu, oyuna tam manâsıyla giriş demektir. Sonra taklid, bütün kudreti ile oyuna hâkim olur.
Olayların sabit bir çerçeve içinde geçtiği, Karagöz'deki sem­bolik karakterden uzak bu realist halk tiyatrosu, Osmanlı İmpara­torluğu'na mensup muhtelif unsurların dillerini, ahlâk ve âdetlerini, muaşeret usullerini, ev ve cemiyet hayatlarını mizah ve hicvin menşurundan geçirerek seyirci kütlesine ulaştıran müessesedir.
Vaktiyle sarayda, sünnet düğünlerinde, esnaf cemiyeti gezinti­lerinde, peştamal kuşanma merasimlerinde oynanan Ortaoyunu, bugün "curcuna"sız ve "köçek"siz bâzı toplantılarda halkımızın rağbet gösterdiği bir oyundur.

“ORTAOYUNU”NDA OYUN DÜZENİ
Ortaoyunu yuvarlak çepeçevre seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır. Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya Merg-i temaşa (Temaşa çayırı) denir. Bu, çoğu kez yumurtamsı biçimde bir alandır. Tabanı çayır, çimen olan bu alan yuvarlak ya da dört köşe de olabilir. Meydanın uzunluğu 22 m’ye 15 m’dir. Seyirciyle oyun alanı ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır.
Ortaoyunu sözlüğünde meydan veya oyun yerine "palanga" denir. Burası gösteri için kazıklarla çevrilerek ayrılmış alandır. Oyuncuların giyim kuşamlarını koydukları sandığa da "pusat" denir. Çoğunlukla oyun yerinin bitişiğindeki çadırda giyinilir. Oyun yerinde belli başlı iki parça dekor bulunur. Bunlardan biri "Yenidünya", diğeri "dükkân”dır. Yenidünya ve dükkân, birbirine benzeyen 2-3-4 katlı kafes, paravandır. Aralarında boy bakımından fark olduğu gibi görevleri de değişiktir. Her oyunda Kavuklu’nun bir iş sahibi olması için bir ‘dükkân’ ; Zennelerin mahallede bir ev almaları için bir ev, yenidünya gereklidir. Dükkân, gözlemeci oyununda gözlemeci dükkânı, telgrafçı oyununda telgraf çekilen yer olur.

                Ortaoyununun en önemli araçlarından biri Pişekâr’ın elinde tuttuğu iki dilimli şakşaktır. Bunun baş görevi, Pişekar’ın, oyunun başı olduğunu belirten bir işaret olarak kullanmasıdır, ayrıca bununla yardağına vurur. Pişekâr, oyunun sahneye koyucusu, yöneticisi olduğu için şakşakın oyunu yönetmek, yürüyüşleri yöneltmek, oyunculara işlerini bildirmek gibi bir görevi vardır.
Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir; ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır. Berber oyununda, bir berber aynası, berber koltuğu, bir berber leğeni kullanılmıştır. Aynı şekilde gözlemci oyununda gözlemci merdanesi, yazıcı oyununda yazı takımı gibi eşyalar kullanılmıştır. Ortaoyununun sahne düzeni bir yandan metinsiz, doğmaca, doğaçlama oynayışın bir yandan da yuvarlak sahne kurallarının gereklerine uygundur. Bu yönüyle oyunlar "açık biçim" denilen, seyircinin tepkisine, oyun yeriyle seyirci arasındaki elektriğin yönelişine göre biçimlenebilen bir oyundur. Oyun yeri yuvarlak olduğu için oyuncular sıksık yer değiştirerek seyircilerin tümünün kendilerini görmesini sağlar.
                Ortaoyunu söze dayanmakla beraber, söz yanında tavır hareketlere de büyük ölçüde yer verilir. Ortaoyunu gösterimci tiyatroya en iyi örnektir. Her şeyden önce orta yerde oynanır. Seyirci oyun alanını çepeçevre kuşatmıştır. Oyuncu, seyirci, temsil aynı iklim içindedir, aynı havayı solur, aynı ısıyı duyar. Pişekar, oyunun başında ve sonunda seyirciye doğrudan seslenir, oyunu tanıtır, kusurları için özür diler, gelecek oyunun zamanını ve yerini duyurur.
Temsil, yalanlarla ışıkla yalanı örtmeye çalışmaz. Oyunun bir kurmaca olduğu oyun sırasında oynayanlarca yadsınmaz. İki kişi oyun sırasında söyleşirken, üçüncü bir kişi onlar duymadan seyirciyle konuşup takılmalarda bulunur. Gerçekten yapılabilecek hareketler bile gerçeğe uymadan yapılır: Birine para verilecekken gerçek para kullanılabilecek yerde yalnızca para sayma hareketiyle yetinilir. Kapı açılıp kapanırken kapı sesiyle ilgisi olmayan bir çıngır mıngır sesi çıkartılır. Oyun kurallarının bile bile çiğnenmesi aynı zamanda bir güldürme öğesidir de.

ANLAMA VE YORUMLAMA
31. Etkinlik
İncelediğiniz göstermeye bağlı edebî metinleri aşağıdaki ölçütlere göre karşılaştırınız.

Karagöz oyunu
Meddah oyunu
Orta Oyunu
Dekor
İki sopa ve bu sopaların üzerine Karagöz ve Hacivatın temsili resimleri
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa-bostan teşkil eder.
Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir; ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır.
Sahne
Işıklı perde
Yüksekçe bir yer
Etrafı seyircilerle çevrili bir alan
Sahneleniş
Bir kişi tarafından ses taktidi yapılarak sahnelenir
Tek kişi sahnede ağız taklidi yaparak oyunu sahneler
Oyuncular tarafından sahnelenir.
Nasıl oynandığı
Perde aydınlatılınca "gösterme" denilen tasvir, kamıştan ve üf­lendiği zaman arı vızıltısı gibi ses çıkaran "nareke" çalınarak kaldırıldıktan sonra Karagözcünün yardımcısı "yardak" oyuna mahsus bir usul ile tef çalmaya başlar. (Yardak, şarkı veya türkü söyleyen, tasvirleri sırası ile karagözcüye veren, hareketsiz kalacak tasvirlerin değneklerini tutan adamdır). Sonra Hacivat semaî söyleyerek per­deye gelir. Oyuna bir nevi "giriş" mahiyetinde olan "Hay-Hak" hitabından sonra "perde gazeli" adını alan şiiri okur. Bu şiir, oyu­nun sembolik karakterini gösteren mistik bir eserdir. Buna bağlı olarak mutasavvıflar, "hayal oyunu"nu insan hayatının bir örneği saymışlardır. Bu âlemde onlara göre eşya ve hâdiseler birer gölge­den ibarettir. Varlıklar, Tanrı'nın kudreti elinde bir oyuncaktır. Eflâtun'un Kanunlar adlı eserinde de ifade edilmiş olan bu fikre bütün Karagözcüler uydukları için oyun gazelle başlar. Gazelden sonra Hacivat Allah'a hamt eder ve şeytanı lanetler, zamanının bü­yüğünü seci'li bir dile medheder, arkadaşı Karagöz'ü görmek iste­diğini söyler. Karagöz'ün kapısı önünde makamla arkadaşını çağırır. Karagöz kızar; kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yatar. Gülünç secilerle kendi hâlinden ve Hacivat'ın anlayışızlığından şikâyet eder. Hacivat gelir, muhavere başlar.

Muhavere, karşılıklı güldürücü bir konuşmadır. Hacivat'ın medrese kültürü ile Osmanlı terbiyesinden gelen dil ve ifadesine ters ve güldürücü cevaplar veren halk adamı Karagöz'ün nükte, cinas ve hicivleri ile beslenen muhavere bitince "fasıl" yâni drama­tik kısmı takip eder. Kalıplaşmış bir şekilde biten oyunun sonunda Karagöz Hacivat'a bir tokat atar. Hacivat da perdenin sahibine Ka­ragöz'ün perdeyi yıkıp viran eylediğini haber vermek üzere sahne­den çekilir. Karagöz gelir, seyircilerden sürç-i lisanından ötürü özür diler. Tehdit yollu, gelecek sefer Hacivat'a neler edeceğini söyleyip perdeyi terk eder. Böylece ertesi akşam hangi faslın oynanacağını haber vermiş olur.

Sahnede bir meddah tarafından ses taklitleri yapılarak oynanır.
Ortaoyunu yuvarlak çepeçevre seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır. Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya Merg-i temaşa (Temaşa çayırı) denir. Bu, çoğu kez yumurtamsı biçimde bir alandır. Tabanı çayır, çimen olan bu alan yuvarlak ya da dört köşe de olabilir. Meydanın uzunluğu 22 m’ye 15 m’dir. Seyirciyle oyun alanı ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır.

Kişiler
Karagöz-Hacivat
Anlatıcı
Pişekar-Kavuklu
Güldürü unsurları
Yanlış anlamalar
Ağız taklitleri
Yanlış anlamalar
32. Etkinlik
İncelediğiniz oyunların günümüz tiyatrosuyla benzer ve farklı yönlerini belirtiniz.
Benzer yönler
Farklı yönler
Oyuncular tarafından sahnelenmesi
Güldürü ögelerine yer vermesi
Bir metninin olmaması
Ses taklitlerine dayanması
Çok fazla dekorunun olmaması
Çok fazla oyuncusunun olmaması

33.     Etkinlik
İncelediğiniz oyunları oynandığı dönemin şartlarını da göz önünde bulundurarak yorumlayınız. Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Bu oyunlar televizyonun, sinemanın olmadığı bir dönemde ortaya çıkmış ve insanları eğlendirmiştir. Bu tiyatrolar bir çeşit -oynandığı dönemde- okul görevi görmüşlerdir. Akşamları insanların hoş vakit geçirmek için yaptıkları en önemli faaliyeti üzerlerine almışlardır. Bu yüzden bu oyunlar oynandığı dönemde önemle bir görev üstlenmişlerdir.
34.     Etkinlik
Göstermeye bağlı edebî metinleri oyunların özelliklerini de dikkate alarak gruplandırınız. Bunları şema hâline getirerek sınıfınızın panosuna asınız.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıda boş bırakılan yerlere Karagöz oyununun bölümleriyle ilgili uygun sözcükler getiriniz.
Hacivat'ın "Of... Hay, Haak! diye başladığı bölüme MUKADDİME              denir.
Yalnızca Karagöz ve Hacivat arasında geçen bölüme MUHAVERE               denir.
Karagöz oyunlarının adlarının (genellikle) verildiği bölüme FASIL            denir.
Karagöz'ün kusurları için özür dilediği bölüme BİTİŞ denir.
b. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(Y  ) Karagöz repertuvarında yer alan her oyun kesintisiz biçimde oynanır.
(D  ) Karagöz müzik eşliğinde semai oku­yarak sahneye gelir.
(D  ) Karagöz oyununun asıl bölümünü fasıl oluşturur.
(Y  ) Karagöz okumuş, Hacivat okumamış bir tipi temsil eder.
(Y  ) Karagöz oyununda musikiye yer veril­mez.
(Y  ) Peygamberi öven kimselere önceleri meddah denirdi.
(D  ) Meddah "çok öven, çok metheden" an­lamına gelir.
( Y ) Meddahta taklit unsuruna yer verilmez.
(D  ) Meddah yöntem bakımından Karagöz ile hiç benzerlik göstermez.
(Y  ) Orta oyununda oyuncular bir perdenin arkasından seyircilere seslenir.
(D  ) Orta oyununda daha önceden hazır­lanmış bir metin yoktur.
(D ) Türk toplumunda orta oyununa benzer oyunlara önceki dönemlerde rastlanmaz.
(D  ) Orta oyununda musiki önemli bir unsurdur.
(D  ) Orta oyununda dört bölüm vardır.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce­vaplayınız.

l.  Karagöz oyunuyla ilgili aşağıdaki cümle­lerden hangisi yanlıştır?
A)  Karagöz hareket taklitlerine dayanan bir oyundur.
B)  Oyun usta-çırak geleneği içinde sürdü­rülür.
C)  Dekor ve kişiler yüzyıllara göre değişiklik gösterir.
D)  Oyunda yer alan diğer tipler farklı top­lulukları temsil eder.
E)  Kuklaların gölgeleri bir kişi tarafından perdeye yansıtılır.
2.        I. Karagöz'ün diğer ismi "hayalizıll"dır.
           II. Sadece Ramazan ayında oynanır.
    III. Karagöz oyununda dört bölüm vardır.
Yukarıdakilerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) I-II
D)          I-III      E) II-III

3.    Karagöz oyununda aşağıdaki tiplerden hangisinin şive taklidi yapılmaz?
A) Kastamonulu      B) Kayserili
C) Bolulu
                       D) Erzurumlu
E) Acem

4.    Orta oyununda asıl olay hangi bölümde  sergilenir?
A) Başlangıç                  B) Muhavere
C) Fasıl                          D) Bitiş
E) Perde
5.        I. Halkın diline yakın bir dil kullanılır.
II. Güldürürken ders vermek amaçlanır.
III. Oyunda herhangi bir dekor kullanılmaz.
Yukarıda orta oyunuyla ilgili verilen bilgilerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I     B) Yalnız II     C) Yalnız III D) I-II       E) II-III
6. Bir meydanda etrafı seyircilerle çevrili yu­varlak bir alanda oynanır. Oyuncuların giysilerinin bulunduğu çadır veya perde ile kapatılmış yere "sandık odası" denir.
Oynanan oyun, adını temsil edilen olay­dan alır. Yukarıda tanıtılan tür aşağıdak-lerden hangisidir?
A)  Orta oyunu
B)  Karagöz
C)  Köy seyirlik oyunu
D)  Meddah
E)  Körebe
7.     I. Anlatılan olayların gerçek hayatla ilgisi yoktur.
II.   Seyircide coşku, acıma, üzüntü gibi hisler uyandırır.
III.  Mendil ve sopa oyunun en önemli unsurlarındandır.
Yukarıda Meddah'la ilgili verilen bilgi­lerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) Yalnız III
D) I-II       E) II-III
8. Tek kişilik tiyatro özelliği gösteren bu oyun yüzyıllar boyunca Türk halkı ara­sında yaşamış ve çok sevilmiştir. İslam öncesi sözlü kültüre kadar uzanan bu tür aşağıdakilerden hangisidir?
A)  Karagöz
B)  Orta oyunu
C)  Meddah
D)  Köy seyirlik oyunu
E)  Opera
9. Dört tarafı seyircilerle çevrili alanda herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan oynanan tuluatlı oyun aşağıdakilerden hangisidir?
A)  Meddah
B)  Orta oyunu
C)  Karagöz
D)  Körebe
E)  Köy seyirlik oyunu
lO.Aşağıdakilerden hangisi günümüz meddahlarındandır diyebileceğimiz kişilerden biri değildir?
A)  Erol Günaydın
B)  Nejat Uygur
C)  Ferhan Şensoy
D)  Münir Özkul
E)  Tarık Buğra
11-Aşağıdaki bilgilerin karşılarına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(Y ) Karagöz, hareket taklitlerine ve konuş­maya dayalı seyirlik oyundur.
(Y ) Karagöz'de figürler her zaman deği­şebilir.
( D) Karagöz'ün kendine özgü müziği vardır.
( D ) usta-çırak geleneği içinde sürdürülür.
(Y ) Anlatma, söyleme, kuklaların gölgele­rini perdeye düşürme gibi işlemleri birden fazla kişi gerçekleştirir.
(Y ) Dekor ve kişiler yüzyıllar içinde değiş­miştir.
(D ) Tipler, Osmanlı Devleti'ndeki farklı toplulukları temsil etmektedir.
(D ) Meddah, hikâye anlatırken konu ve ki­şilerle ilgili taklitlere başvurur.
( Y  ) Meddah'ta asıl olan anlatmadır.
(Y ) Olay ve kişilerin taklidi oyuna yeni bir şey katmaz.
(D ) Oyun tamamen Meddah'ın taklit yete­neğine bağlıdır.
(  Y ) üsta-çırak ilişkisi geçerli değildir.


4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
HAZIRLIK
1. Sevdiğiniz bir şair ya da yazarın hayatını araştırıp sınıfta sunum yapınız.
2. Seyahat ettiğiniz bir yeri, orada boşunuza giden ve gitmeyenleri ayrıntılarıyla anlatınız.
3. Aşağıdaki metin parçalarını okuyunuz. Bu metinlerin yazılış amacını belirtiniz.


İkinci Kosova Savaşı
(Sultan Murad) Allah'a sığınup leşkerler hâzır idip Sofya'dan göçdi. Kosova'ya gelüp kâfirlerün ardından yitişüp bulışdılar. Yonko-yı lâîn top arabaların önüne çekdörüp, atlasını yayasını berk idüp, ardından durup topların tüfeklerin ve zenbereklerin kazâ yağmuru gibi yağdurup, iki tarafdan alaylar birbirine tokuşup, kâfirler âhen-pûş arabadan çıkap, Sultan Murad'un sağ kolını ve sol kolını götürüp Anadolu ve Rum leşkeri karış murış olup, cebelü kâfirler demüre gark olup, kimse önüne durmayup, kâfirün önünden savuldılar, ortaya kaldılar. Ardından, yanından gaziler kılıç koyup kayırdılar.
Tevârih-i Al-i Osman - Oruç Bey XV. Yüzyıl
Bu metnin yazılış amacı İkinci Kosova Savaşı hakkında bilgi vermektir.
Tilki
Tilkinin fitneleri ve hiyleleri çoktur. İninin çevre yanına yaban soğanın döker. Kaçan (ne zaman), kurt tilkinin inine yakın gelse, ayağına ol yaban soğanı sokunsa helâk olur. Kaçan, acıksa sırt üstü yatar, kendi meyyit mesabesinde bırakır. Kuşlar gelirler, ölmüş sanırlar, üstüne konarlar. Ol dahi anları tutar yer. Kaçan, kirpi görse üstüne varır. Kirpi dahi kendiyi açar, tilki hemen o saat boğazına yapışır, yer.
Kaçan, kendiye pire üşse ağzına bir pare keçe alır, bir su kenarına varır. Andan suya girer. Ol suya girdikten sonra kuyruğun suya sokar. Pireler kuyruğundan kaçarlar, gövdesine yapışırlar. Bu kez gövdesin dahi suya sokar. Andan sonra cemi gövdesini suya sokar. Pireler keçeye üşerler. Gider, pireler keçede kalır.
Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân
Bu parça bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
Dost Tutunmak Nice Olur
Şöyle bilmiş ol, ey oğul ki kişi niteki diridir, dostlardan kaçmaz. Zira ki kişi karındaşsız olmak yeğrektir dostsuz olmaktan.
Zira her kim ki dostları kaydın kayıra, dostlar dahi onun kaydın kayıradır. Pes, dost işini fikredip kayırmayan kişiye hiç kimse dost olmaya.
Andan gerü her dem dost tutulmağı âdet edin tâ ki dostların çok ola. Zira ki çok dostlar arasında kişinin çok ayıpları örtülür ve çok hüneri açılır. Amma, çünkü yeni dost tutasın eski dostlardan yüzünü döndürme.
Ve sakın ol dosttan ki seninle dostluğu yanbuçuk ola. Ve kork o dosttan ki, senin düşmanına dost ola. Ve ol dosttan dahi sakın ki senin, dostuna düşman ola. Ve ol dosttan dahi sakın ki bahanesiz kime gerekse senden şikâyet ede. Anın gibi kişiden dostluk tamah etme ve cihanda hiç kimseyi ayıpsız sanma.
Kâbusname'den Mercümek Ahmed
Bu parça öğüt vermek amacıyla yazılmıştır.
İNCELEME
1. Metin
Tezkire
Ahmedî
-Allah rahmet eylesin-
Sivas'tandır. Murat Han Gazi devrinde boy beyi olan Mir Süleyman Şah'ın maiyetindeki şairlerden ve o dönemin bilgili kişilerindendi. İskendernâme'yi adı geçen adına söylemişti. Bu eserde, batıni ilimlerden, afaki ve teşbih ve temsil ile geometri, astronomi, yıldızlar ilmi ve hikmetten çok mana ve marifeti bir araya getirip kullanmıştır. Ama şiirinde pek o kadar zerâfet, söz ve ifadelerinde hemen hiç güzellik yoktur. Rivayet edilir ki adı geçen kitap, Ahmedi tarafından yazıldıktan sonra çağının ileri gelenlerine sunulmuş ve hiç kabul görmemiş. Bu tarz şiirle bir kitaptansa fazlalıklardan arındırılmış bir kaside tercih edilirdi, demişler. O da bu ayıplamadan kırılıp gücenerek büyük bir üzüntüye kapılmış ve bu kızgınlıkla kendisine M bir hastalık arız olup sıhhati bozulmuş. Meğer o sırada merhum ı \ Şeyhi ile aynı odayı paylaşan yakın dost imişler. Olan biteni Şeyhi'ye anlatmış ve böyle bir kitaptan bir temizce kaside daha iyi olurdu, demelerini ona nakletmiş. Bunun üzerine Şeyhi, o gece Ahmedi adına duruma uygun bir muhayyel kaside meydana getirmiş. Ertesi gün Ahmedi, o bir gecelik kasideyi alıp erkâna gelmiş. Kaside ileri gelenlere arz edilince bunlar şiiri büyük bir dikkatle gözden geçirmişler. Görmüşler ki kaside beyitleri ile kitaptaki şiirlerin pek bir münasebeti bulunmuyor, lafız ve mana bakımından ise aralarında hiçbir benzerlik yok. Eğer bu kaside seninse o kitap senin değildir, eğer kitap seninse kaside senin değildir deyip aralarında aşırı bir farklılık yokken iki edebiyatçının şiirlerini birbirinden ayırıp seçmişler. Meğer o zamanın ileri gelenleri, şiirden anlayan nüktedan kişiler, anlama aşina ve izan sahibi insanlar imiş.
Böyle zamanlar aydın kişilerin en mutlu anı ve bu gibi ulular marifet sahiplerinin saadetidir.
Ahmedi'nin Mir Süleyman adına mürettep divanı, çok sayıda kaside terci ve gazeli vardır. Şiir üslûbu Şeyhi tarzına yakın ve ilk dönem şairleri vadisinde, Farsçadan tercüme, didaktik özelliktedir. Bu bir kaç matla onundur.
Matla:     Fikr eyle mebde'in neredendir nedir me'âd
Hem geldiğinden işbu makâma nedir murâd "Geldiğin ve gidilecek yerin neresi olduğunu bir düşün; ayrıca bu makama gelişinin sebebi nedir onu da." Matla:     Bî-bekâdır bu menzil ey ahbâb
Fettekullâhe ulu'l-elbâb "Ey dost, bu menzil sonludur, geçicidir. Ey akıl sahipleri Allah'tan korkunuz." Bu beyit de İskendernâme'sindendir. Beyt:       Hâr-puştun hâr saklar cânını
Nermlik döker semûrun kanını
"Kirpinin canını dikenler korur; yumuşaklık ise samurun ölümü olur." Aynı anlama gelen bir başka beyit, "Savaş ve barış yerinde gereklidir, gül yerinde gül, diken yerinde diken.
Selman ile Zahîr'in kasidelerinin çoğunu Türkçeye çevirmiş, yine tıp alanında Mesâil-i Kanûn-ı Şifâ'yı manzum olarak tercüme etmiş ve muteber bir kitap yapmıştır. Sözün özü, şiiri ehliyetine, gazelleri marifetine göre değildir.
1. Etkinlik
Okuduğunuz tezkirenin yazılış amacını belirleyip aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız. Yazılış amacı:
Bu metnin yazılış amacı şair Ahmedî’nin hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgi vermektir.
2. Etkinlik
Okuduğunuz metin, 15. yy. şairlerinden Ahmedi'yi anlatmaktadır. Bu metinden hareketle;
A.  Tezkirelerde hangi konular işlenir?
B.  Eserde şairin hangi özelliklerinden bahsedilmiştir?
C.   Parçada nasıl bir plan izlenmiştir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
A
B
C
Tezkirelerde şairlerin hayatı, edebî kişilikleri, şiirlerinden örnekler ve eserleri hakkınca bilgiler yer alır.
Şiirlerinin pek güzel olmadığından bahsedilmiştir.
Önce şairin nereli olduğundan bahsedilmiş, sonra sırasıyla hangi padişah zamanında yaşadığı, eserlerinin ve şiirlerinin özelliği, şiirlerinden örnekler verilmiş, son olarak da şair hakkında bir değerlendirme yapılmıştır.
Okuduğunuz tezkireyi yorumlayınız. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boşluğa yazınız.
4. Etkinlik
Sivas'dandur. Murâd Han Gazî devrinde boy beglerinden Mîr Selmân'un mâdih ü vasıfı ve ol asrun fâzıl-ı pür-maârifiydi. İskender-nâme'yi mezbûr'un nâmına dimişdür. Ve ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc itmişdür. Ammâ nazmında ol kadar zerâfet ve elfâz u edâsında çendân letâfet yokdur. Rivâyet iderler ki kitâb-ı mezbûn, meskûre diyup ol asrun ayânı ve erkânına arz itdükde hayyiz-i kabûle karîne olmayup bu gûne nazm ile bir kitâbdan bir parça kasîde evlâyıdı dimişler. Ol dahi bu cevâbdan müteellim ü müteessür olur ve şikestelik ânz olup mizâcı mütegayyir olur. Meger ol zamanda merhûm Şeyhî ile bir hücrede celisler ve lâ-tekellüf hem- dem ü Enîsler imiş.
Yukarıdaki paragraf Latîfî'nin 16. yy. da yazdığı tezkirenin özgün metin parçasıdır. Bu metin parçasından hareketle;
1. Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile yukarıdaki özgün metin arasındaki dil ve anlatım
özelliklerini belirleyiniz.
Yukarıdaki metnin dili ağır ve süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.
2. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.
Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. Kelime başlarındaki dar ünlüler henüz geniş ünlü haline gelmemiş (dimek-demek gibi)
3. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.
mâdih ü vasıfı, fâzıl-ı pür-maârifiydi, mezbûr'un, ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc, elfâz u edâsında çendân letâfet….

1.Dil ve anlatım özellikleri
2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
Yukarıdaki metnin dili ağır ve süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. Kelime başlarındaki dar ünlüler henüz geniş ünlü haline gelmemiş (dimek-demek gibi)

mâdih ü vasıfı, fâzıl-ı pür-maârifiydi, mezbûr'un, ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc, elfâz u edâsında çendân letâfet….

5. Etkinlik (Okul dışı etkinlik)
a. Yazarın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
XIV. asrın en çok eser veren, klâsik edebiyatın kurulmasında büyük rolü olan şâiri Ahmedî'dir. Germiyan Beyliği sahasında yetişen Ahmedî önce Kütahya'da okumuş, sonra Kahire'de Şeyh Ekmelüddin'den ders görmüş, burada İslâmî ilimlerden başka tıp ve matematik de öğrenmiştir. Yurduna döndükten sonra kısa bir müddet Aydın Oğullarından Ayas Beye, intisab etmiş, daha sonra Germiyan Beyi Süleyman Şah'ın hocası ve müşaviri olmuş ve Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bâyezid'in hizmetinde bulunmuş, onun mağlubiyeti üzerine Timur'un yanında kalmıştır. Sonra Şehzâde Emir Süleyman ile birlikte Edirne Sarayında da bulunan Ahmedî, daha sonra Sultan Çelebi Mehmet'e intisab etmiş ve 1413 yılında ölmüştür. Fazla sayıda ve hacimli eserler veren Ahmedî, büyük bir şâir olmamakla beraber devrinin üstadı ve Türkçe'yi iyi kullanan, nazım tekniğine hâkim kudretli bir sanatkârdır. Ahmedî'nin 8000 beyti aşan büyük bir Divanı, 8250 beyitlik İskender-nâme'si, 5000 beyit tutan Cemşîd ü Hurşid'i eserlerinin en ehemmiyetlileridir. Ahmedî, divanındaki kasîde ve gazellerinde İran şiir mektebinin sanatlarını gösterdiği gibi, Türk ruhunun inceliklerini ve Türkçe'nin ifade gücünü de aksettirmiştir. İskendernâme Büyük İskender'in hayatı, aşkları ve fetihlerini, gayesini anlatan ve konusunu Genceli Nizâmî'nin kitabından alan fâilâtün fâilâtün fâilün vezniyle yazılmış mesnevi şeklinde bir eserdir. Başka kaynaklardan da faydalanan ve konuyu kendi buluşlarıyla, sanatıyla süsleyip genişleten Ahmedî, orijinal sayılabilecek bir eser ortaya koyduğu gibi, onu çeşitli bilgilerle zenginleştirerek bir ilimler ansiklopedisi hâline getirmiştir. Çin hükümdarı Cemşid'in Rus Kayserinin kızı Hurşid'e aşkını anlatan Cemşid ü Hurşid 1403 yılında mefâîlün mefâîlün faûlün vezniyle yazılmış bir mesnevidir. Ahmedî'nin Tervihü'l-Ervah adında mefâîlün mefâîlün feûlün vezniyle yazılmış 10 bin beyti aşkın manzum bir tıp kitabi ve Mirkatü'l-Edeb adını taşıyan Arapça-Farsça manzum lügati, ayrıca Arapça'nın, sarfına ve nahvine ait iki manzum risalesi de bulunmaktadır. Esere ilâve edilmiş 334 beyitlik Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman bölümü, Osmanlı müellifleri tarafından yazılan, ve günümüze kadar gelen Türkçe ilk Osmanlı Tarihi olmak vasfını taşımaktadır.
b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
a. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ile ana düşünceye yardımcı olumlu ve olumsuz yargıları belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız.
Ana Düşünce
Yardımcı Düşünceler
Ahmedî, Şeyhî tarzında şiirler yazan, yazdığı eserler çeşitli vesilelerle eleştirilen önemli bir şairdir.
Şairler birbirinden etkilenebilir.
İnsanlar yazdıklarından dolayı eleştirilirler.
Eleştiri insanı daha iyiye götürebilir.
b. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı belirtiniz.

2. Metin
Seyahatname
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden Tuna'nın Buzları
Tuna buzları çözüldükten sonra emniyet ve huzur olur. Fakat Tuna, buzları tâ Alman diyarından geri sürüklenip getirildikte, kale duvarının yüksekliği seksen zıra (bir zıra 75 ilâ 90 santim) olduğu hâlde nice kere buzlar birbiri üzerine kat kat yığılıp kale duvarlarından (Silistre Kalesi) içeri buz pareleri girip nice evler harap etmiştir. Nehir içinde her buz paresi birbirine vurdukça top (yıldırım) gibi ses çıkarır. Nice bin adet Silistre şahbâzları (bando takımı), Tuna buzu üzerine haymeler kurup içip eğlenirler. Mehterhane çaldırıp cümle dilberler buz kayarlar ki garip temaşâdır. Kimi nalin, kimi pabuç ile elinde mızrak; değnek ile ayak üzre buz kayarak şehirden şehre yel önünde yaprak gibi gider. Şayet mübarek bayrama tesadüf ederse büyük salıncaklar kurulup âşık ve mâşuk birbirleriyle kolan ekip sallanırlar. Zira Tuna buzu altı yedi karış donar. Soğuk çok olduğu sene on karış donup nehri kapadığını biliriz.
Acîp hikmet-i ilâhidir. Nece bin balık avcıları, buzu delip yüz kıyye (okka) gelir, morina balığı ve mersin balığı çıkarırlar. Hikmet-i Huda, yüce Allah, balıklarına su içinde hayat vermek için Tuna Nehri'nin bazı yerinde su içinde nice bin delikler yaratmıştır ki ol yerlerde asla Tuna Nehri'nin suyu donmaz. O deliklere yüz bin iri balıklar gelip başlarını buz­dan çıkarıp hava teneffüs ederler. İnsanın su içtiği gibi o balıkların rüzgâr içtiğini gördüm.
Evliya Çelebi
7. Etkinlik
Okuduğunuz seyahatnamenin yazılış amacını belirleyiniz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
Bu metin bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.

8. Etkinlik
Okuduğunuz "Tuna'nın Buzları"adlı metni yorumlayınız. Evliya Çelebi gibi dünyayı dolaşmayı ister miydiniz? Siz onun yerinde olsaydınız gördüklerinizi nasıl anlatırdınız? Aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
9. Etkinlik
Tuna'nın Buzları
Tuna'nın buzu çözüldükten sonra emn ü eman olur fakat Tuna, buzları tâ Alman diyârından beri sürükleyüp getirdikte kal'a divârının yüksekliği seksen zıra' olduğu hâlde nice kere buzlar birbiri üzerine kat kat yığılup kal'a divârından içeri çok kereler bu pareleri girüp nice evler harap etmişdir. Nehr içinde her buz paresi bir birine urdukda top gibi sâ'ika hâsıl olur.

Yukarıdaki metin parçası Evliya Çelebi'nin özgün metninden alınmıştır.
1.  Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile bu özgün metin parçası arasındaki dil ve anlatım
özelliklerini belirleyiniz.
2. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.
3. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.
1.Dil ve anlatım özellikleri
2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
Yukarıdaki metnin dili sade metne göre daha süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. ( girüp)

zıra', sâ'ika hâsıl olur.
a. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ile yardımcı düşüncelerini belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız.
Ana Düşünce
Yardımcı Düşünceler
Tuna kış aylarında üzerindeki buzlarla çok güzel bir seyir alanıdır.


b. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız. Yazdıklarınızdan birkaçını arkadaşlarınıza okuyunuz.
11. Etkinlik (Okul dışı etkinlik)
a. Evliya Çelebi'nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
EVLİYA ÇELEBİ (EVLİYA İBN-İ DERVİŞ MEHMET ZILLÎ) (İSTANBUL, 25 MART 1611 - ?, 1682)
HAYATI: İstanbul Unkapanı’nda dünyaya gelen dünyaca ünlü büyük seyyâhın asıl adı, Evliyâ İbn Derviş Mehmet Zillî’dir ve kendisinden, “Sey-yâh-ı Alem ve nedîm-i benî âdem Evliyâ-yı bî-riyâ” diye bahseder. Babası der­viş Mehmet Zıllî Sarây-ı Amire kuyumcubaşısı'dır. Soy ağacı, Hoca Ahmet-i Yesevî'ye dayanır. Çok iyi bir öğrenim görmüş, medreseden yetişmiş Ende­run'da tahsiline devam etmiştir. Hafız olmuş, güzel sesiyle musikî meclisleri­ne katılmış, saraya kabul edilmiş, IV. Murat’ın meclislerine katılmıştır.
Kütahya, Bursa, Manisa, İzmit, Trabzon, Erzurum, Gümüşhane, Tortum, Sivas, Konya, Van, Bitlis, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep Kilis, Çanakkale, Gelibolu, Edirne, Selanik, Gümülcine, Mısır, Bağdat, Re­van, Şanı, Beyrut, Sayda, Gazze, Suriye, Filistin, Hicaz, Sudan, Habeşis­tan, Anapa, Azak, Kırım/Bahçesaray, Azabeycan, Bakü, Gürcistan, Tiflis, Hanya, Özi Eyâleti, Kafkasya, Dağıstan, Hazar Denizi sahilleri, Volga boy­ları, Kazan; Tesalya, Yunanistan, Mora, Napoli, Kandiye, Girit, Bayna, Sakız, Sisam, İstanköy, Rodos, Adriyatik sahilleri, Sofya, Rakoçi, Bosna, Eflâk, Boğdan, Vocrad, Livno, Zara, Şebenik, Venedik, Bihac, Banyaluka, Temeşvar, Erdel, Arnavutluk, Avusturya, Uyvar, Hersek, Zrinvar, Viya­na, Budin, Eğri, Peşte, İspanya, Danimarka, Hollanda, Dunkarkız, Brandenburg'ta bulunmuş ömrünün son senelerine kadar seyahat etmiştir.

Bu seyahatlerinde çok zaman ulaklık (mektup götürüp-getirme) gö­revi üslenmiş, birçok savaşın içinde bulunmuş, isyanlara şahit olmuş, sara­yı anlatmış, birkaç padişahı ve kralı tanıma fırsatı bulmuştur.
Evliya Çelebi, seyahatlerinin başlangıcının şöyle bir yaya bağ­lar: 10 Muharrem 1630 (aşure günü) yasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebî Camii'nde büyük bir cemaat içinde Hz. Peygamber'i görür ve huzurunda "Şefaat, ya Resûlullâh" diyecek yerde, hayret ve heyecanla "seyahat ya Resûlullâh" der. Hz. Peygamber tarafından seyahat ve şefaatle müjdelendiği gibi, Sa'ad bin Vakkas tarafından da kendilerine, gö­receği şeylerin kaleme alınması tembih edilir; bu muntazam yadan uya­nınca, zamanın ünlü şeyhlerine başvurup yasını tabir ettirir. Kasımpaşa mevlevî şeyhi Abdullah Dede'nin “ibtida bizim İslâmbulucağızı tahrîr eyle” tavsiyesine uyarak, faaliyete başlar.
İşte İstanbul'un anlatıldığı, on ciltlik Seyehatnâme'nin birinci cildi böyle oluşmuş, yarım asır seyahat etmiştir.
1671'de Hacc'a gitmiş, 1682'de de ölmüştür.
EDEBİ KİŞİLİĞİ: Çocukluğundan beri hemen hemen tanımadığı insan ve çevre kalmayan, zeki, her gördüğünü sorup öğrenmeğe meraklı, gerçek bil­gisini kitaptan çok hayattan almak isteyen, fırsat buldukça öğrenme arzu­sunu son demlerine kadar devam ettiren, genç yaşta seyahat etme merakı başlamış, ufak cüsseli minyon bir tip olan Evliya Çelebi, ata binmeyi, cirit oynamayı, silâh kullanmayı çok iyi bilir.
Yüksek mevkilerde gözü olmayan yazar, sevimli ve karşısındaki de çok iyi diyalog kurar; hattat, nakkaş, musıkîşinâs ve kendi çapında bir şairdir de. İnsanlar ve olaylar hakkındaki görüşlerini, gereğine göre, açık ve­ya kapalı bir biçimde söylemekten geri durmamış hükümet başında bulu­nanların halka yaptıkları zulmü ve yolsuz idareyi, sırası geldikçe eleştirmekten çekinmemiştir.
Seyahatnâme’nin hemen her cildinde rastlanan çeşitli olaylar için tarih düşürme şiirlerine bakılırsa Evliya Çelebi'nin şairliği zayıftır. Nesri­ne gelince konuşur gibi sade samimî üslûbu dil kuralları yanlışlarına rağ­men sürükleyici bir anlatımı vardır. Sıkça rastlanan karşılıklı konuşmalar, XVII. yüzyıl konuşma dili için değerli örneklerdir.
Üslûbunda alaycı bir hava vardır. Tanıdığı çeşitli insanların gülünç yanlarını iyi yakalar ve mübalâğacı bir biçimde anlatır. Hatıralarını nakle­derken insanların hayal güçlerinin hoşlanacağı bazı garip olaylar da katmış fil doğuran kadınlardan, gaipten haber veren mağaralardan vb. bahsetmiş­tir. Türkçe bir ifadeyi Arapça zannederek okuyamayanlardan bahisle za­manın âlimlerini yermiş, yabancıların Süleymaniye Camii'ne hayranlıkla­rını gülünç bir biçimde canlandırmıştır.
Eseri, uzun bir seyahatin hikâyesi olmakla beraber, tarih, coğraf­ya, bazı kişilerin hayat hikâyeleri, kitabeler, dil, folklor ve ekonomik ha­yat gibi birçok konuya kaynaklık eder.
Yazar doğrudan gördüklerini yazdığı gibi bazı şeyleri okudukların­dan ve işittiklerinden nakletmiştir. Nitekim birçok yerli ve yabancı kaynaktan yararlanmış, gezdiği yerlerin dillerinden küçük örnekler vermiş, bazı olayları -katılmadığı halde- bizzat katılmış gibi nakletmiştir.
Evliya Çelebi, gördüğü ulusların bütün özelliklerini yansıtmağa ça­lışmış, kendisi için önemli bulduğu yanları uzun-uzadıya anlatmış, kitabeler toplamış, ünlü kişilerin hayât hikâyelerini, velîlerin menkıbelerini, eserleri­ni nakletmiştir. Bu açılardan eseri, XVII. yüzyılın eşsiz bir ana kaynağıdır.

ESERİ: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi 10 cilttir. Yazar bu büyük eserini, çeşitli yıllarda kısım kısım yazmış, sonra bazı eklerle tamamlamış­tır.

b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.

3. Metin
Mektup
Şikâyetname
Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat'a girdiği zaman Fuzûlî, hükümdara meşhur Bağdat Kasidesi'ni sunar. Kasideyi çok beğenen hükümdar Fuzûlî'ye Bağdat vakıflarının masraf fazlasından verilmek üzere günde dokuz akçelik bir tahsisat bağlanmasını ister. Bu parayı alabilmesi için Fuzûlî'ye bir de berât verilir. Fuzûlî, vakıf memurlarının sahtekârlıkları yüzünden uzun süre oyalanır, yolsuzluklardan rahatsız olan şair, dostu Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi'ye hitaben durumunu anlatan bir mektup yazar.
Kısaca tam bir ümit ile elimde olmadan durdum ve derdimi anlatmak için vakıf görevlilerinin karşısına çıktım. Gerçi onlarla görüşmeye fırsat olmadı ama derdimi anlatmak için uğraştım. Sonunda uğursuz bir vakitte kötü bir hâlde karşılarına çıktım. (orada) Bir topluluk gördüm ki hâlleri perişan ve (onlarda) ne safadan ne doğruluktan eser var. Meclisleri sanki hileyle kurulmuş bir tuzak, mecliste hazır bulunanlar: "İşte onlar hayvanlar gibidir hatta daha da aşağıdır." uygunsuz hareketleri ve azar dolu sözcükleri Nuh Tufanı'nın dalgalarına benzer. Yine de onların olduğu yere ulaşmak için gayret ettim.
Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, yararsızdır diye mültefit olmadılar (İltifat etmediler). Gerçi görünüşte sözde itâat gösterdiler ammâ hâl diliyle bütün sorularıma cevap verdiler:
Dedim: Ey memurlar! Bu ne yanlış iş ve kaş çatıklığıdır.
Dediler: Her zaman bizim âdetimiz budur.
Dedim: Benim saygımı uygun görmüşler ve bana emeklilik fermanı vermişler ki ondan sürekli olarak yararlanayım ve padişaha gönül rahatlığı ile dua edeyim.
Dediler: Ey zavallı! Sana haksızlık etmek istemişler ve ne olacağı belirsiz bir mal vermişler ki durmadan mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işidesin.
Dedim: Berâtımın içindekiler ne için yapılmaz? Dediler: Zevâidir (gelir fazlasıdır), yapılması mümkün olmaz. Dedim: Böyle evkaf zevâidsiz olur mu?
Dediler: İstanbul'un giderlerinden arta kalsa bile bizden kalır mı?
Dedim: Vakıf malını çok kullanmak günahtır.
Dediler: Akçamız ile satın almışız, bize helâldir.
Dedim: Hesap isteseler bu tuttuğunuz yolun bozukluğu görülür.
Dediler: Bu hesap kıyamette sorulur.
Dedim: Dünyada dahi hesap olur, haberini işitmişiz.
Dediler: Ondan dahi korkumuz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.
Gördüm ki soruma cevaptan başka nesne vermezler ve bu berât ile isteğimi yerine getirmeye gerek görmezler. İster istemez uğraşmayı bıraktım, yaslı ve yoksun olarak yalnızlık köşeme çekildim.
(...)

Okuduğunuz metin Fuzûlî'nin Nişancı Celâl-zade Mustafa Çelebi'ye hitaben yazdığı ve "Şikâyetname" adıyla ünlenen mektubudur.
A.   Metnin planını çıkarınız. Eserde hangi konu işlenmektedir? Sözlü olarak ifade ediniz.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’a gitmesi
Fuzuli’nin hükümdara kaside sunması ve hükümdarın kasideyi beğenmesi
Fuzuli’ye dokuz akçelik maaş bağlanması
Fuzuli’nin maaşını ülkedeki yolsuzluktan dolayı alamaması
Fuzuli’nin durumu bir mektupla yetkililere haber vermesi
B.   Eserde Fuzûlî nelerden şikâyet etmektedir? Bir cümle ile ifade ediniz.
Fuzuli işlerini düzgün yapmayan devlet memurlarından şikayet etmektedir.


13. Etkinlik
Okuduğunuz mektubu yorumlayınız. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
14. Etkinlik
Şikâyetname
Selâm virdüm rüşvet degüldür diyü almadılar, hüküm gösterdüm fâ'idesüzdür deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zâhirde sûret-i itâ'at gösterdiler ammâ zebân-ı hâl ile cemî-i suâlüme cevâb virdiler. Dedüm "yâ eyyüha'l- eshâb" bu ne fi'l hatâ ve çîn-i ebrûdur. Dediler muttasıl âdetümüz budur. Dedüm benüm ve re'âyetüm vâcip görmişler ve bana berat-ü tekaaüd vermişler ki evkaafdan hemîşe behre­nend olam ve padişâha ferâgatle du'a kılam.

Yukarıdaki metin parçası Fuzûlî'nin "Şikâyetname" olarak bilinen özgün metninden alınmıştır.
1 . Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile bu metin parçası arasındaki dil ve anlatım özelliklerini belirleyiniz.
2. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.
3. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.
1.Dil ve anlatım özellikleri
2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
Yukarıdaki metnin dili sade metne göre daha süslü ve ağırdır. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. ( deyü)

mültefit olmadılar, zâhirde sûret-i itâ'at gösterdiler ammâ zebân-ı hâl ile cemî-i suâlüme cevâb virdiler, yâ eyyüha'l- eshâb, fi'l hatâ ve çîn-i ebrûdur, re'âyetüm vâcip, berat-ü tekaaüd vermişler ki evkaafdan hemîşe behre­nend olam ve padişâha ferâgatle du'a kılam.

15. Etkinlik
Üç gruba ayrılınız. Okuduğunuz metinlerin hangi gelenek içinde yazıldığını tartışınız. Sonuç­ları aşağıya yazınız.
16. Etkinlik
a. Yazarın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
·         Fuzûlî, Azeri asıllı Türk divan şairidir.
·         Asıl adı Mehmet oğlu Süleyman'dır.
·         Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden İslâmî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır.
·         Türkçe divanının önsözünde “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.
·         Türkçe divanındaki şiirlerini Azerî lehçesinde yazmıştır.
·         Aynı zamanda Arapça ve Farsça divanlarından bu dilleri de çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.
·         Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir.
·         Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
·         Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, ehlibeyte duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir.
·         Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır.
·         Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. Leyla ve Mecnun mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dâhil) en iyi mesnevîlerden biridir.
·         İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevâî çizgisini en başarılı şekilde kemale erdirmiştir.
·         Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir.
·         Kanunî'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur.
·         Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında dokuz akçelik maaşla ödüllendirilmiştir.
·         Maaşını alamayınca Şikayetnãme'yi yazmıştır.
·         Şikayetnãme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridir. Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der: “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar.”
b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.


17. Etkinlik
Şikâyetname adlı metnin ana düşüncesi ile ana düşünceye yardımcı olumlu ve olumsuz yargı­ları belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız
Ana Düşünce
Yardımcı Düşünce
Verilen sözler mutlaka yerine getirilmelidir.
Yetenek ödüllendirilmelidir.
Devlet görevlisi görevini kötüye kullanamaz.
Yapılan haksızlıklar mutlaka giderilmelidir.
ANLAMA VE YORUMLAMA
18. Etkinlik
a. Aşağıda sade ve sanatkârane nesir örneği vardır. Bu metin parçalarından hareketle sade ve sanatkârane nesirleri bulup gösteriniz. Eserleri karşılaştırarak özelliklerini aşağıdaki uygun yerlere yazınız.
A.  Sefer-i Ejderhan ve Kazan
Fî sene 976. Vezîr-i a'zam Celîl Mehmed Paşa-yı Tavîl, her bâr Acem memâliki fütûhâtı mukaddemâtına sarf-ı efkâr itmekten hâli değül idi. Ve cümle-i mukaddemâtınun elzemi asker-i İslâmun zahîresini sühûletle tahsîl ve tekmil idügi zahir olmağla ba'zı ehl-i vukûf Kara Denize cârî olan Ton suyı ve yine Bahr-ı Kulzüme akan İtil Irmağı mâbeynleri mesâfe-i kalîledür.
(.)
Peçevî Tarihi'nden
B.  Fezleke'den
Divanda Sipahilerin Ayaklanması
Rebiulâhirin yirmi üçüncü günü, Salı günü, ulûfe çıkarup yeniçeriye verildi. Sonra sipahiye ikişer, üçer kise verilmekle mutâd üzre talep edüp kaldırmadılar. Taşra hazinede hazır akçe bulunmamağla arz olunup iç hazineden yüz yük akçe hemen verilüp bundan sonra yine almayup başdefterdar Şerif Mehmet Paşa'nın başı kesilmeyince olmaz deyu ısrar ettiler. Ağalarını taşlayup çavuşbaşı ve kapucular kethudası üç defa varup "Muradınız nedir, defterdar başın neylesiz?" dedikçe taşladılar.
SANAKKARANE NESİR
SADE NESİR
Sefer-i Ejderhan ve Kazan adlı metin sanatkâre metin örneğidir. Bu metnin dili ağırdır. Tamlamalar ve uzun cümleler çokça kullanılır. Arapça ve Farsça kelimeler çoğunluktadır. Seci denen kafiyeye çokça yer verilir.
Fezleke’den adlı metin sade nesir örneğidir. Bu nesrin dili sade ve süsten uzaktır. Anlaşılması sanatkarâne metne göre daha kolaydır. Uzun cümle ve tamlamalardan kaçınılır.
b. İki nesir arasındaki en belirgin farkın neden kaynaklandığını belirtiniz.
İki nesir arasındaki en belirgin fark dilden kaynaklanmaktadır. Sanatkârane metinlerde ağır ve süslü bir dil kullanılırken sade nesirde sade ve anlaşılır bir dil kullanılır. Sanatkârene metinlerde asıl amaç yazı ile sanatı göstermek olduğu için dil alabildiğine ağırlaşmıştır. Sade nesirde ise anlatılanlar halk için olduğu için halkın anlayacağı bir dil kullanılmıştır.
c.  Sade ve sanatkâr nesrin özelliklerini maddeler hâlinde defterinize yazınız.
Sade Nesir
Dil süsten uzaktır.
Yabancı kelimelere çok fazla yer verilmez.
Amaç sanat yapmak değil, bilgilendirmektir.
Sanat halk için yapılır.
Secilere fazla yer verilmez.
Arapça ve Farsça tamlalar çokça kullanılmaz.
Sanatkârane Nesir
Süslü ve ağır bir dili vardır.
Secilere çokça yer verilir.
Asıl amaç sanat yapmaktır.
Arapça ve Farsça tamlamalar çokça kullanılır.
Yabancı kelimeler sıklıkla kullanılır.
Uzun cümleler tercih edilir.

Okuduğunuz sade ve sanatkârane metinlerden hareketle dönemin kültürü ve edebiyat zevki hakkında çıkarımlarda bulununuz.
Edebiyat çokça gelişmiştir. İnsanlar düşüncelerini açıklarken edebî dili kullanmaktadır. Büyük şairlerin yetiştiği bir dönemdir. Şairler devlet başkanları tarafından ödüllendirilmektedir. Sanatçıların sanatları takdir ediliyor. Edebiyat hem halk için hem de sanat göstermek için yapılıyor. Metinlerde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalara sıkça rastlamak mümkündür. Düz metinler de bile şiir dilinin özelliklerini görmek mümkündür.

20. Etkinlik

Aşağıdaki metinleri inceleyiniz ve metinlerin sonunda yer alan etkinlikleri yapınız.
1.    Metin
Ahmed-i Dâî
Germiyan yöresinden Mir Süleyman şairlerindendir. Çengnâme adlı manzum kitabı ve yazışma kurallarını ihtiva eden bir eseri vardır. ükûdü'l- Cevâhir adıyla bilinir. Farsça olarak açıklanmış Arapça bir lügati ve çeşitli vezinlerde nazm edilmiş çok sayıda kıtası vardır. Gazel tarzı eskilere benzer. Çağdaşı olan nesir yazarlarına oranla çoğundan üstündür. Ama zamanımızda o üslup uygulamadan kalktığı ve hükmü kaldırılmış kitaba döndüğü için o tarz ile şimdi işlem yapılmaz. Zamanımızın yazarları ve nesir ustaları son derece zarif ve latiftirler. Şimdi o üslup tamamen terk edilmiştir. Şiir tarzı ise durumuna tanıktır. Bu şiir onun kendi ürünü ve güzel makbul icadıdır.
Gazel:
Eyâ hurşîd-i meh- peyker cemâlin müşteri manzar Ne manzar manzar-ı tâli'ne tâli' tâli'-i Enver

Günümüz Türkçesiyle:
Ey yüzü parlak ayı andıran sevgili, yüzün müşteri yıldızı görünümünde. O ne talihli manzara öyle, manzaraların en parlağı.
Latîfî Tezkiresi

2.    Metin
Japonya'da Ahlak ve Adet
Bu ada halkının büyükleri ve uluları enselerinde birer perçem kor. Orta tabaka halkı başının yarısını tıraş eder. Oğlancıklar başının önünü tıraş eder ve hepsinin yanında birbirinin perçemine el ile dokunmak büyük ayıp ve ardır. Hepsi kıllarını cımbız ile yolarlar. Ve bunlar ak, kerli- ferli ve güzel olur. Döşek gibi kaba ve pak hasırlar ile evlerini döşeyip onun üzerine otururlar. Başlarının altını taş ve odun ile kabartırlar ve bunlar açlığa ve susuzluğa ve sıcağa ve uykusuzluğa çok sabreder ve dayanırlar. Doğan çocukları sert soğuklarda bile ırmaklara sokup yıkarlar. Memeden kestikten sonra analarından ayırıp güç yerlerde büyütürler ve ava alıştırırlar. Lakin fakirlikten daha çok nefret edilecek ve iğrenç nesne görmezler. Bundan ötürü çoğu kadınlar oğulları fakir olup ulular hizmetine varmasın deye onları öldürürler. Avratlar ipekten kumaşlar giyer ve baştan ayağa dek örtünürler. Papuçlan buğday sapından işlenip örülmüştür. Erleri büyük tafra ile giyinmiş ve silahlamış gezerler. Ve bunlar Çin halkı gibi temizliğe, arılığa çok dikkat ederler. Kaz, tavuk ve benzeri hayvanları bile evlerinde kirletirler deye komazlar, hep kırda gezdirirler. Ve yemeklerinde diz üzerine oturup iki çatal çubuk ile alıp yerler, ellerini bulaştırmazlar. Ve yaygıları kirletmemek için papuçlarını dışarıda çıkarıp çok dikkat ederler. Deniz kıyılarında ve şehirlerde alçak hâili olanlar sebzevat, pirinç ve balıkla geçinirler,   uluları çoğu av eti yerler, balığa da düşkündürler. Türlü ziyafeti ederler. Her bir türlü yemekte sofrayı bozup değiştirirler.

KÂTİP ÇELEBİ, Cihannümâ'dan
3.    Metin
Türkiye'de Kahve ve Tütün
Sene 962 (1554) tarihine gelinceye kadar İstanbul'da ve umumen Rum ilinde kahve ve kahvehane yok idi. Ol sene içinde Halep'ten Hakem namında bir herif ve Şam'dan Şems adlı bir zarîf gelip Tahtakale'de birer dükkân açıp kahve satmaya başladılar. Keyfe düşkün ahbaplar, hususiyle okur yazar  kısmından nice zarifler toplanır oldu ve yirmişer otuzar bir yerde meclis kurar oldu. Kimi kitap okur; kimi tavla ve santrançla meşgul olur, kimi yeni yazılmış gazeller getirip maariften bahsolunur; nice akçeler ve pullar sarfedip ahbap toplantısına sebep olmak için ziyaret tertip edenler, bir iki akçe bahası vermekle andan fazla toplantı safasın eder oldular. Şu derecede ki devam eden mâzuller, kadılar, müderrisler ve işi gücü olmayıp köşesinde oturanlar takımı "Böyle eğlenecek yer olamaz." deyü oturacak ve duracak bir yer bulunmaz oldu. Ol kadar şöhret buldu ki devlet adamlarından gayrı büyükler duramıyarak gelir oldular.
İmamlar ve müezzinler ve gösterişçi sofular: "Halk kahvehaneye müptela oldu!" dediler, ulema ise: "Kötülük yeridir. Ana varmaktan meyhaneye varmak evlâdır." deyip hususiyle vâızlar yasak edilmesi hususunda gayet itina eder oldular. Müftüler: " Her nesne ki kömür derecesine vara, tam haramdır." diye fetvalar verdiler. Merhum Sultan Murat Han-ı Salis zamanında büyük tembihler oldu. Lakin... ulema ve meşayihten, vezirlerden ve kibardan içmez adam kalmadı. Hatta bir dereceye vardı ki büyük vezirler akar için kahveler ihdas ettiler ve günde ikişer altın alır oldular.
Tütünü, bin dokuz(1600) içinde İngiliz keferesi getirdiler. Bazı hastalıklara şifa olmak namına sattılar. Ehl-i keyften bazı yârân: "Keyfe müsaadesi vardır." deyip müptela oldular.
Peçevî Tarihi'nden

4. Metin
Kâğıthane
Bu hakîr-i pür taksir, Melek Ahmet Paşa efendimizle bu Topçular Sarayı'nda sakin olurken, her gece Kâğıthane'de nice yüz bin fişeng-i pür rengin sema boşluğuna ağdığını temaşa edip nice yüz bin top u tüfenk sedasın işittik. En son yarân-ı safânın birinden bu şâmdanlığı sual ettikte, o vefalı dost, bu hakirin ahvaline vâkıf olup:
"Ey gam ve kederde perişan hâtır olan biçare! Aklını fikrini yitirmiş âvare! Niçin gam çölünde Mecnun gibi mahzun olup bu heva dolu Kâğıthane'den nasibini almazsın? Başka eğlence yerlerinde dahi bu Kâğıthane cemiyeti gibi bir şadmanlık olmamıştır. O bayramı görmeyen adam, yeryüzünde hiçbir şey görmüş değildir." diye Kâğıthane'yi öyle bir methedip ballandırdı ki bu meyyâl tabiatım, berrak su misali Kâğıthane'ye doğru aktı. Ve şu beyitler hatıra geldi ki:
Gönül eğlencesi seyr ü safâdır
Safâ sür kim bu dünya bîvefâdır
Kişi zevk ile olısar ferah-nâk
Heman zevk eyle cânım, olma gamnâk!
Deyip o ân Paşa'ya varıp Kâğıthane'ye gitmeye izin alıp kırk altın sarfedip iki koyun ve başka sayısız miktar yiyecek ve içecekler alıp münasip can dostlarımdan beş altı ağa ile çadırlarımızı alıp Kâğıthane Nehri'nin kıyısında, çınar ağacı gölgesinde kurup gece ve gündüz sohbet-i hâz'a başlayıp güyâ her gün Hüseyin Baykara zevki ederdik.
Tamam iki ay bu sahra-yı çemanzâr u lâlezâr-ı Kâğıthane'de öyle ayş ü işretler olmuştur ki diller ile anlatılmaz ve kalemler ile yazılmaz.
İstanbul'un bütün âyan ve eşrafı ve mirasyedi hoppa çelebileri bu Kâğıthane meydanında üç bin kadar nakışlı hayme ve çadırlar ve sayvanlar ve cibinlikler ile dümdüz ovayı bezeyip her gece cümle haymeleri nice yüz kere bir kandiller ile bal mumu ve yağlar ile ve yaldız benzeri fânuslar ile tutuştururlardı.

Yatsıdan sonra yüz bin serraha fişeği semaya karışıp berkîler, bahrîler, kelebekler, badaloşkalar, delice ve gebeşler, horozlar, kule vesair envai fişeklerle ateş edip gûya Kâğıthane Nemrut ateşi içinde kalıp ve nice bin âhî, evangeli, serbâzân topları ateş edip sabaha kadar yer ve gök, gök gürültüsü misali gümlerdi.
İki binden fazla dükkânlarda yiyecek ve içecekten başka bütün kıymetli şeyler mevcut idi.
Evliya ÇELEBİ, Seyahatnameden
5. Metin
İlâhî! Ben yoğiken ne olacağımı ve beni yaratmadan ne edeceğimi bilirdin. Benim ne kulpa yapışacağımı başıma yazmış, ne yola gideceğimi ezelden çizmiş idin. Eğer ezelde kulluğa kabul ettinse fazl senindir, ni'met bana. Eğer reddeyledinse adl senindir, hasret bana.
İlâhî! Kabûl senden, red senden. İlâhî! Şifâ senden, derd senden.
Sâbıra-ı ezelde ne yazdınsa ol olur, hâtime-i ömrde ne kodunsa ol gelir.
Eğer mutî' kulların tâatlerine inanırlarsa asîlerin dahi keremine dayanırlar.
İlâhî! Her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlâhî! Elime her ne sundunsa anı tuttum.
İlâhî! Gönlüm oduna her ne yaktınsa ol tüter. İlâhî! Vücûdum bağına her ne diktinse ol biter.
İlâhî! Dil verdin, zikrinden ayırma; gönül verdin, fikrinden çevirme. Îman verdin, dâim eyle; ihsan verdin, kaaim eyle.
a. Okuduğunuz metinleri; nesir türleri, konuları ve anlatım biçimi bakımından gruplandırınız. Gruplandırdığınız türleri aşağıdaki uygun bölümlere yazınız.

Nesir Türleri Bakımından
a)       Sade Nesir-
b)      Sanatkârane Neisr

    Konuları Bakımından
a)       Tezkireler
b)      Seyahatnameler
c)       Tarihler
d)      Hatıralar
e)       Dini metinler

Anlatım Biçimi Bakımından
a)       Açıklayıcı ve bilgilendirici anlatım
b)      Betimleyici ve öyküleyici anlatım

b. Metinlerin ortak yönlerini tespit edip eserlerin hangi geleneğe ait oldukları ile ilgili çıkarımlarda bulununuz.

               
Metinlerin ortak yönleri
Ait oldukları gelenek
Metinlerin ortak yönleri öğretici metin olmalarıdır.
Metinlerin ait odluğu gelenek öğretici metin geleneğidir.

DEĞERLENDİRME
a. Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz.
  On ciltlik meşhur Seyahatname eserinin yazarı EVLİYA ÇELEBİ’dir
  Şairlerin hayatları ve edebî kişilikleri hakkında bilgi veren eserlere TEZKİRETÜ’Ş-ŞUARA denir.
  Fuzûlî'nin mektup tarzıyla yazmış olduğu eserinin adı ŞİKÂYETNAME’dir.
  XVI. yüzyıl divan edebiyatında nesir türleri ikiye  ayrılır,  bunlar:   SADE ve SANATKÂRENE nesirdir.

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce­vaplayınız.
1. Aşağıdaki şair ve yazarlardan hangisinin tarih veya coğrafya alanında eseri bulunmamaktadır?
A) Evliya Çelebi B) Peçevi C) Nedim D) Naima E) Kâtip Çelebi

2. Divan edebiyatında, edebiyatın konusu içine giren eserleri ve bunların sanatçılarını değerlendiren eserlere ne ad verilir?
A) Seyahatname B) Dinî eser C) Tarih D) Tezkire E) Mektup

3. Aşağıdakilerden hangisi divan edebiyatı nesir türlerinden değildir?
A) İlmî eser                   B) Seyahatname
C) Mesnevi                   D) Tezkire
E) Tarih
4. Divan edebiyatı nesir türleri için aşağıdaki yargılardan hangisi söylenemez?
A)  Sade nesirde amaç sanatlı anlatımdır.
B)  Sade ve sanatkârane nesir arasındaki en önemli fark dili ve anlatımıdır.
C)  Sade nesir dinî, tasavvufi, tarihî ve ilmî eserlerde daha çok görülür.
D)  Sanatkârane nesir, tarihî, ahlaki ve edebî konularda yazılır
E)  Divan edebiyatı nesri sade ve sanatkârane olmak üzere ikiye ayrılır.
c. Aşağıdaki sanatçılarla eserleri eşleştiriniz
Kâtip Çelebi-Cihannüma
Evliya Çelebi-Seyahatname
Peçevi- Tarihi
Latîfî-Tezkire
Fuzûlî-Şikâyetname

ÜNİTE SONU DEĞERLENDİRMESİ
a. Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz.
1.  İslamiyetin kabulünden sonra oluşturulan ilk eserlerde bazı Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.
2.  XIII. yüzyılda yaşayan  Hoca Dehhanî divan şiirinin ilk temsilcisi kabul edilir.
3-Danişmentname Anadolu'nun Müslüman Türklerin hâkimiyetine geçmesi sırasında Danişmend Gazi ve Melik Gazi'nin gös­terdikleri kahramanlıkları anlatan bir halk destanıdır.
b. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(Y ) Türkler, İslamiyetten sonraki hayatların­da İslamiyet öncesi dönemdeki kültürle­rinden tamamen uzaklaşmışlardır.
(D ) X. yüzyıl ile XII. yüzyıl arasında Türk edebiyatı bir geçiş dönemi yaşamıştır.
(Y ) Gazelin en güzel beytine matla beyit adı verilir.

c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce­vaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi Islâmiyetin etki­siyle oluşturulan geçiş dönemi eserlerin­den biri değildir?
A)  Orhun Abideleri
B)  Divan-ı Hikmet
C)  Divan-ı Lügati't Türk
D)  Kutadgu Bilig
E)  Atebetü'l-Hakayık

2..................... İslami Türk edebiyatının elimize geçen ilk ürünüdür. Dinî, ahlaki görüşleri içeren didaktik tarzdaki eser, aruz vezniyle ve mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Eser, Türk edebiyatının ilk siyasetnamesi olarak kabul edilir.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki eserlerden hangisi getirilmelidir?
A)  Divanü Lügati't - Türk
B)  Divan-ı Hikmet
C)  Muhakemetü'l - Lügateyn
D)  Atebetü'l-Hakayık
E)  Kutadgu Bilig
3. Islamiyetten önceki ve sonraki dönemin karşılaştırılmasıyla ilgili olarak verilen aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A)  İslamiyetten sonra Türklerin sosyal ve kültürel hayatında pek bir değişiklik ol­mamıştır.
B)  Türkler İslamiyetten sonra yaşadıkları gö­çebe hayatı bırakıp yerleşik hayata geç­mişlerdir.
C)  İslamiyet sayesinde Türklerde birlik dü­şüncesi oluşmuş, sağlam bir birlik mey­dana gelmiştir.
D)  Türkler bu zamana kadar çok az yazılı ürün vermişlerdir, bu dönemde yazılı ürünler de çoğalmaya başlamıştır.
E)  O güne kadar dış etkilerden uzak olan Türkçeye Arapça ve Farsça kelimeler girmeye başlamıştır.

4. Divanü Lügati't Türk adlı eserle ilgili ola­rak verilen aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A)  Türk dilinin ilk sözlüğü kabul edilir.
B)  Eser, sadece bir sözlük değil, aynı za­manda Türk folklorunun ilk kitabıdır.
C)  Eserde İslamiyet Öncesi Döneme ait söz­lü ürün örnekleri vardır.
D)  Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alın­mıştır.
E)  Eser Arapça olarak yazılmıştır.

5. XI ve XII. yüzyıl Türk edebiyatı ile ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi yan­lıştır?
A)  Âşık tarzı Türk şiiri ortaya çıkmıştır.
B)  İslami ilk ürünler verilmiştir.
C)  Eserlerde Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmaya başlanmıştır.
D)  Ürünlerde İslami kültürün izleri vardır.
E)  Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmaya başlanmıştır.
6................. ........... , anonim halk şiiri nazım biçimidir. Sadece dört mısradan oluşur. Yedili hece öl­çüsüyle söylenir. uyak düzeni aaxa şeklinde­dir. İlk iki dizesi uyağı doldurmak ya da te­mel düşünceye bir giriş yapmak için söyle­nir. Temel duygu ve düşünce son iki dizede ortaya çıkar. Aşk, sevgi, ayrılık gibi konu­larda söylenir.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
A) Ağıt                    B) Ninni                   C) Mâni
D) Türkü                E) Destan
7. Tasavvuf edebiyatı ürünü olan "ilahi" ile ilgi­li aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A)  Din ve tasavvuf konuları işlenir.
B)  Belli bir ezgiyle söylenir.
C)  Kendine ait özel bir biçimi yoktur, koşma ya da semai biçimlerinde olabilir.
D)  Genellikle hece ölçüsü kullanılır.
E)  Ağırlıklı olarak beyit nazım birimi kullanılır.
8. Aşağıdakilerin hangisi halk şiirinin genel özelliklerinden biri değildir?
A)  Halkın içinden doğan eserler, konu, te­ma ve duyarlık bakımından halkın haya­tına sıkı sıkıya bağlıdır.
B)  Nazım birimi olarak bent ve beyit esas alınır.
C)  Şiirlerde, genellikle millî ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.
D)  Aşk, doğa, ayrılık gibi halkı ilgilendiren somut konular işlenir.
E)  Yalın, içten ve doğaçlama bir anlatım kullanılır.
9................... diğer halk şiiri türlerine göre biraz daha özgürce uyaklanır ve ilk söyleyeni, bir süre geçtikten sonra unutulur. Daha çok Or­ta ve Güney Anadolu'da Afşar ve Türkmen kökenli toplumlarda, belli geleneksel eylem­lere uyularak ölen kişinin başında ya da o gömüldükten sonra genellikle kadınlar tara­fından söylenir.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
A) Ağıt        B) Destan        C) Türkü
D) Ninni
                        E) Mâni
10. Aşağıdakilerden hangisi halk edebiyatı nesri ürünlerinden değildir?
A) Karagöz                             B) Roman
C) Tekerleme                        D) Fıkra
E) Masal
11. Aşağıdaki cümlelerden hangisi halk şiiri­nin genel özelliklerinden biri değildir?
A)  Halk kültürüne ve diline bağlılık esastır.
B)  Süsten uzak, yalın bir Türkçe kullanılır.
C)  Millî ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.
D)  Aşk, doğa, ayrılık, özlem, dil, tasavvuf gi­bi konular işlenir.
E)  Genellikle tam ve zengin kafiye kullanılır.
12. Anonim halk edebiyatı nazım türü olan ağıtın, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatında karşılığı………, divan edebiyatında karşılığı ise…………….. .
Bu cümlede boş bırakılan yerlere sırasıy­la aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)  Sagu - mersiye
B)  Mersiye - sagu
C)  Koşuk - mesnevi
D)  Sav - mersiye
E)  Sagu - hicviye
13. Âşık edebiyatı nazım şekillerinden koşmanın bir türü olan bu şiirlerde yiğitçe bir söyleniş vardır. Savaş, kahramanlık gibi konular işle­nir.
Yukarıda tanıtılan şiir türü aşağıdakiler-den hangisidir?
A) Destan    B) Koçaklama    C) Taşlama D) Güzelleme E) Ağıt

14. Aşağıdaki cümlelerden hangisi halk şiiri­nin genel özelliklerinden biri değildir?
A)  Toplum hayatını ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleşti­riler getirirler.
B)  Doğal, somut ve samimi bir anlatım var­dır.
C)  Nazım birimi olarak dörtlük esas alınmış­tır.
D)  Şiirler genellikle saz eşliğinde, belli bir ez­giyle okunur.
E)  Ölçü olarak aruz vezni tercih edilmiştir.
15. Din ve tasavvuf konularının işlendiği şiirlere …………..denir. Bunlar herhangi bir tarikatın görüşlerini yansıtmaz; konuyu genel olarak ele alır. Koşma gibi uyaklanır ve genellikle 4+4 duraklı 8'li ölçü kullanılır.
Yukarıda boş bırakılan yere aşağıdakiler-den hangisi getirilmelidir?
A) Nefes       B) Deme       C) Semai
D) İlahi
                       E) Mesnevi
16. Alevi ve Bektaşi şairlerin, ayinlerde, meclislerde ezgiyle okudukları, koşma biçimindeki şiirlere     adı…….. verilir. Genellikle tasavvuftaki vahdetivücut düşüncesi anlatılır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler de söylenir. Bu şiirlerde kalenderaneve alaycı bir üslup dikkati çeker.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
A) Nefes        B) İlahi       C) Nutuk
D) Deme                     E) Devriye
17. Arap şiirinde çok kullanılan bir nazım biçimi­dir. Arapçadan İran şiirine, oradan da Türk şiirine geçmiştir. Beyit sayısı 33 ile 99 ara­sında değişmekle birlikte daha kısa veya uzun olanları da vardır. Matla beyti kendi arasında uyaklıdır. Sonraki beyitlerin ilk dize­leri serbest, ikinci dizeleri baştaki iki dize ile uyaklıdır.
Bu parçada tanıtılan divan edebiyatı na­zım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gazel        B) Kaside        C) Şarkı
D) Müstezat
                       E) Mesnevi
18. "Gazel" ile ilgili olarak aşağıdaki cümle­lerde verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
A)  Divan edebiyatının en yaygın nazım biçi­midir.
B)  Edebiyat dünyasına Türklerin kazandırdı­ğı bir nazım biçimidir.
C)  Beyit nazım birimi esasına göre yazılır.
D)  Aşk, ıstırap, sevgi, sevgilinin âşığa çektir­diği cefalar gibi konular işlenir.
E)  İlk beytine matla, son beytine makta adı verilir.


REKLAM
Paylaşmak İsterseniz :
SON YAZILARDAN HABERDAR OLMAK İÇİN TWİTTER'DA TAKİP EDİN

+ yorum + 7 yorum

Adsız
29 Nis 2012 00:22:00

çok ama çok teşekkür ederiz ellerinize sağlık :)

Adsız
2 May 2012 17:29:00

işte bu çok yararlı oldu elinize sağlık :)

Adsız
5 May 2012 12:59:00

teşekürlerrrr

beyza
7 May 2012 17:40:00

çooook teşekkür ederim allah razı olsun ellerinize sağlık

Adsız
7 May 2012 20:01:00

wayss edebyiat fatihi değişmiş kopyalama flan yapılabilyoo çok sewdim bunu artık çıkam bu siteden

Adsız
11 May 2012 08:34:00

süper ya. çok teşekkür ederim

Adsız
20 May 2012 19:54:00

çok iyi, teşekkürler.. :)

Yorum Gönder

Yorumunuz için şimdiden teşekkürler...Blogger'da bir hesabınız yoksa ''Anonim'' veya ''Adı/Url'' bölümünü seçerek kolayca görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Support : roman özetleri | ŞİİR TAHLİLLERİ |
Copyright © 2011. edebiyat fatihi - All Rights Reserved
Template Created by Published by EDEBİYAT FATİHİ
Altyapı by Blogger
Yandex.Metrica